𝐒𝐚𝐫𝐡𝐨𝐬̧𝐥𝐮𝐤 𝐒𝐚𝐝𝐞𝐜𝐞 𝐀𝐥𝐤𝐨𝐥𝐥𝐞 𝐎𝐥𝐦𝐚𝐳!
Hayatın gayesi nedir?
Arzularımızı tatmin etmek, canımızın istediğini yapmak, mümkün olduğunca çok lezzet almak mı?
Kur’ân-ı Kerîm insanı tam da bu noktada uyarıyor:
“Hevâsını ilâh edineni gördün mü?” (Furkân, 25/43)
İnsanın hevâsını ilâh edinmesi için onun önünde secde etmesi gerekmez. Haramı helâli, doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü düşünmeden yalnızca “Ben böyle istiyorum.” diyerek yaşaması; Allah’ın ölçülerini bir tarafa bırakıp arzu ve isteklerini hayatının ölçüsü hâline getirmesi de insanı büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakır.
İnsanın elbette arzuları, istekleri olacak. Cenâb-ı Hak insana bunları vermiş. Fakat insan her arzu ettiğini yapamaz. Müminin bir ölçüsü vardır. Helâl vardır, haram vardır; Allah’ın emri vardır, yasağı vardır. Nefsimiz bir şeyi istiyor diye o şey bizim için doğru hâle gelmez.
Cenâb-ı Hak:
“Kim Rabbinin huzurunda durmaktan korkar ve nefsini hevâdan alıkoyarsa, şüphesiz cennet onun varacağı yerdir.” (Nâziât, 79/40-41)
buyuruyor.
Demek ki insan nefsini kendi hâline bırakmayacak. Her istediğinin peşinden gitmeyecek. “Canım istiyor ama Rabbim razı mı? Allah buna müsaade ediyor mu?” diyecek. Mümin olmanın gereği de budur.
Resûlullah (sas) akıllı insanı, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimse olarak tarif ediyor. Âciz kimseyi ise nefsini arzularının peşine takıp ardından Allah’tan temennilerde bulunan kişi olarak anlatıyor. (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 25)
İnsan nefsini başıboş bıraktığı zaman bir müddet sonra nefsinin peşinden gitmeye başlar. Sonra doğruyu bildiği hâlde yapamaz, yanlış olduğunu bildiği hâlde ondan vazgeçemez.
Çünkü sarhoşluk sadece içkiyle olmaz.
Şehvet de insanı sarhoş eder.
Makam hırsı da sarhoş eder.
Para, mal, servet hırsı da sarhoş eder.
Dünyaya aşırı düşkünlük de insanı sarhoş eder.
İnsan öyle bir hâle gelir ki ne yaptığını, nereye gittiğini, yaptığı işin sonunun nereye varacağını göremez olur.
Kur’ân-ı Kerîm, Lût (as) kavminin hâlini anlatırken ne kadar ibretli bir ifade kullanıyor:
“Ömrüne yemin olsun ki onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.” (Hicr, 15/72)
Ortada içki yok. Ama şehvetin verdiği bir sarhoşluk var. Öyle bir sarhoşluk ki insan doğrunun ne olduğunu bildiği hâlde arzusundan vazgeçemiyor.
Onun için nefsimizi kendi hâline bırakmayacağız. Her istediğini vermeyeceğiz. Allah’ın razı olmadığı yerde durmayı, vazgeçmeyi bileceğiz.
Mümin, keyfine göre değil; Allah’ın koyduğu ölçülere göre yaşamaya gayret eder.
Rabbimiz nefsimizin ve arzularımızın esiri olmaktan hepimizi muhafaza eylesin. Nefsine hâkim olabilen, helâli helâl, haramı haram bilen ve ömrünü rızasına uygun yaşayabilen kullarından eylesin.
#Nefis
#Heva
#DünyaSevgisi
VATANDAŞIMIZIN BİRİKİMİ SAHİPSİZ DEĞİLDİR, HİÇ KİMSE HUKUKUN ÜSTÜNDE DEĞİLDİR!
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın alın teriyle oluşturduğu birikimleri korumak, mali sistemimizin güvenliğini sağlamak ve suçtan elde edilen kazançların izini sürmek amacıyla devletimizin kurumları güçlü bir koordinasyon içerisinde çalışmaktadır.
