@VBadem15472@c_ahmethoca Hoca(!)nın cevab veremediği yerlerden sormayın. Meselâ ona cübbesinin altındaki "Kraliçenin Nişanesi"ni ifşa ederek sordular, cevab veremedi. Sakın da bu soruyu sormayın, gene cevab veremez. Hele Gazze hiç konusu değil Hoc'efendinin. O okunmuş dua satmakla meşgul.
“Bu sahneyi kim yönettiyse tam bir dâhi.
İspanya millî takımının Dünya Kupası şampiyonu olarak ülkesine kupayı bir çöp
torbasının içinde taşıyarak dönmesi!!!!
Son derece güçlü ve sert bir mesaj veriyor;
• Tarihin en kirli Dünya Kupası.
• Ev sahipliği yapan en kirli ülke ve biz oradan kupayla dönüyoruz.
• Kupayı bize dünyanın en kirli insanı (Trump) verdi.
• Kazanmak için yendiğimiz takım da dünyanın en kirli takımıydı (Siyonist Arjantin ve
Messi).
• Bu yüzden bu kupa; bu takımdan ve bu ‘terörist’ başkandan geldiği için, ancak bir çöp
torbasında taşınmayı hak eder.
Chris Hedges
Siyonistlere, ağız dolusu saydıran İspanya... elbette kalbimi kazandı. Gönlümün şampiyonu! Her ne kadar, turnuva organizasyonu siyonizmin uşağı olsa da.
@kilicarslan_is Sen ve senin gibi üçbuçuğun, mesela Gezi sürecinde nasıl bir noktada beklediginizi en iyi gözlemleyenlerden biriyim. İsmail Korkmaz'a ağıt yakarak Gezzicilerin kazanma ihtimaline göz kırpmadınız mı!Fethullahçıları savunurken saçtığın salyayı biliyorum. Pis adamsın.
AMERİKA OLMADAN OLMAZ!
Demek ki neyin hayır neyin şer olduğunu bilmek o kadar zor bir şey değil. Bütün mesele bir tarafı seçmekte. Bugün insanlar yaşarken ne diyor? “Ya olmaz ağabey, olmaz… Amerika olmadan olmaz!” demiyorlar mı? “Ne yaparsan yap, Amerika razı değilse, olmaz." Dolayısıyla bir yerden Amerika’ya yaranmak gerekiyor. Yaranmadığın zaman havanı alırsın. Türkiye olarak da böyle, şahsın olarak da böyle. Bunu kabul ettikten sonra artık sen günde 5 değil 15 vakit namaz kılsan ne olur? Hani Karadenizli altıncı defa hacca gidiyormuş, “Yahu! Bu masrafı başka bir şeye harca. Resûlullah bile bir kere haccetti.” demişler. “Onun Müslümanlığı o kadarmış!” demiş adam. Şimdi insanlar çok Müslüman oluyorlar fakat Amerikasız olmuyor!
İsmet Özel, İstiklâl Yürüyüşleri
İnandırmak inanmayı bozar. Bozulma önce inandırma çabasına kalkışanda baş gösterir. Çünkü inandırmayı deneyen kimse inanılmasını istediği “şey”i kabul edilebilecek bir biçimde sunma zorunluluğunu duyacaktır. Dolayısıyla kendi inanış dayanaklarını ilk sıraya koymayı değil, inandıracağı insan veya insanların beklentilerini karşılayacak bir “ambalaj” sağlamayı düşünür. Bu ambalajın ise inanılacak şeyin aslına sadık kalması imkânsızdır. Eğer inandırma başarıyla sonuçlanırsa inandırılmış duruma düşen kim olursa olsun inanca kavuşmuş olmaz ve sadece yanılsama ile sahicilik arasında bir ayırım yapamayacak duruma düşmüş olur.
İnanmış olmanın ve inanıyor durumda yaşamanın yalnız başına değer sayıldığı ortamda ise bozulma baş göstermez. Sadakatin sağladığı bütünlük sahiciliğin teminatıdır. Eğer bir kimsenin inandığı şeyin yanlış ve fakat bu inanışta bir samimiyet olduğunu anlamışsak orada “inanılmaya değer bir şey” bulunduğunu da zımnen itiraf etmiş oluruz. İnanıştaki doğruluk inanılan “şey”in doğruluğuna delil olur. Görürüz ki inancı arayan onu yalnızca inananda bulabilir, inandıranda değil.
İsmet Özel, Tahrir Vazifeleri
İnanmalı Mı, İnandırmalı Mı?
