Güney Azerbaycanlı Araştırmacı, Gazeteci, Yayıncı; İran siyaseti, Türk dünyası, güvenlik stratejileri ve bölgesel dengeleri milli bir bakışla yorumlarım.
مسعود هارای: اگر ایران حمایتهای مالی و سیاسی خود از حزبالله و حماس را کنار بگذارد، این گروهها و اسرائیل میتوانند بدون دخالت خارجی به سمت توافق و حل اختلافات حرکت کنند.
او با اشاره به سخنان گذشته حسن نصرالله درباره تأمین مالی حزبالله از سوی ایران گفت که بخش زیادی از منابع مالی این گروهها از تهران تأمین میشود و ادامه این حمایتها باعث تداوم تنشها در منطقه شده است.
بیز تورکلرین (یازماغی آیبب گورونسه ده) بو دوروملاری آنلاتاجاق، چوخ درین آنلاملی بیر آتابابا سوزو وارکی دئییر: گوتو اوزگه یه وئریر، گوت آغریسینی بیز چکیریک.
آنجاق منیم اونریم: سنین لئشینی ائله کوروشون قبری قبول ائتدیینیز، ایت سوکوکلرینین پایلدیغی یئرین یاغینلیغین دا و قبیر داشینین اوستونده ده ''بورا بیر فارس کوپه یینین مزاری دیر'' یازاراق قویلاسینلار.
TAHRAN’IN SESSİZLİK FERMANI: BİR FOTOĞRAFA 5, “AYKIRI” HABERE 15 YILA KADAR HAPİS
GünAz TV de kara listede: İran rejimi, gazeteciliği ve yurttaş tanıklığını “casusluk” dosyasına dönüştürüyor
İran İstihbarat Bakanlığı; İsrail televizyonlarından uluslararası yayın kuruluşlarına, muhalif isimlerden insan hakları savunucularına kadar onlarca kişi ve medya kuruluşunu “muarız” ilan etti. GünAz TV, Az TV ve Az Star TV’nin de bulunduğu listedeki kuruluşlara fotoğraf, görüntü veya bilgi gönderenler iki yıldan fazla ve beş yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilecek. Ancak düzenlemenin kapsamı bununla sınırlı değil: “Millî güvenliğe aykırı” olduğu ileri sürülen siyasi, kültürel ve medya faaliyetleri için 10 yıldan fazla ve 15 yıla kadar hapis öngörülüyor. ihbarat Bakanlığının hazırladığı ve 12 Temmuz 2026 tarihinde kamuoyuna açıklanan yeni liste, Tahran yönetiminin dış dünyayla iletişim kuran İran vatandaşlarını nasıl bir hukuki kuşatma altına almak istediğini ortaya koydu.
Liste, “Siyonist rejim ve düşman ülkelerle casusluk ve iş birliğinin cezalarının ağırlaştırılması” başlıklı yasanın 4. maddesine dayanıyor. Bakanlık, 44 medya kuruluşunu, 61 kişiyi ve çok sayıda sosyal medya hesabını “muarız” kategorisine aldı. Bu kuruluşlarla içeriden bilgi paylaşılması, artık yalnızca bir medya veya iletişim faaliyeti değil, ağır cezalarla karşılık bulabilecek bir “milli güvenlik suçu” olarak tanımlanıyor. TV VE GÜNEY AZERBAYCAN MEDYASI DA HEDEFTE
Açıklanan listede İran International, BBC Farsça, Amerika’nın Sesi, Radio Farda, IranWire, Radio Zamaneh ve Manoto gibi tanınmış yayın kuruluşlarının yanı sıra GünAz TV, Az TV ve Az Star TV de bulunuyor.