Bu anlayışla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Büromuz tarafından, Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) desteği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğümüzün çalışmalarıyla yürütülen fon soruşturması çok yönlü ilerlemektedir.
Bugüne kadar yürütülen operasyonlarda toplam 76 şüpheli hakkında adli işlem yapılmıştır. 45 şüpheli tutuklanmış, 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı uygulanmış, 12 şüpheli hakkında ise yakalama işlemleri başlatılmıştır. Gözaltındaki 14 şüphelinin adli işlemleri devam etmektedir.
Kimsenin mal kaçırmasına ve mağdur vatandaşlarımızın haklarına ulaşmasını engellemesine müsaade edilmemektedir. Tüm fon sahipleri ile yönetici kademelerinde yer alan şüphelilerin mal varlıklarına el konulmuştur. Birinci derece yakınlarının mal varlıkları dondurulmuştur.
Vatandaşlarımız müsterih olsun: Hiç kimsenin unvanı, görevi, ekonomik gücü veya çevresi hukukun üzerinde değildir. Kimse korunmamakta, kimse kayırılmamaktadır! Delillerin ortaya koyduğu sorumluluk zinciri takip edilmektedir.
Sorumluluğu bulunanlar hukuk önünde hesap verecek; mağdur vatandaşlarımızın hakkı sahipsiz bırakılmayacaktır.
Gücün, insan kalma kudretinden çok daha fazlası olduğuna kim ikna etti seni !!
Niye en çok sen kazanmak istiyorsun !!
Hangi tarafta olursan ol büyük hesap gününden daha büyük olmadığını bilmek acizliğimizi seven Allah’a bir teşekkür değil miydi ?
Neden neden neden, şahsiyetli bir yokluk şahsiyetsiz bir varlık olma ikbalinin gölgesinde kaldı !!
Öyleyse bu zenginlik kimin !! Sen kazanıyorken masum insanlar tencere kazıyorsa!!
Sen kazanıyorken başkalarının umudunu hırsına pas pas eyliyorsan,
Sefil hatırlanmayı göze alacak kadar düşmeyi, gerdanına taktıysan ; bu rekabet ne mutlu sonla ne de mutlu fonla biter.
Kendimize geliş bileti derhal tükenmeli..
TUZAK BU!
Bosch İngiltere, ABD, Hırvatistan ve Almanya reklamlarında anne, çocuk, büyükanne-baba var.
Aile, büyük aile öne çıkarılıyor.
Türkiye reklamında anne, köpeğin annesi olarak sunuluyor!
Bu reklamı derhal kaldırın @rtukkurumsal@iletisim#bosch
Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu:
◼️Bana göre okullardaki problemlerden birisi veli baskısı.
◼️Bu veli baskısı Türkiye'de çocuğu aşırı korumacılıktan dolayı okulu ve öğretmeni işlevsiz hale getiriyor. Buna bir çare bulunması lazım.
◼️Herkesin çocuğunu koruması güzel bir şey. Ama her şeye müdahale ettiğiniz zaman öğretmenin otoritesi kalmıyor.
◼️Eskiden öğretmen size kızdığı zaman babanıza söylemezdiniz çünkü o daha çok kızardı.
◼️Eskiden okulda dayak yediğiniz zaman evde babanızdan da dayak yerdiniz. Bir şey yaptın ki öğretmen dövdü seni derdi.
◼️Her okula bir güvenlik personeli koymak lazım. Bu en azından belli şeyleri engeller.
◼️12 yıllık (kesintisiz) eğitimin mutlaka gözden geçirilmesi lazım.
◼️Mutlaka ders saati ve müfredat yoğunluğu azaltılarak öğrencilerin sosyal ve sportif becerilerini artıracak zaman oluşturup, mekan hazırlanmalı.
◼️Okullarda bu çocukların psiko-sosyal gelişimine katkı sağlayacak faliyetle yapılması lazım.
◼️Burada önemli noktalardan birisi sanal medya ve dijital oyunlar.
◼️Bir taraftan ailelere ebeveyn eğitimi verilmesi lazım.
◼️Akran zorbalığı çok ciddi bir problem. Bunların incelenmesi lazım.
◼️Psikolojik taramaların çok ciddi yapılması lazım.
