Mahkeme Heyeti duruşmanın başında İmamoğlu’na sordu .
“ Mesleğiniz”’
Ekrem İmamoğlu
“ İstanbul Belediye Başkanı “
Sırf bu cevap bile bu davanın izlenmesini gerektirmiyor mu ?
Bu ülkenin muhalefetini anlamak zor gerçekten! İmamoğlu’nu sevmeyebilirler, rakip görebilirler ama tutuklu İstanbul Belediye Başkanı yargılandığı davada savunma yapıyor ve Yeni Parti dışında muhalefetten kimse yok ? İstanbul halkının oylarıyla seçilmiş bir Belediye Başkanı ‘nın savunması sizi ilgilendirmiyor mu ? Belki de en zor günleri yaşıyoruz. Gazeteciler baskı altında , televizyon kanalları kapatılıyor. Belediyelere kayyım atanıyor. Halkın oyları hiçe sayılarak belediyelere el konuluyor ve muhalefet partileri ortada yok .
Ben bir kadın ve anne olarak bu ülkenin polisinden, yargısından, mahkemesinden, yargıcından, savcısından korkuyorum. Beni koruyacaklarına, kollayacaklarına, özelime, bedenime, onuruma sahip çıkacaklarına inancım yok. Güvende değilim.
Operasyonlarda evlerin mahrem alanlarından çekilen görüntülerin servis edilmesi; ne adaletle ne ahlakla ne vicdanla ne de hukukla bağdaşır.
Masumiyet karinesini ve özel hayat mahremiyetini ayaklar altına alan bu yaklaşımın hiçbir izahı yoktur.
İlgili bakanlıklar ve yetkili kurumlar, "Biz servis etmedik" diyerek kenara çekilemez, sorumluluğu üzerinden atamaz.
Şayet öyleyse şu soruları sormamız gerekir:
1. O zaman bu görüntüleri kimler çekiyor; kimler, hangi yetkiyle sızdırıyor ve servis ediyor?
2. Bu görüntüler, hangi kanallarla ve hangi sebeplerle medya organlarına ve sosyal medya hesaplarına aktarılıyor?
3. Soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek açıkça suç teşkil ederken, bu suçu alenen işleyenler hakkında bugüne kadar adli ve idari herhangi bir süreç başlatılmış mıdır?
4. Yoksa devletin imkanlarıyla bu hukuksuzluğu yapan, bürokrasi içine yuvalanmış paralel bir yapı mı vardır?
İlgili kurumlar, üzerlerindeki şüpheyi kaldırmak ve devlet ciddiyetini yeniden tesis etmekle mükelleftir.
Görüntülerin çekildiği andan servis edildiği ana kadar zincirdeki tüm sürecin tespit edilmesi için derhal bağımsız ve kapsamlı bir soruşturma başlatılmalıdır.
Mersin'deki operasyonda bir kadının geceliği ile videosunu aldılar ve paylaştılar. Asla utanmadılar.
Aynı kişiler milyarca liralık fon vurgunu yapan kendi partililerini gözaltına bile almadı.
Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik’ten sonra dün Üsküdar ve İBB meclis üyesi Ekrem Baki dün tahliye edildi.
Bu iki isim Üsküdar Belediyesi başkan vekilliği seçiminden hemen önce tutuklanmıştı.
Adana Yüreğir’de, CHP’li Ali Demirçalı’nın cezadan ötürü belediye başkanlığı düştü.
Seçimi CHP adayı 6 oy farkla kazandı.
AK Parti itiraz etti.
CHP ise 2. seçimi 4. oylamada 2 oy farkla kazandı.
AK Parti yine itiraz etti.
Mahkeme 4. oylamayı iptal edip AK Parti adayının 1 oy önde olduğu 3. oylamayı geçerli saydı.
Böylece başkan vekilliği mahkeme kararıyla AK Parti’ye geçti.
Baskı rejimi tam mesaide
•Hak arayana halkı kin ve düşmanlığa tahrik
•Gazetecilik yapana yanıltıcı bilgiyi yayma
•Eleştirene devlet büyüklerine hakaret
•Ağzını açana halkın dini değerlerini aşağılama
•Çıkmayan kitaba otoriteyi sarsma suçlaması
https://t.co/tgSDa4zAQs
Bugünün BirGün'ü
Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını içeren ‘Millet Şahidimdir’ adlı kitabı basım aşamasında yasaklandı.