Bu durum, düzenlemenin Güney Azerbaycan açısından özel bir anlam taşıdığını gösteriyor. İran rejimi, Güney Azerbaycan’daki dil, kimlik, çevre, insan hakları ve siyasi baskılarla ilgili görüntülerin ülke dışına çıkarılmasını önlemek istiyor. Çünkü Urmu Gölü’ndeki çevre felaketinden Türkçe eğitim taleplerine, gözaltılardan sokak gösterilerine kadar birçok gelişme, bağımsız medya kuruluşlarına vatandaşların gönderdiği görüntüler sayesinde dünya kamuoyuna ulaşabiliyor.
Yeni düzenlemeyle hedeflenen yalnızca medya kuruluşları değildir. Asıl hedef, elindeki telefonla yaşananları kaydeden, gözaltıları belgeleyen, bir protesto sırasında çekilen görüntüyü gönderen veya ailesinden haber alınamayan bir tutuklu hakkında bilgi paylaşan sıradan vatandaştır.
Başka bir ifadeyle Tahran, haberin yayımlandığı ekranı değil, o haberi mümkün kılan toplumsal tanıklık ağını kesmek istemektedir.
...
https://t.co/Q2qAUAAcW1
Ortada tek bir güvenilir delil yokken “İsrail uçakları Azerbaycan’dan kalktı” yalanını ortaya atıp İran’ın Azerbaycan’a saldırmasını “haklı” göstermeye çalışmak, yorum yapmak değil; Tahran’ın savaş propagandasına gönüllü askerliktir.
Kanıtsız suçlamalarla bağımsız bir Türk devletini hedef göstermek, muhtemel bir saldırıya şimdiden gerekçe üretmektir. İran Azerbaycan’a saldırırsa karşısında yalnız Bakü’yü değil, Kuzey Azerbaycan’dan Güney Azerbaycan’a, Türkiye’den Türk dünyasının dört bir yanına kadar ortak bir irade bulacaktır. Türk milletinin herhangi bir parçasına yönelen saldırı, bütün Türk dünyasına yönelmiş sayılır. Böyle bir saldırının siyasi, askerî ve tarihî bedeli Tahran için son derece ağır olur.
Asıl sorulması gereken şudur: Tek bir kanıt sunmadan Azerbaycan’ın vurulmasını meşru ilan edenler kimin dilini konuşuyor, hangi rejimin çıkarına hizmet ediyor ve neden Türk düşmanlığına bu kadar hevesle gönüllü oluyor?
Bu gece Azerbaycan topraklarında bulunan İsrail uçakları İran'ı hedef aldı...
Şimdi soru şu; Eğer İran bu gerekçe ile Azerbaycan'ı vurursa (ki haklı) bizim ne yapmamız gerekiyor?
ANKARA’NIN ZOR SINAVI
ABD–İran Savaşı, NATO Zirvesi ve Türkiye’nin Yeni Orta Doğu Denklemindeki Konumu
Makale | HarayHaber
ABD–İran savaşı, artık yalnızca Washington ile Tahran arasında yaşanan bir güç mücadelesi değildir. Bu savaş, Orta Doğu’nun yeni haritasını, enerji yollarını, NATO’nun bölgesel rolünü, İsrail’in güvenlik hesaplarını, Körfez’in denge arayışını ve Türkiye’nin stratejik konumunu doğrudan etkileyen büyük bir jeopolitik kırılmaya dönüşmüştür.
Bu kırılmanın en hassas merkezlerinden biri Türkiye’dir. Çünkü Türkiye, İran’a komşu olan tek NATO ülkesidir. Aynı zamanda Suriye, Irak, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve enerji koridorları üzerinde doğrudan etkisi bulunan bölgesel bir güçtür. Bu nedenle ABD–İran savaşında Ankara’nın alacağı her pozisyon, yalnızca Türk dış politikasını değil, bölgenin geleceğini de etkileyecek ağırlıktadır.
