15-16 yaşlarına gelmiş genci zorla okutamazsın. okutmaya kalktığında okul basar, sınıfta huzursuzluk çıkarır, okumak isteyen öğrencinin hayatını karartır. bırak da gitsin tornada çalışsın, çıraklık yapsın, meslek öğrensin, etrafına yük olmasın. zorunlu lise eğitimi gereksizdir.
Nerden nereye….
Bir Haluk Levent hikayesi…
Biz seninle aynı dönemde aynı hayalleri kuruyor, aynı heyecanları yaşıyorduk. Bir gün milyonlara ulaşacağımızın hayalini kuruyorduk. Aynı yapım şirketinde, aynı çatı altında şöhret basamaklarını birlikte tırmandık.
O yıllarda sen, nasıl olduysa korkunç bir borç sarmalının içine düştün. Edindiğin kötü alışkanlıklar başına büyük belalar açmıştı. Borçların yüzünden seni Adana Karataş Cezaevi’ne, rahmetli yapımcımız Hilmi Topaloğlu ve Özcan Deniz’le birlikte bizzat biz götürdük.
O günlerde sekiz ayrı bankaya olan borçlarını kapatabilmen için, Star TV’de yaptığım diziden kazandığım parayla borçlarını ödedik. Yeniden ayağa kalkman için elimizden geleni yaptık.
Sonra hayat hepimizi farklı yollara savurdu…
Yıllar sonra Ahbap Derneği’yle yaptığın yardımları, ihtiyaç sahiplerinin yanında oluşunu gördükçe içimden, “Haluk Levent o karanlık günleri geride bıraktı. Çok şükür küllerinden yeniden doğdu.” diyordum. Attığın her adımla gurur duydum. Bakanlar, Valiler, Belediye Başkanları, Cumhurbaşkanının eşinden aldığın ödül, Sivil toplum kuruluşları yaptıklarını takdir etti.
Binlerce konser verdin. Meydanlar doldu, salonlar doldu. Reklamlarda oynadın, büyük markalar sana sponsor oldu. Hayat sana milyonlarca insanın ömrü boyunca ulaşamayacağı imkânlar sundu.
Ama ah be Haluk…Şu kötü alışkanlıklarından neden kurtulamadın? Neden?
Depremde ölen insanlar için o masalara bir daha oturmamalıydın. O ekranlara bakmamalıydın. O tuşlara hiç dokunmamalıydın. Keşke ellerin kırılsaydı da bu alışkanlıklara bir daha dönmeseydin.
Bu halk seni başının üstüne koydu. En güvenilir, en çok alkışlanan sanatçılardan biri yaptı. Bağrına bastı. Sana ikinci, üçüncü, belki de son bir şans verdi.
Depremde insanlar evlatlarını, annelerini, babalarını toprağa verirken, kendi yaralarını sarmaya çalışırken milyonlarca insan elindekini avucundakini sana gönderdi. Sana güvendi.
Milyonlarca insan sana ışık yaktığı halde o karanlığın içinden aydınlığa çıkamadın. Neden o ışığı göremedin? Neden o kötü alışkanlıkların için doğruluktan ve dürüstlükten ayrıldın?
Hayat bu kadar ucuz muydu Haluk? Birkaç dakikalık heyecan uğruna, bunca sevgiye, bunca güvene, bunca emeğe sırt çevirmeye gerçekten değer miydi?
Yaptıkların sadece seni yıkmadı. Sana inananları, seni sevenleri, dostlarını da derinden yaraladı.
Ben bugün en çok seni değil… Aileni düşünüyorum. Sadece onlar için bile bütün kötü alışkanlıklarını, bütün tutkularını, bütün zaaflarını geride bırakmalıydın.
İçimde cevabını bulamadığım tek bir soru kaldı…
Gerçekten değdi mi Haluk?
argıtay Hukuk Genel Kurulu
Tebliğ işleminde komşu tarafından imzadan imtina edilebilir ancak isim vermekten imtina edilemez, tebliğ parçası üzerinde komşu isminin yer almaması nedeniyle yapılan tebligat hukuka aykırıdır.
Esas No: 2017/1674
Karar No: 2020/322
Hukuk Devletinde Varsayımla Ceza Olmaz: FETÖ Yargılamalarında Toptancı Yargılama Dönemi Kapanmalıdır
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dün açıkladığı üç ayrı kararla, toplamda 2.420 Türk vatandaşının yargılamasında hak ihlali yapıldığını tescil etti. Bu kararlarla birlikte, benzer dosyalar kapsamında AİHM tarafından ihlal tespit edilen kişi sayısı 6.884’e ulaştı.
Ortaya çıkan bu vahim tablonun ardında; her bir kişinin yarım kalmış hayatları, geride bekleyen çocukları, dağılan aileleri ve telafisi mümkün olmayan itibar kayıpları var. Diğer tarafta ise, AİHM’in açıkça ‘sistematik sorun’ olarak nitelediği bu tabloyla hala yüzleşmeyen bir anlayış bulunmaktadır.
Üstelik bu sayılar katlanarak artacak. Adalet Bakanlığı verilerine göre 2016–2024 yılları arasında silahlı terör örgütü suçundan verilen mahkûmiyet sayısı 332.176. Bu süreçte ceza hukukunun en temel güvenceleri olan “şahsilik” ve “kanunilik” ilkeleri, yerini kategorik, otomatik ve genelleyici bir cezalandırma pratiğine bırakmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire'nin Yüksel Yalçınkaya kararını referans alarak ısrarla vurguladığı hususlar şunlardır:
🔴 Söz konusu yapının içindeki herkesin ya da her ByLock kullanan kişinin "otomatik" olarak terörist sayılması, hukuk devleti ilkesi bakımından temelsiz bir yaklaşımdır.