◼️Gençlerin dinlediği şarkılara bakın, Spotify'ın öne çıkardığı şarkılara bakın, algoritmaların öne çıkardığı şarkılara bakın, içeriklerine bakın. Mesela bir tehdit de o.
◼️Eskiden Kemal Sunal filmlerini izletmezlerdi bize ki Türkçesi bozulacak diye. Şimdi Netflix dizilerdeki ahlaki problemleri, aile yapısına saldırıları görün.
◼️Televizyonlar bunların yanında çok masum kaldı artık.
◼️Şimdi sanal medyanın, oyunların çok ciddi ele alınması lazım. Bu acı artık bişeyleri düzeltmek için bir fırsat.
Bir çocuğun / gencin çekindiği
üç unsur vardı. Evde anne baba, okulda öğretmen ve sokakta kolluk güçleri.
Önce “çocuğunuzla arkadaş gibi olun” modasıyla anne-babanın otoritesi bitti.
Sonra okulda öğrenci ve velinin fiziksel ve sözlü şiddetine karşı sahip çıkılmayarak öğretmenin itibarı yerle bir edildi.
Akabinde AB uyum yasaları diyerek kolluk kuvvetleri güvenlik görevlisine dönüştürüldü.
İnsan bir otoriteye tabi olması içgüdüseldir. Hayatındaki bu otorite eksikliği boşluk kabul etmedi.
Korkacağı, çekineceği bu üç unsurdan artık çekinmeyen çocuk ve gençteki bu otorite boşluğunu sokaktaki serseri, dizideki kabadayı, okul önündeki mafyatik tipler doldurdu.
Şimdi elimizde sadece anne babadan, öğretmenden veya kolluk kuvvetlerinden değil, mahkemeden, hakimden, savcıdan hatta cezaevinden bile çekinmeyen bir gençlik kaldı.
Yapımda ve yayında emeği geçenlere Allah izan ve nizam versin.
Öğretmenlerin elinde sihirli değnek yok! Aileler eskiden çocuklarını eğitirdi. Öğretmene saygıyı öğretirdi. Okul önemli bir yerdi, aileler çocuklarına okula da saygı duymayı öğretirlerdi.
Çocuklarını yetiştiremeyen ailelerin çocuklarını, öğretmenlerin üzerine bir sorumluluk olarak kimse bırakmasın.
Evde 3-4 çocukla uğraşammıyorsunuz, okulda öğretmenlerin onlarcasıyla uğraşmasını ve onları “insan” etmesini bekliyorsunuz.
Önce anne baba olarak herkes sorumlulugunu yerine getirsin sonra öğretmenler üzerine ne koyarsa kar!
Ordu’da bir imam hatip lisesinde öğrenciler, öğrencisi tarafından öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik’in ardından öğretmenlerine çiçek vererek anlamlı bir vefa örneği sergiledi.
@Tuuurrrrr@ogretmenlersyfs Halkın yüzde 99 unun müslüman oldugu bir ülkede noel ile ramazan etkinligi kıyaslanamaz .Kendi değerlerimize o kadar yabancılaşmışız ki.. özümüze tekrar dönebilmek için acilen toparlanmamız,manevi değerlerimize sahip çıkmamız lazım...
Gülben Ergen..
Hadise..
Nazan Öncel..
Ebru Gündeş!!
Meğer politik düzeyleri ne kadar yüksek sanatçılarmış. İran’daki protestolara seri halde destek veriyorlar!
Keşke Gazze için de aynı duyarlılığı gösterselerdi..
Amacımızı, hedefimizi hatırlatmak üzere fırsatlar çıkıyor karşımıza!
Dünya hayatının gayesinin, Rabbimizin rızasını kazanıp ahirette cennetle ödüllendirilmek olduğunu biliyoruz elhamdülillah.
Ancak dünyevi beklentilerimiz, hırslarımız, arzu ve isteklerimiz bazen gayemizi unutturabiliyor bize.
Amacımızı, hedefimizi hatırlatmak üzere her yıl bereketli günler ve ardından Ramazan geliyor.
Derlenip toparlanamaz, yanlışlarımıza pişmanlık duyup hatalarımızı düzeltemezsek yarın pişmanlığın da faydası olmayacak!