NATO Zirvesi bu açıdan sıradan bir diplomatik toplantı olmaktan çıkmıştır. Zirve, Türkiye’nin yeni dönemde nasıl konumlanacağını gösteren kritik bir sahneye dönüşmüştür. Washington, Ankara’yı İran’a karşı doğrudan savaşın içine çekmek istemese bile, Türkiye’nin kendi yanında durmasını, en azından İran’ın yanında görünmemesini istemektedir. Bu, açık bir cephe çağrısından çok daha derin bir diplomatik hizalama çabasıdır.
Trump’ın Türkiye’ye yönelik sıcak mesajları da bu çerçevede okunmalıdır. Washington açısından Türkiye, İran’a karşı kullanılabilecek klasik bir cephe ülkesi değildir. Türkiye çok daha fazlasıdır. Türkiye, İran’ı tanıyan, bölgeyi bilen, sahada askerî ve diplomatik etkisi olan, aynı zamanda NATO kimliği taşıyan kilit bir devlettir. Bu nedenle ABD, Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamaz.
Ancak Ankara açısından mesele çok daha karmaşıktır. Türkiye, İran’ın bölgesel yayılmacılığından rahatsızdır. İran’ın Suriye, Irak, Lübnan, Yemen ve Kafkasya hattında vekil güçler üzerinden kurduğu nüfuz, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarıyla sık sık çelişmektedir. Aynı şekilde İran’ın nükleer kapasite kazanması da Türkiye açısından kabul edilebilir bir tablo değildir.
Fakat bütün bunlara rağmen Türkiye’nin İran’a karşı Amerikan savaş çizgisine tamamen eklemlenmesi de büyük risk taşır. Çünkü İran, yalnızca sınır komşusu değildir; aynı zamanda Türkiye’nin enerji, ticaret, göç, mezhep dengesi, Irak ve Suriye politikasıyla doğrudan bağlantılı bir ülkedir. Tahran’la yaşanacak kontrolsüz bir gerilim, Türkiye’nin sınır güvenliğinden iç istikrarına kadar birçok alanda ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle Ankara’nın önündeki asıl soru şudur: Türkiye ABD’nin İran savaşında yanında mı duracak, yoksa kendi bağımsız denge siyasetini mi kuracak?
Türkiye’nin çıkarı, ne Tahran’ın yanında görünmek ne de Washington’un savaş stratejisinin arka cephesi haline gelmektir. Türkiye’nin çıkarı, kendi millî güvenliğini merkeze alan, sert ama dengeli, bağımsız ama etkili bir dış politika yürütmektir.
NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin stratejik değeri bir kez daha ortaya çıkmıştır. ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı vardır. NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Avrupa’nın Karadeniz, Kafkasya ve Orta Doğu güvenliği açısından Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Bu tablo Ankara’ya ciddi bir pazarlık gücü vermektedir.
Fakat bu güç doğru kullanılmazsa fırsat tuzağa dönüşebilir. Türkiye, sadece “ABD’nin ihtiyaç duyduğu ülke” olarak kalırsa, başkasının stratejisinin aracı haline gelir. Ama bu ihtiyacı kendi lehine diplomatik pazarlığa çevirirse, yeni Orta Doğu düzeninin kurucu aktörlerinden biri olabilir.
Bugün Washington’un Türkiye’den beklediği şey açıktır: İran’ın yanında durma, NATO çizgisinden kopma, bölgesel denklemde Batı güvenlik hattının dışında kalma. Fakat Ankara’nın cevabı da net olmalıdır: Türkiye İran rejiminin yayılmacılığına karşıdır; fakat Türkiye hiçbir ülkenin savaş planının taşeronu değildir.
Bu ayrım hayati önemdedir. Çünkü Türkiye’nin İran’a karşı tavır alması başka bir şeydir, ABD’nin İran savaşına angaje olması başka bir şeydir. Ankara, Tahran’ın bölgesel baskılarına karşı sert durmalı; ancak savaşın Türkiye topraklarına, Türkiye diplomasisine ve Türkiye güvenlik mimarisine taşınmasına izin vermemelidir.
