Bu argüman sanki müşriklerden ilham alınmış gibi...
Bakara 275 «Bu böyledir. Çünkü onlar: Alışveriş de faiz gibidir dediler. Oysa Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır»
Domuzda hayvan koyunda hayvan. İkisinin hayvan olması noktasında bir fark yok. Öyleyse birinin haram diğerinin helal olması akla aykırı desek:(
Arka planı anlatabilirim. Klasik örfte bıçak, kesme parçalama ve ayırma aletidir. Ekmek ise paylaşma ve bereket sembolüdür. Bu sebeple ekmeğin elle bölünmesi nimetin paylaşılması anlamına gelirken bıçakla kesilmesi bazı bölgelerde nimete karşı sert muamele olarak algılanmış. Fakihlerde toplumun nimet anlayışında oluşmuş bu saygı kodlarını dikkate almışlar. Tam burda fıkhın önemli bir kaidesi devreye giriyo. "Örf ile sabit olan şey, nass ile sabit olan şey gibidir" anlamındaki meşhur prensip. Tabiki örf nass seviyesine çıkmaz ancak hükümlerin uygulanmasında güçlü bir etkendir. Eğer bir toplumda belirli bir davranış nimete karşı tahkir sayılıyorsa, fakih onu kerahat kapsamına alabilir. Çünkü şeri maksatlardan biri de insanların kalplerinde Allah'ın nimetlerine karşı hürmet duygusunu canlı tutmaktır...
Allah'ın en doğrusunu bildiğinden şüphe yok ama senin yazılanların anlayıp anlamadığında şüphe var. Alıntı yapıp eleştirdiğin yorumda istidlal değil istişhad yapılıyor. İkisi arasında ki fark ise ehline malûmdur.
Yapılan istişhatta muayyen bir tasarrufun Kuran'da var olduğu değil, evliyaların tasarrufu özelinde bu kabulün dinin genel ilkeleri ile bağdaşmadığı iddiasına yönelik naslardan şahit getirme gayesi var.
Özellikle naziat 5. Ayette “işleri yönetenlere” kasem ediliyor. Yönetmek tasarrufun bir türüdür. Allah'tan gayrı hakkında cüzi bir tasarrufun vâki olduğuna bu ayet şahit olarak yeter ki meleklerin vazifelerini saymıyorum bile.
Dolayısıyla nassın açık beyanı olan kısım, Allah'tan gayrına tasarruf fiilinin nispet edilmedinin meşru olmasıdır. Bu genelliğin kabulü müsellem olduğu halde bu genelliğe ait bir cüzün, dinin asıllarına aykırı olduğu veyatta bunlardan referans almadığına yönelik tenkit asıl absürt kabul edilmeyi iktiza eder.
Dolayısıyla burda ortak bir illet sebebiyle ferin asla ilhak edilmesi gayesi değil, genelliği esas alma maksadı var. Bundan dolayı, velilerin tasarrufuna dair özel bir delil olmasa bile bahsettiğimiz bu genelliğin içine dahil olucağından dinin ruhuna aykırı olmakla nitelenemez.
Hocam, sizden özel bir ricam olucak. Abdülaziz el buharinin keşfül esrarı benim okumayı hayal ettiğim kitapların başında geliyor. Ve şuan yayın evinde basılması bekleniyor ve uzun sürer demiştiniz. Bende biraz sabırsızım bu yüzden keşfül esrarın herhangi bir bölümü ile alakalı yada kıyas babı ile alakalı pdf dosyası elinizde mevcutsa benim paylaşırmısınız. Hâsseten sizin ebedi saadetiniz için dua ederim🥺
Çoğu meseleyle alakalı “ya bu kadar önemli olan bir şey nasıl herkes tarafından bilinmiyor” şeklinde yaklaşımını her meseleye tatbik ederek problem ürettiğini zannediyosun.
Sende biliyosun ki vakıa senin kafanda ki din şablonuna uymak zorunda değil. Ayrıca aynı soru senin kabullerinede tatbik edilebilir. Allah neden müslümanların en temelde ihtilaf içinde oldukları veya olucakları konuları, aksi alınamaz bir biçimde Kuran'da kesin bir ifade ile açıklamamış? Neden Kuran'da mücmel müşkil farklı yorumlara müsait ayetler var? Bu şekilde soruları çoğaltabiliriz.
Yani sana göre Resûlullah, aynı bugün kanun değişikliğinin resmi gazetede yayınlanması gibi nesh edilen ayetleri insanlara bildirmeliydi. Oysa Resullah s.a.v nesih olduğunu bildirmiş ama senin beklentinde olduğu gibi bunu direk nesh kelimeleri ile ifade etmemiştir. Mesela kurban etlerinin saklanması yada kabir ziyaretine izin vermesi bu kabilden değerlendirilebilir.
Neshin ne olduğu konusunda da ihtilaf var. Nesih ile tahsis arasında ki fark yada illetin ortadan kalkması ile hükmün kalkması nesihmidir değilmidir. Sana göre Resûlullah s.a.v bugün olduğu gibi sahabeye usul dersi vermeliydi.