Rabbimiz insanın pişmanlıklarından bahseder Kur’an-ı Kerim’de:
Ölüm anında insanın "Rabbim, bana birazcık daha süre versen de sadaka verip iyilerden olsam" (Münafikun,10) şeklindeki pişmanlığının anlamsız olduğunu anlatır.
Mahşer gününde inkarcıların dünyada yaptıklarına bakıp "Ah keşke toprak olsaydım" (Nebe,40) şeklindeki pişmanlık da öyledir.
Cehennem görülünce "Ah keşke bu hayatım için dünyadayken iyi bir şeyler hazırlayıp gönderseydim" (Fecr,24) demek de;
İnkarcılığının ve işlediği suçların neticesinde cehenneme atılırken, "Peygamberleri dinleseydik ve aklımızı kullansaydık şu alevli ateşin içine atılanların arasında olmazdık" (Mülk,10) demek de;
Cehenneme atıldıktan sonra, "Rabbimiz bizi buradan çıkar da dünyadayken yaptıklarımızın dışında iyi işler yapalım" (Fatır,37) şeklinde pişmanlık duymak da bir anlam ifade etmez!
Pişmanlık duyulacaksa şimdi duyulacak; pişmanlık fayda verecekse şimdi verecektir.
Özel zaman dilimleri bize seslenir sanki:
"Ey zamanının çoğunu midesini doyurmak için farklı lezzetlerin peşinde harcayan insan!
Ey nefsini tatmin etmek için arzu ve isteklerinin esiri olan insan!
Mideni ve nefsini düşünmekten kalbini ihmal ettin.
Kalbine emek ver!
Ruhunu arındır!
İhmal ettiklerini telafi etme fırsatı geldi.”
Mübarek günler geldi.
Bu yıl farklı gelsin.
Ellerimiz dünyalık işlerimizi görsün ama yüzümüz O’na dönük olsun!
Kalbimizde zikri olsun!
ISRAIL ŞOK OLDU ‼️
Bugün Hamass'ın serbest bıraktığı Israılli esir Alexander Turbanov’ın şu açıklamaları ışgalcı Israıl’de şok etkisi yaptı :
“Sizin nezaketiniz vicdanıma kazındı. Aranızda yaşadığım 498 gün boyunca, maruz kaldığınız saldırganlık ve suçlara rağmen, gerçek erkekliğin, saf kahramanlığın ve insanlığa ve değerlere saygının anlamını sizden öğrendim.
Siz özgür kuşatılmış olanlardınız, ben tutsaktım ve siz hayatımın koruyucularıydınız. Bana şefkatli bir babanın çocuklarına gösterdiği gibi baktınız. Sağlığımı, onurumu ve zarafetimi korudunuz ve toprakları ve gasp edilmiş hakları için savaşan adamların pençesinde olmama ve ülkemin hukumeti tarafından kuşatılmış bir halka karşı en igrenc soykırımı gerçekleştirmelerine rağmen açlığın veya aşağılanmanın bana dokunmasına izin vermediniz.
Erkekliğin anlamını sizde gözümle görene kadar bilmiyordum ve fedakarlığın değerini, aranızda yaşayana kadar, ölumu gülümseyerek karşılayıp, oldurme ve yok etme araçlarına sahip düşmana çıplak bedeninizle direnene kadar fark etmemiştim. Ne kadar belagatli ve açık sözlü olsam da, sizin değerinizi yansıtacak, yüce ahlakınız karşısındaki hayretimi ve hayranlığımı ifade edecek kelimeler bulamayacağım.
Dininiz size esirlere karşı hep böyle çok iyi davranmanızı mı öğretiyor ?
Bu ne büyük dindir ki, sizi bu kadar yüce bir mertebeye eriştirir ki, karşısında insan yapımı bütün insan hakları kanunları çöker, düşmanlarla mücadele protokolleri çöker.!
En zor anlarda yalan sloganlarla değil, yaşadığımız gerçeklerle adaleti ve merhameti gösterdiniz, en karanlık koşullarda bile ilkelerinizden vazgeçmediniz.
İnanın bana, eğer bir gün buraya dönersem ancak sizin saflarınızda bir mucahıt olarak dönerim. Çünkü hakikati halkınızdan öğrendim ve sizin sadece bu toprağın değil, aynı zamanda ilkenin ve haklı davanın da sahipleri olduğunuzu anladım.”
#Gazze 🇵🇸‼️