ABD–İran savaşı aynı zamanda İran içindeki dengeleri de sarsmaktadır. Böyle bir süreçte Güney Azerbaycan, İran’daki Türkler ve İran’ın çok uluslu yapısı da daha fazla gündeme gelecektir. Türkiye bu meseleyi yalnızca sınır güvenliği açısından değil, tarihî, kültürel ve stratejik akıl açısından da okumak zorundadır.
İran zayıflarken doğacak boşluğu kim dolduracak? Fars merkezli devlet aklı sarsılırsa bölgedeki Türk varlığı hangi konuma gelecek? Güney Azerbaycan’ın geleceği yeni Orta Doğu denkleminde nasıl yer bulacak? Ankara bu soruları bugünden düşünmek zorundadır.
Çünkü büyük savaşlar yalnızca cephede kazanılmaz. Büyük savaşların sonucu diplomasi masasında, enerji hatlarında, sınır güvenliğinde, halkların yöneliminde ve yeni ittifakların kurulmasında belirlenir. Türkiye bu masaya hazırlıksız oturursa, başkalarının çizdiği haritada kendisine yer aramak zorunda kalır.
NATO Zirvesi’nin asıl şifresi de burada saklıdır. Batı dünyası Türkiye’yi yeniden merkeze çekmek istiyor. ABD, İran’a karşı Türkiye’nin ağırlığını yanında görmek istiyor. Avrupa, Türkiye’nin güvenlik kapasitesine ihtiyaç duyuyor. İsrail, Körfez ve Kafkasya hattı da Ankara’nın pozisyonunu dikkatle izliyor.
Bu tablo Türkiye için hem büyük fırsat hem de büyük sınavdır. Fırsattır; çünkü Türkiye bölgesel denklemde vazgeçilmez hale gelmiştir. Sınavdır; çünkü yanlış pozisyon Türkiye’yi başkasının savaşının maliyetini taşıyan ülke haline getirebilir.
...
https://t.co/Ekz01ahr4y
TAHRAN’DAN AÇIK İNFAZ TEHDİDİ: “HEMŞEHRİ” 13 BATILI LİDERİ HEDEF TAHTASINA KOYDU
Tahran Belediyesi’ne bağlı “Həmşəhri” gazetesi, ABD, İsrail ve Avrupa’dan 13 siyasi ve askerî yetkiliyi turuncu mahkûm kıyafetleri içinde göstererek “İntikam kaçınılmazdır” başlıklı tehdit içerikli bir görsel yayımladı. Trump ve Netanyahu’nun alınlarına yerleştirilen nişangâh işaretleri, propaganda dilinin siyasi tehditten açık infaz çağrısına doğru ilerlediğini ortaya koydu.
Haber–Analiz | HarayHaber
İran yönetiminin sertlik yanlısı çevrelerine yakın yayın çizgisiyle bilinen, Tahran Belediyesi bünyesindeki “Həmşəhri” gazetesi, uluslararası kamuoyunda büyük tepki uyandırabilecek yeni bir propaganda görseli yayımladı. Gazete, ABD, İsrail, Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya’nın mevcut siyasi ve askerî yöneticilerini turuncu cezaevi kıyafetleri içinde göstererek doğrudan hedef tahtasına yerleştirdi.
Görselin ana başlığında Farsça olarak “İntikam kaçınılmazdır” ifadesine yer veriliyor. Hemen altında ise “Suçlular, huzurlu bir ölüm hayalini mezara götürecek” anlamına gelen son derece ağır ve doğrudan tehdit içeren bir cümle bulunuyor.