🔴 ByLock kullanımı, tek başına "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlaması için kesin ve yeterli bir delil kabul edilemez. Mesaj içerikleri incelenmeden, bu içeriklerin suç teşkil edip etmediği ortaya konulmadan verilen mahkûmiyetler, adil yargılanma hakkını (Madde 6) ihlal etmektedir.
🔴 Bir uygulamanın kullanımını, geriye dönük olarak otomatik bir terör suçu deliline dönüştürmek, ceza hukukunun omurgasını oluşturan “kanunsuz suç ve ceza olmaz” (Madde 7) ilkesini fiilen askıya almak anlamına gelir.
Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca, AİHM kararlarının gereklerini yerine getirmek siyasi bir tercih meselesi değil; doğrudan anayasal bir zorunluluktur.
Gelinen noktada atılması gereken makul ve zorunlu adımlar açıktır:
🟢 AİHM'in de en uygun giderim yolu olarak işaret ettiği üzere; mevcut ihlal kararları ışığında, benzer durumda olan binlerce dosya için yargılamanın yenilenmesi yolu açılmalıdır.
🟢 İktidar ve yargı organları, sistematik hale gelen bu hak ihlallerini durduracak yasal ve idari tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmelidir.
🟢 Yargılamalarda “niyet okuma”, varsayım ve şablonlar yerine; somut ve ikna edici delil kriterlerine geri dönülmelidir.
Unutulmamalıdır ki adalet, ancak her bir dosyanın kendi özgül koşulları içinde ve evrensel hukuk standartlarına uygun biçimde değerlendirilmesiyle tecelli eder. Bu ağır mağduriyetlerin bir an evvel giderilmesi şarttır.
KARSLI VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
Dosyaların bazılarında başka deliller bulunsa dahi, ByLock kullanımının tek başına kesin delil sayılması, AİHS madde 7’yi ihlal etmektedir.
AİHM'in binlerce ihlal kararı verip tek kuruş tazminat ve hatta tek kuruş vekalet ücreti vermemesinin de altını çizmek lazım. Bir sürü avukat bu dosyaları hazırlamak için aylarca, yıllarca emek verdi. Bunun hiç olmazsa sembolik olarak görülmesi gerekirdi. Taş mı yesin avukatlar?
papanın bir ziyaretiyle dinden çıkacaksanız, dine hiç girmemişsiniz demektir. papanın bir ziyaretiyle ülkeniz yıkılacaksa, ülkeniz hiç kurulmamış demektir. nedir bu özgüven eksikliği, bu komplo teorileri, bu gereksiz yaygara, bu anlamsız goygoy; hakikaten anlamıyorum ben.
AİHM'DEN 16 ARALIK 2025 TARİHİNDE YÜZLERCE (BELKİ BİNLERCE) YENİ YALÇINKAYA KARARI BEKLENİYOR
AİHM Yalçınkaya kararı sonrası Hükümete tebliğ ettiği 1000er kişilik listelerden ilk 3 listede yer alan ve Hükümet savunmaları gönderilen aralarında birçok müvekkilimizin de bulunduğu yüzlerce (belki binlerce) başvuru hakkında 16 Aralık 2025 tarihinde karar verecek.
Buna dair duyurular karar verilecek kişilerin temsilcilerine e-mail olarak gönderildi.
Kararların 3 kişilik Komite tarafından kesin olarak verilmesi bekleniyor. Yani kararlara itiraz yolu kapalı olacak ve aynı gün kesinleşecek.
Bu durumda bu binlerce kişinin dosyası karar yayınlanır yayınlanmaz yeniden yargılama başvurusuyla yeniden açılacak. AİHM önünde daha karar verilmeyi bekleyen bunun kat kat fazlası dosya var.
Türk yargı sistemine bu kötülüğü yapmayın, bir an önce bir çözüm bulun, aksi takdirde sistem tıkanacaktır.
vicdan, parçalı bir sistem değildir. bütündür. filistinli çocuğa acımayan, uygur türk'üne de acımaz, kürt çocuğa da acımaz. insana üzülmeyen, köpeğe de üzülmez, kediye de üzülmez. ben sadece şuna üzülürüm diyen hesap yapıyordur, samimiyetsizdir, politik maskaralık peşindedir.
çağın insanı olarak en büyük talihsizliğimiz, her şeyi görmek zorunda kalmamız. evinde kocasıyla şımarıklık yapan bir kadının videosunu görmemeliydik mesela. yatak odasında takla atan bir hacı amcanın, mutfakta böğürerek dikkat çekmeye çalışan bir yaşlı teyzenin saçma sapan videosunu görmemeliydik. göbeğini sergileyerek dans eden bir obezin, kalçasını hoplatarak prim yapmaya çalışan bir ilgi maymununun, çocuğu üzerinden etkileşim kasan bir arsızın videosunu da görmemeliydik. mahrem hiç bu kadar tecavüze uğramamıştı tarih boyunca. ev hiç bu kadar zulme uğramamış, özel hayat hiç bu kadar ayağa düşmemiş, aile hiç bu kadar iğdiş edilmemişti. yazık ettik kendimize...
Mükellefiyet tesisi işleminin süregelen ve geleceğe yönelik etkisi nedeniyle işlemin iptali istemiyle her zaman dava açılabilir.
Danıştay Dava Daireleri Kurulu'nun 16/11/2022 tarih ve E:2021/437 ve K:2022/1379 Sayılı Kararı