Kitabın basılmış ve basılmakta olan nüshalarına el konmasına karar verildi, dağıtım ve satışına yasak getirildi.
Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ve eşi Hülya Gökçek’in Almanya’daki şirketini ve mal varlıklarını merak edenler için kamuya açık bilgi alma adreslerini ekliyorum.
İsteyen herkes bakabilir, sorgulayabilir:
1- https://t.co/d9HKS7dLAC
2- https://t.co/VL5UDmezt0
Ben gittim, gördüm, yerinde çektim.
Satın aldıkları ve yurt yaptıkları yeri, sözleşme yaptıkları alışveriş merkezini de ekliyorum.
Dünkü yayının linkini de ekliyorum.Ayrıntılı şekilde izleyip öğrenebilirsiniz.
https://t.co/xfpS3bso1G
Melih Gökçek Ailesinin Almanya da 220 milyon TL’ye 16-18 daireli bir bina satın aldığını açıklayan Murat Ağırel e karşı trol saldırısı başlamış.
CESUR YÜREK Murat kardeşimize kocaman bir destek alkışı rica ediyorum
@muratagirel 👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏
Kendisi için faiz indirimi istiyor.
Yıllardır aynı koltukta oturuyor.
Mevcut ekonomik tablo oluşurken, alkışlıyordu.
Madenci için sesi çıkmıyor.
Emekli için sesi çıkmıyor.
Esnaf için sesi çıkmıyor.
Sadece kendi gemisini yürütmek istiyor!
Yaklaşık 20 gün önce Başaran Aksu’yla buluştuk. Biraz sohbet etmek, biraz da dertleşmek için, hiçbir plan yapmadan yakınımızdaki, herkesin bildiği bir markanın şubesine girdik.
Sıradan bir kahve molasıydı bizim için. Ama birkaç dakika sonra, o sıradan anın içinde çok daha büyük, çok daha anlamlı bir şey yaşanacaktı.
Çok geçmeden garsonlardan biri Başaran’ı tanıdı. Ardından bir başkası geldi. Derken mutfakta çalışan gençler, ellerindeki işi bırakıp birer birer yanımıza geldiler.
Başaran’ı alkışladılar.
Emekçiler için verdiği mücadeleyi yıllardır takip ettiklerini, ona büyük bir saygı duyduklarını anlattılar. Sarıldılar, fotoğraf çektirdiler. O an, bir insanın verdiği mücadelenin hiç tanımadığı insanların hayatına nasıl dokunabildiğini gözlerimin önünde gördüm.
Sohbet ilerledikçe yakın zamanda sendikalaştıklarını söylediler. Kendi hakları için örgütlenen bu gençlerin, yıllardır emekçilerin mücadelesini omuzlayan Başaran’la kurduğu bağ, o an yaşanan her şeyi çok daha anlamlı kıldı.
Çünkü orada yalnızca bir tanışma yoktu.
Bir mücadelenin başka bir kuşakta karşılık bulması vardı. Yıllar boyunca verilen emeğin, hiç beklenmedik bir anda genç emekçilerin gözlerinde, sözlerinde ve sarılışlarında yeniden hayat bulması vardı.
Kahvelerimizi içtik, hesabı istedik.
“Yok,” dediler.
“Mutfak ekibinin ikramı.”
O gün
Aklımda kalan, genç emekçilerin; ömrünün önemli bir bölümünü hak mücadelesine vermiş, beyaz saçlı, beyaz sakallı bir adamın karşısında nasıl ayağa kalktığıydı.
O saygının makamla, parayla, unvanla ya da güçle hiçbir ilgisi yoktu.
Başaran onlara hiçbir şey vaat etmemişti. Onlara bir imkan sunmamıştı. Hayatlarını değiştirecek bir makamın ya da gücün sahibi değildi.
Sadece yıllardır onların babalarının annelerinin haklarını savunuyordu.
Ve belli ki onlar bunu unutmamıştı.
İnsanları susturabilirsiniz; tutuklayabilirsiniz ama hakları için verilen mücadelenin bıraktığı izi silemezsiniz.
Mesele tam olarak bu. İstemedikleri de tam olarak bu.
Mücadelenin yalnızca bir kişide kalmaması; el değiştirmesi, kuşaktan kuşağa geçmesi, gençlerin kendi hakları için örgütlenmeye başlaması…
Asıl rahatsızlık da burada başlıyor.