“Həmşəhri”, daha önce de Donald Trump’ı keskin nişancı dürbününün hedefinde gösteren “İntikam kesindir” başlıklı bir kapak yayımlamıştı. Gazetenin kendi internet sitesi, söz konusu kapağı ve İran’daki bazı dinî çevrelerin Trump ile Netanyahu’ya yönelik ölüm çağrılarını açık biçimde aktarmıştı. Son yayımlanan görsel ise tehdidin iki isimle sınırlı kalmadığını, Avrupalı liderlere ve üst düzey askerî yetkililere kadar genişletildiğini gösteriyor.
Listede kimler bulunuyor?
Görseldeki Farsça isim ve görev tanımlamalarına göre hedef gösterilen 13 kişi şöyle:
Donald Trump – ABD Başkanı
Binyamin Netanyahu – İsrail Başbakanı
Israel Katz – İsrail Savunma Bakanı
Amiral Brad Cooper – ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, CENTCOM Komutanı
Pete Hegseth – ABD Savunma Bakanı
Marco Rubio – ABD Dışişleri Bakanı
Mike Huckabee – ABD’nin İsrail Büyükelçisi
Eyal Zamir – İsrail Genelkurmay Başkanı
Giorgia Meloni – İtalya Başbakanı
Gideon Sa’ar – İsrail Dışişleri Bakanı
Friedrich Merz – Almanya Şansölyesi
Emmanuel Macron – Fransa Cumhurbaşkanı
Keir Starmer – İngiltere Başbakanı
ABD yönetimindeki Rubio ve Hegseth’in görevleri Beyaz Saray kaynaklarında, Brad Cooper’ın CENTCOM Komutanlığı ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının resmî sayfasında doğrulanıyor.
...
VATANA DÖNEMEDEN GİTTİ
Güney Azerbaycan’ın Urmiye Sevdalısı Taymaz Urmulu, Virginia’da Hayata Veda Etti
Güney Azerbaycan’ın Urmiye şehrinden olan yazar, düşünce insanı ve millî hareket aktivisti Taymaz Urmulu, Amerika Birleşik Devletleri’nin Virginia eyaletinde hayatını kaybetti. Ömrünü Urmiye’nin, Batı Azerbaycan’ın ve Güney Azerbaycan Türklerinin geleceğine adamış bir mücadele insanı daha vatanına dönemeden gurbette hayata gözlerini yumdu.
Güney Azerbaycan semasından bir yıldız daha kaydı. Böyle başlıkları yazmayı hiç sevmiyorum. Çünkü gurbette yaşayan bir vatan evladının ölüm haberini yazmak, yalnızca bir insanın aramızdan ayrıldığını duyurmak değildir. Her böyle haberde, vatanına dönemeden kapanan gözleri, yarım kalan mücadeleyi ve doğduğu toprağa kavuşamadan sona eren bir ömrü düşünürüz.
Gurbette her ölüm haberi aldığımda içimde bir şeylerin koptuğunu hissediyorum. Hele o haber, ömrünü vatan hasretiyle geçirmiş bir Güney Azerbaycan Türküne aitse, insan sanki bir kez ölür, yeniden dirilir ve bir sonraki gurbet ölümünü bekleyenlerin arasına yeniden girer. Çünkü bizim gurbetteki ölümlerimiz sıradan ölümler değildir. Bizim ölümlerimizde yarım kalan bir dönüş, bir daha görülemeyen ana yurdu, öpülemeyen vatan toprağı ve yürünemeyen çocukluk sokakları vardır.
Bizim gurbet ölümlerimizde Urmiye’nin, Tebriz’in, Hoy’un, Erdebil’in, Zencan’ın ve bütün Güney Azerbaycan’ın hasreti saklıdır. Taymaz Urmulu da Urmiye’den binlerce kilometre uzakta, Virginia’da hayata veda etti. Doğduğu şehrin gökyüzünden, mahallesinden ve çocukluğunun geçtiği sokaklardan uzakta son nefesini verdi.
