Kendime hatırlatmak istediğimde okurum diye buraya yazdım, belki istediği tüm imkanları sunamayacağız ona ama yanında olacağız, mutluluğun imkansızlığın da bir yerlerinde barındığını göstereceğiz, tıpkı o gün onun bize gösterdiği gibi.
Kızımız 1 yaşında, biliyorum hatırlamayacak ama ilk yurtdışı tatilinde çok da gönlümüze göre kalacak bir yer bulamadık, beğendiklerimiz ya doluydu ya da pahalıydı (malum 30 la çarpınca). Ortalamanın bir tık altında bir ev kiraladık airbnb’den. Evin ortasında bir masa vardı, +
+ kaldığımız her gün o masanın altına girip bize “cee ee” yaparak kahkahalar attı. Bize de attırdı.. Çok mutluydu. O an şunu aklıma kazımak istedim. Para sadece bir sebep, nerede olursak olalım, ne yaparsak yapalım, içimizde yine aynı çiçekler açabilir, yanımızdakilerden ötürü 💛
Ankarada Hukuk fakültesinde okurken, ilk yıl devletin öğrenci yurdunda kalmıştım. Yurdun ders çalışma salonunda hangi bölüm öğrencilerinin ne kadar kaldığını hiç unutamıyorum.
Bazı düşük puanlı bölümler, ders çalışma salonuna hiç uğramazdı. Onların bazıları politikacı oldu:(Beyni kendine zor yeten insanlar, ülke yönetmeye çalışıyor şimdi.)
Biz hukukçular gece 11.00-12.00 gibi kitapları toplayıp uyumaya giderdik. En son tıpçılar kalırdı.
Çıkarken gözlerim onlara takılırdı. Acaba kaçta yatıyorlardı? Tıp kazanacak kadar zeki, çok çalışacak kadar iradeliydiler. Başarının dört bileşenine sahiptiler: Zeka, emek, yetenek ve disiplin. Her şeyin en iyisini bunlar hak ediyordu.
Sınav zamanları biz de “sabahlamaya” başladık. Bu sefer tıpçıların bitirme zamanını görebildik. Bütün yıl gece 1 ila 2’ye kadar çalışıyorlardı. En yüksek puanlı tıplarda okuyorlardı.
Tıp kazanmak için olağanüstü çalıştılar.
Tıp bitirmek için olağanüstü çalıştılar.
Asistan nöbetlerinde günlerce uykusuz kaldılar.
Uzmanlık sınavlarına hazırlanırken, yeniden öğrenci olup, 1500 sayfalık kitapları ezberlediler. (O kitapların parası bile inanılmaz yüksek.)
Uzmanlık sınavını kazanıp, taşraya “şark görevine” gönderildiler.
Meslekleri bütün hayatlarını işgal etti. Kendilerine ait düzenli zamanları çok azdı. Hastalar sürekli bir şey sordu. Mesai dışında da telefonlar ve acil durumlarda işlerine koştular.
Doktorların çilesi çok. İnanın lise öğrencilerine konuşma yaparken, artık tıp kazanmayı “başarı örneği” olarak anlatamıyorum. Sesim kısılıyor, boğazım düğümleniyor. Çocuklara kötülük yapacakmışım gibi geliyor. Bu kadar bedel, bu ödüle değmez. Doktorluğun bedeli çok ağır. Doktor düşmanı bir sağlık sistemi var resmen.
Şimdi de doktor vuracak noktaya geldi işler.
O yurttaki ders çalışma salonuna uğramayan adamların tasarladığı verimsiz, zekasız ve doktor düşmanı bir sağlık sisteminde çalıştıkça, bu sorunlar çözülmez.
Doktorlardan yana tarafım. Açık ve net bir şekilde, bu insanlara haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Ama’sız destekliyorum. Hem maddi hem manevi hakları en üst düzeyde verilmeli. Hiçbir meslek grubunun bedel ödül dengesizliği bu doktorluktaki kadar bozuk değil.
MS-Hukukçu Yazar
İsmim Merve Özkorkmaz.
6 şubat Pazartesi sabahı deprem bölgesine ilk intikal eden ekipteki arama kurtarmacılardan biriyim.
Bölgeden paylaştığım bir takım fotoğraf ve videolardan sonra yerli ve yabancı gazete ve kanallar günlerdir devamlı röportaj vermem istiyor ancak medyanın en
Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, genel seçimlerde aday olmayacağını açıkladı: “6 yıldır bu görevi sürdürüyorum. Ben de insanım ve artık bu işin hakkını verecek kadar yeterli olmadığımın farkındayım. Devam edersem, Yeni Zelanda'ya zarar vermiş olurum”
Apple destekte müşteri temsilcisine bağlanmayı beklerken çalan müziği seçme şansı vermişler, caz seviyorsan caz seçiyorsun misal. Ne tatlı bir düşünce 🫠 teşekkürler @Apple
Bir bebeğimiz oldu, sezaryen ile. Beraber bebeğimizi karşıladık, sonra miniği ilk muayenesi için diğer tarafa aldılar. Başımda dolu gözlerle bekleyen eşime, ‘sen istiyorsan geç bebeğe bak’ dediler. Yok dedi, benim yerim burası. İyi ki..