Mesela Tevbe suresi son iki ayetin Kuran'dan olmadığına dair neden apaçık bir beyan yok bu kadar önemli olan bir konuda? En yakın dostun edipin görüşü bu malûm. Yani senin mantığına göre herkes kendince önemli gördüğü şeyleri mütevatir yada meşhur bir vaziyette nakledilmesi gerektiğini yada bekliyecek.
Aynı mantık selefilerde de var. Mesela rabıta dinden olsaydı mutlaka Resullah s.a.v bunu yapar ve yaptırırdı derler. Oysa Resullahın mücerret olarak bir fiili terk etmesi o fiilin haram yada mahzurlu olduğuna değil vacib olmadığına delildir. Çünkü Resullahın yapmadığı her şey haram veya mekruh olmak zorunda değil ama vacib olmamak zorunda. Çünkü vacib olsaydı terketmezdi.
Bizde diyoruz ki, nesih önemli bir konudur ancak bunun çoğu kez tespiti içtihada havale edilmiş. Kesin beyanın olmadığı her yerde genişliğin varlığı ve fikirlerin orda vücut bulması manası vardır. Dolayısıyla neshin tespiti konusu içtihada bırakılmış.
@Saliha_Kul2021@parasizceo1@dailyislamist Veliler Allah'ın dokunduracağı zarar Allah'a rağmen engel olur demiyor ne salatalık yapıyosun. Konu ölümden sonra ki ruhani irtibat ve terbiyenin devamı sen neyden bahsediyosun kepcük
🎁 HEDİYE KİTAP ÇEKİLİŞİ!
Bu gönderiyi retweet edip yeniden gönderenler arasından 5 kardeşimize yeni çıkan "Allah'ın Varlığının Aklî Delilleri" kitabımızı hediye ediyoruz.
Tek şart bu gönderiyi retweet yapmak (yeniden göndermek).
Sonuçlar 7 Haziran Pazar günü duyrulacaktır.
Burda Hz Peygamber s.a.v sahabeye Türklerle savaşın yoksa kıyamet kopmaz demiyor. İnşai bir ifade değilde ihbari bir ifade olarak anlarsan sorun kalmaz bence dinsiz arkadaş. Yani gelecek bir zamanda tarifi yapılan Türklerle savaşmayı gerektirecek bir takım şartların oluşacağından haber veriliyor. Mesela güneş batıdan doğmadan kıyamet kopmıyacaktır yada Allah diyen kalmadıkça kıyamet kopmayacaktır hadisleride aynı gaye ile söylenmiştir. Gelecek zamanda olucak hâvadisten haber veriliyor.
Bir alimi bir mezhebe nispet etmek, o mezhebin görüşlerine uygun bir kaç görüşünün olması ile olmaz. Cessasın kabul etmediği mutezilenin temel ilkeleride var. Mutezileyi mutezile yapan en temel ve özel olan şey ne ise o hususta ki müştereklikte ortak iseler o zaman bu iddia edilebilir. Mesela cessas menzile beyneli kabul etmez salah aslahıda kabul etmez. Ben şahsen cessası belli bir mezhebe ait görmüyorum. Bu hususlarda kendi içtihadlarını üretebilecek biri.
Şer’i illetler çoğunlukla “enfüsi haller” üzerine değil, “afâki vasıflar” üzerinden tespit edilir. Çünkü enfüsi haller dağınık ve ölçülemezdir. Afâki vasıflar ise zahir, munzabıt ve müşterektir.
Seferde namazların kasredilmesi ile alakalı hükmün illetini, şahsi hallere nispetle “meşakkat” vasfı üzerinde düşünecek olursak, istikrar ve zabıt sağlanamaz. Zira en basitinden yaşlı ile gencin yolculuktan duyacağı meşakkat bir olmaz. Bu yüzden illet, mükellefin fiillerine konu olan somut gerçeklik üzerinde aranır ve illetin “seferilik” vasfı olduğu tepsit edilir.
Hâl böyle olunca, namazların kasredilmesi ile alakalı hüküm şahısların hallerine göre değişen bir esnekliğe değil, istikrarlı ve zabt altına alınıp, şahısların hallerine göre değişmeyen bir vasfa bağlanmış olur.
“Hadisler yanlış olabilir” şeklinde ki nitelemenden hadislere olan yaklaşımının gayrı ilmi olduğunu anlıyoruz. Yani senin hadisleri değerlendirdiğin nazar ile bizim ki çok farklı şeyler. Objektif gözle bakıcaksak Kuran'da yanlış olabilir nihayetinde o da bir söz ve haberdir, diğer sözler ve haberler gibi yanlış olma ihtimali vardır.
Hadisleri tarih kabul ediyosun. Peki bu tarihi okuduğunda Hz Peygamberin dini anlama ve yaşama biçimi ile alakalı olan hususları kendin için bağlayıcı görüyormusun?
Ayrıca sen bana inandığım şeyden örnek vermedin. Vermiş olsaydın kaynağı ile verirdin bende gider kaynağın aslına bakardım.