...
https://t.co/3fth5XEO2W
TÜRK–YƏHUDİ MÜNASİBƏTLƏRİNİN TARİXİ KÖKLƏRİ VƏ STRATEJİ SINAQLAR
Xaqani İsmayılla Azərbaycan–İsrail əlaqələri, Xocalı soyqırımı, “erməni soyqırımı” iddiaları və Türk dünyasının ortaq siyasi xətti haqqında müsahibə
Müsahibə | HarayHaber
Türk və yəhudi xalqları arasındakı münasibətlərin tarixi kökləri minilliklərə söykənir. Xəzər Xaqanlığından Osmanlı dövlətinə, Qafqazdan Azərbaycan coğrafiyasına qədər uzanan bu münasibətlər müxtəlif tarixi mərhələlərdə əməkdaşlıq, qarşılıqlı himayə, mədəni əlaqələr və siyasi qarşıdurmalarla müşayiət olunub.
Bu gün Azərbaycan–İsrail münasibətləri təhlükəsizlik, enerji, hərbi-texniki əməkdaşlıq və regional geosiyasət baxımından xüsusi əhəmiyyət daşıyır. Lakin İsrailin Xocalı soyqırımını parlament səviyyəsində tanımaması, buna qarşılıq “erməni soyqırımı” iddialarının zaman-zaman Knessetin gündəliyinə gətirilməsi Azərbaycan, Türkiyə və bütövlükdə Türk dünyası qarşısında ciddi siyasi və strateji suallar yaradır.
HarayHaber olaraq bu məsələləri tarixçi-araşdırmaçı Xaqani İsmayıl ilə müzakirə etdik.
...
https://t.co/XdEAuQ83YR
İran’da Skandal Sözler: Rejim Yanlısı Meddahtan Trump’a Türkiye’de Suikast İması
İran’da rejim yanlısı bir meddahın sözleri, Türkiye açısından ciddi bir güvenlik ve diplomasi tartışmasını gündeme taşıdı.
Sosyal medyaya yansıyan videoda söz konusu meddah, Donald Trump’ın Türkiye’ye geldiğini duyduğunu belirterek, bunun “intikam” için uygun bir zaman olduğunu söyledi.
Videoda şu ifadeler yer aldı:
“Ben duydum ki Trump Türkiye’ye gelmiş, yanlış bilmiyorsam. Şimdi en iyi zaman. Bir yiğit adam lazım ki bizim efendimizin kanını istemenin temsilcisi olsun, Hacı Kasım Süleymani’nin kanını isteyen temsilci olsun, Emirü’l-Müminin’in bütün Şiilerinin temsilcisi olsun ve hepsinin intikamını alsın inşallah.”
Bu sözler, açık biçimde Trump’ın Türkiye topraklarında hedef alınmasına yönelik bir teşvik olarak değerlendirildi.
Daha önce İranlı siyasetçi Hamid Resayi de Trump’ın Türkiye’de bulunduğu sırada hedef alınabileceğini ima etmiş, eski bakan İzzetullah Zergami ise “Trump’ı hedef alabilirdik ancak komşuluk ilişkileri nedeniyle dokunmadık” şeklinde tartışmalı bir açıklama yapmıştı.
İran’daki rejim yanlısı çevrelerden peş peşe gelen bu açıklamalar, Ankara açısından önemli bir soruyu gündeme getiriyor:
Tahran’a yakın çevreler Türkiye topraklarını bölgesel hesaplaşmaların sahası olarak mı görüyor?
Türkiye’nin egemenlik alanına yönelen bu tehdit dili, yalnızca Trump meselesi değil; Ankara–Tahran hattında güvenlik başlığının daha sert tartışılacağının da işareti olarak okunuyor.
İRAN TÜRKİYE’YE NE MESAJ VERİYOR?
“Trump’ı Vurabilirdik” Çıkışı Ankara’ya Verilmiş Örtülü Bir Mesaj mı?