@AhmetK83435@DarrenChen528 Pikaso'nun yeniden dönmek istediği çocukça resimler. Bildiği, imrendiği... Ne saçma resimler çizerse çizsin, asla başaramadığı resimler. Acemilik ile çocukçalık bağdaşmaz, örtüşmez belki. Yine de iyi olanı çağrıştıran gücü olan denemeler.
Kültür Sanat Yayıncılığına dair:
Kültür sanat gazeteciliği ölüyor, çünkü ideolojiler ölüyor.
Çünkü ideolojiler hatta mensubiyetler bitti sadece dikotomiler, refleksler kaldı.
Zaten eskiden de canlı değildi; şebekeci, ortacı, hesapçı, popülistti.
“Altın devri”ndeki kültür sanat gazeteciliği, her ideolojinin, kliğin, şebekenin, cemaatin faaliyet ve tanıtım bülteniydi.
~•~
Merkez medya kültür sanat haberciliği, popüler, popülist, eğlencelik metin, faaliyetlere yer veriyordu.
~•~
İdeolojik gruplar ve cemaatler kendi elemanlarının duyurularını yapıyordu.
Kendilerine biat etmeyen kendi elemanlarına bile sansür uygulanıyordu.
Orada da hiyerarşi, liyakatsizlik ehliyetsizlik, klik içi klikçilik vardı.
~•~
Kültür sanat haberciliğinin çoğunluğu hatır gönül, suya sabuna dokunmayanı parlatma, hep aynı grupları döndürme üzerineydi.
Türkiye’nin, edebiyat ve düşüncenin temel ve esaslı meselelerinden kaçardı kültür sanat yayıncılığı;
kritik, otokritik, teklif, inşa, öneri, çözüme karşı hatta düşmandı.
~•~
Editörler, kafa ağrıtmasın, can sıkmasın, sıkıcı olmasın, herkes okusun, kimsenin konforunu bozmasın, abileri kızdırmasın, alternatif sunmasın, patrona ve rakip bile olsa burjuvaya dokunmasın, siyaset rahatsız olmasın, bürokrasiyi ürkütmesin, arıza çıkarmasın… tutumundaydı.
~•~
Bugün yazardan çok influencerların, trollerin sesi çıkıyor, onlar entelijansiyada, kültür-politikte tercih ediliyor.
Geçmişte de yazarlar yine kenara atılıyor, “borazanlar”a yer veriliyordu.
~•~
Milenyum sonrası “kitap tanıtımı” diye bir tür de doğdu, kitap eklerinde, güya ciddi dergilerde…
Eleştiri, anoloji, mukayese, disiplinlerarasılık, eko-kültür-teo-politik gözetmeden dümdüz övme ve kitap tanıtım bültenlerini takla attırıp yazı diye sunma oluştu… çünkü yetenekli-donanımlı-derin düşünceli yazar değil “eli kalem tutan” ancak üst yazı yazabilecekler yaygınlaştı.
3 sayfayı geçmesin, klişesi aslında editörün kendisinin okuyamadığı, anlayamadığı, uğraştırmayacak yazıları ihtiva ediyordu.
Bu birbirini pohpohlayanlar, kitap övgü/tanıtımlarından ibaret kitapları da tanıttılar 🥱 göklere çıkardılar.
~•~
Bazı gruplar, okuma grubu diye sadece aktarmacılığı ve övücü tanıtıcılığı yazı diye sundu, şebekeler kurdular.
~•~
Düşünce bitmez, kültür, edebiyat tükenmez… has, halis, sahih ve sahici olan hep bulunur.
Kitap influencerlığı diye bir tür / sektör doğdu.
Artık kitap, köşe yazısı can çekiştiği için orta boy tivitler,
3-5 dk’lık video çekimleri, influencer’ların, en güzel 5 kitap, en baba 10 romancı, en iyi 8 yönetmen post’larına bakılıyor.
Ee zaten bunlar rahmet okunan kültür sanat yayıncılığı, kitap ekleri ve ciddi dergilerde yok muydu?!?
Bir düzenin ne mağdûrları ne mesrûrları, o düzen hakkında âdil yargıda bulunabilirler; zîra 'âdil tenkid', ancak, kayıtsızların işidir.
Çünkü, Hz. Ali’nin (k.v.) olayında olduğu gibi, 'yüzüne tükürülen' ile 'yüzüne övülen' insan, muhâtabını nefsiyle görür, aklıyla değil.
@huseyinakin_ Sağda bu klasmanda iki şair vardı; biri verilen ödülü bile reddetti, akabinde linci yedi. Diğeri (nedendir bilinmez) itibar edilmemesine rağmen o çevrede dolandı durdu.