İran’ın eski Kültür Mirası Bakanı ve Ali Siber Uzay Konseyi Üyesi İzzetullah Zergami’nin, “Trump’ı Türkiye’de hedef alabilirdik ancak komşuluk ilişkileri nedeniyle bunu yapmadık” şeklindeki açıklaması, yalnızca Washington’a yönelik sert bir çıkış olarak okunamaz. Bu açıklama, aynı zamanda Ankara’nın da dikkatle değerlendirmesi gereken siyasi ve güvenlik boyutu taşıyan bir mesaj niteliği taşıyor.
Türkçe çevirisi:
“Türkiye Büyükelçisini çağırın ve ona uyarıda bulunun. Deli Trump, oradan İran’a saldırı emri veriyor. Diplomasi diliyle dünyaya anlatın ki, şehit liderimizin katili kısas için elimizin altındaydı. Komşularla dostluğu ve iyi komşuluk ilişkilerini korumak için ona dokunmadık.
Zergami, Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı talimatını Türkiye’den verdiğini öne sürerken, Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi’nin İran Dışişleri Bakanlığı’na çağrılması gerektiğini savundu. Ancak açıklamanın en dikkat çeken bölümü, “İran liderinin katili elimizin altındaydı. Türkiye ile dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri nedeniyle hedef almadık.” sözleri oldu. Bu ifade, bir taraftan Türkiye’ye dostluk mesajı verildiği izlenimi oluştururken, diğer taraftan “İsteseydik bunu Türkiye topraklarında gerçekleştirebilirdik.” şeklinde yorumlanabilecek örtülü bir güç gösterisini de içinde barındırıyor.
Bu açıklama, İran’da son günlerde art arda gelen benzer söylemlerden bağımsız değerlendirilemez. İran Meclisi’nin radikal isimlerinden Hamid Resayi’nin NATO Zirvesi sırasında Ankara’da bulunan Donald Trump’ın “menzil içinde” olduğunu öne süren paylaşımı ve ardından Devrim Muhafızları’na yakın Saberin News kanalının Trump’ın kaldığı otelin konumunu yayımlaması, aynı siyasi atmosferin parçaları olarak görülüyor. Bu gelişmeler, İran’daki bazı çevrelerin Türkiye üzerinden ABD’ye mesaj vermeye çalıştığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.
Türkçe çevirisi:
“Şimdi bu sarı köpek, bu necis kişi bizim menzilimizdeyken ve NATO zirvesi için Türkiye’ye gelmişken, resmî olarak ve hiç lafı dolandırmadan, Türkiye’de bulunan necis ve suçlu Trump’ın kaldığı yeri füzeyle hedef alalım.”
Asıl dikkat çekici nokta ise İran’ın kullandığı diplomatik dilde ortaya çıkıyor. Bir yandan “komşuluk ilişkilerine önem veriyoruz” denilirken, diğer yandan Türkiye topraklarında gerçekleştirilebileceği ima edilen bir suikast senaryosundan söz edilmesi ciddi bir çelişki oluşturuyor. Dostluk vurgusuyla birlikte böyle bir ihtimalin dile getirilmesi, klasik diplomatik söylemin ötesine geçen psikolojik baskı ve caydırıcılık dili olarak değerlendirilebilir.
Türkiye ile İran uzun yıllardır hem iş birliği hem de rekabeti aynı anda yürüten iki komşu ülke konumunda bulunuyor. Suriye, Irak, Güney Kafkasya, enerji koridorları ve bölgesel nüfuz mücadelesi gibi başlıklarda iki ülke zaman zaman farklı cephelerde yer alıyor. Bu nedenle İranlı yetkililerin kullandığı her ifade, yalnızca iç kamuoyuna yönelik siyasi söylem olarak değil, aynı zamanda dış politikaya yönelik stratejik mesajlar açısından da okunuyor.
...
https://t.co/wAeTsuWQcb
ARAS’TA SESSİZ ZEHİR
Ağır metal alarmı: Güney Azerbaycan’ın suyu, toprağı ve sofrası tehdit altında
Araştırma – Analiz | Mesut HARAY
Aras Nehri, Güney Azerbaycan için yalnızca bir sınır nehri değildir. Aras; toprağın, tarımın, hayvancılığın, köy hayatının ve bölgesel hafızanın ana damarlarından biridir. Ancak bugün önümüzde duran veriler, bu damarın ağır metallerle, çevresel ihmalle ve siyasi sessizlikle zehirlendiğini göstermektedir.
Gazeteci, Yazar Ibrahim Savalan’ın dikkat çektiği araştırma bulguları, Aras meselesinin sıradan bir çevre kirliliği olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Burada söz konusu olan yalnızca kirli su değildir; Güney Azerbaycan halkının içme suyu, tarım toprağı, gıda güvenliği ve uzun vadeli sağlığıdır.
Bu dosyanın merkezinde, Tebriz Tıp Bilimleri Üniversitesi’nde çevre sağlığı alanında çalışan Dr. Muhammed Musafiri’nin yürüttüğü araştırma bulunmaktadır. Musafiri’nin geçmişi ve akademik birikimi, konuyu sıradan bir iddia olmaktan çıkarıp bilimsel bir alarm düzeyine taşımaktadır. Kendisi, su kalite kontrolü, gıda güvenliği ve çevre sağlığı alanlarında uzun yıllardır çalışan önemli bir akademisyendir.
Söz konusu araştırmanın başlığı bile meselenin ağırlığını göstermektedir: “Aras Nehri suyundaki sağlık ve çevre zararlarının belgelenmesi; Ermenistan sınır kesimi vurgusuyla.” Bu ifade, Aras’taki kirliliğin yalnızca doğal bir süreç olmadığını, sınır aşan çevresel etkilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
...
https://t.co/zlSB01Tyqm
İsrail’in 1915 Kararı Sonrası Diplomatik Trafik
Azerbaycan’ın Tel Aviv Büyükelçisi İsrail’den Ayrıldı
Haber Raporu | HarayHaber
İsrail hükümetinin 1915 olaylarını “Ermeni soykırımı” olarak tanıma kararının ardından Azerbaycan-İsrail hattında diplomatik hareketlilik yaşanıyor.
İsrail merkezli The Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, Azerbaycan’ın İsrail Büyükelçisi Muhtar Memmedov, Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın söz konusu karar girişimini açıklamasının ardından İsrail’den ayrıldı.
Haberde, büyükelçinin ülkeden ayrıldığı belirtilirken, ayrılışın gerekçesine ilişkin resmi bir açıklama yapılmadığı ifade edildi. Aynı şekilde, Büyükelçi Memmedov’un Bakü tarafından “istişare amacıyla geri çağrılıp çağrılmadığı” da şu ana kadar resmen doğrulanmadı.
Öte yandan Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, İsrail hükümetinin 1915 olaylarını “Ermeni soykırımı” olarak tanıma kararına sert tepki gösterdi. Bakanlık açıklamasında, tarihi olayların siyasi kararlara konu edilmesinin kabul edilemez olduğu vurgulanırken, kararın bölgesel uzlaşı ve karşılıklı güvene katkı sağlamayacağı ifade edildi. Bakü ayrıca Tel Aviv yönetimini kararını yeniden gözden geçirmeye çağırdı.
Diplomatik kaynaklar, Büyükelçi Muhtar Memmedov’un İsrail’den ayrılışının sembolik bir protesto mu, geçici bir istişare ziyareti mi yoksa daha kapsamlı diplomatik adımların başlangıcı mı olduğunun ancak Azerbaycan ve İsrail makamlarından gelecek resmi açıklamalarla netlik kazanacağını belirtiyor. Şu ana kadar her iki taraftan da büyükelçinin statüsüne ilişkin ayrıntılı resmi açıklama yapılmış değildir.
https://t.co/oMwJSOJFbz