aldırmadan, kaçak olarak yaşayan, dara düşmüş bir Fransız’ı sofrasına oturttu, çocuklarına kuru ekmeği paylaşmayı öğretti.
Bir gün... İngiltere Elçiliği’nden görevliler geldi, nasıl duydularsa duymuşlar, “Çocuklarını al, İngiltere’ye dön, eğitimlerini üstlenelim, sosyal güvencen olsun” dediler Nadide’ye...
Kapıdan kovdu! Eşim Türk, çocuklarım Türk, burada babalarının yanında yaşayacaklar, ben de onların yanında öleceğim, benim için hayatını feda eden eşimi, paraya değişmem dedi. İki millet, iki devlet, iki din arasında perişan olmuşlardı ama, aşkları sapasağlamdı.
Üstelik... Cumhuriyet de sapasağlamdı. O dönemin Cumhuriyet’i, şimdiki gibi sadece parası olanlara değil, gariban ailelerin çocuklarına da fırsat
eşitliği sağlıyor, okumaya niyetleri varsa, okutuyor, üniversiteyse üniversite, konservatuvarsa konservatuvar, yeteneğin önünü açıyordu.
Delikanlı, delikanlı gibi yaşadı, öldü. Nadide zatürreeden vefat etti, hayatının en çetin günlerini yaşadığı İstanbul’da, kızının evinde...
En çok kızına güvenir, en çok küçük oğlunu severdi.
Bu koca yürekli kadının küllerinden doğan kızı, YILDIZ, oğlu ise MÜŞFİK
KENTER idi.
Alıntı✔️
HİÇLİK ...
Şairdi, cesurdu, zengindi; sefil bir hayat sürdü. Gerici ve yobaz takımıyla mücadelesi hiç bitmedi. Cumhuriyet döneminin en ünlü hiciv üstadı olarak yerini daima korudu...
Farsça, Arapça ve Osmanlıca bilirdi, Mezar taşı okumak dışında çok önemli işlerde kullandı:
Şairlik etti.
Sövdü ...
Düzenli, düzensiz sövdü. Sövmenin insanın kimyasına iyi geldiğini söyledi.
Istıraba, yokluğa ve haksızlığa daima sövdü.
Cesurdu ...
Osmanlı İmparatoru Abdülhamit’i eleştirdiği için 7 yıl başka ülkede sürgün yaşadı.
Valiyi sevmeyenlerin O‘na mal ettikleri dizelerden dolayı maaşı kesildi.
Alkollü geldiği için Mevlevihane‘den;
Gerici hocalardan olan kayınpederini eleştirdiği için karısından,
Her gün yoksullara dağıttığı için bir ömür boyu para‘dan oldu ...
Sefil bir hayat sürmesine rağmen öldüğünde çok zengin olduğu anlaşıldı.
Vali hasta yatağından kalkıp gelmişti.
Kalburüstü memur sınıfının alayı;
Profesörü, şairi, romancısı,
En çok da işsiz güçsüzü.
Millet misliyle aktı...
Tabutuna birlikte omuz verdiler. Tüm zenginliği işte bu Halktı.
Hayatı hep garipti ...
Çocukluğu da çok zor geçti....
1800’lerin son çeyreğiydi ve şehir meydanından geçerlerken kazıklar ve cesetler gördü; gözleri yuvasından fırladı.
Babası o feci manzaradan kaçırmak için telaşla bir demirci dükkânına soktu O‘nu.
Yaşadıklarını yıllar sonra şöyle anlattı ...
Eve dinmeyen titremeler içinde getirildim ve birçok korku ilacından geçirildim..
Küçük bedeni yenik düştü, korku ve titremeleri sonucunda Sara Hastası oldu. Akıl tahtasının bir çivisini o demirci dükkanında düşürmüştü.
Çocukluğu ve gençliğinde sık sık nüksetti Sara nöbetleri, bırakmadı yakasını.
İzmir İdadi mektebine kayıt oldu, bayılmaları artınca babasına iade ettiler.
Teslim olmadı yine de...
Doktoru Pepo, çocuk neye merak sarıyorsa onu yapsın yazmıştı reçeteye. Öyle de oldu.
Musiki dersleri ve eğitim için Mevlevihane’nin yolunu tuttu. Önce İzmir sonra İstanbul, 7 yıl da Mısır’da sürgün yaşadı.
Filozof oldu ..
Mesnevi‘yi en iyi tercüme eden Abdülbaki Gölpınarlı, çevirimde hata var mı diye ilk O‘na götürdü.
Hatalı yerlerin altını itinayla çizdi ve tercüme buna göre düzeltilip basıldı. O sırada tımarhanede yaşıyordu.
Aynı tımarhanede hayatı kaymak üzere olan bir genç, onu tanıdıktan sonra evine dönmeyeceğini, tımarhanede sürekli kalmak istediğini söyledi. Doktorlar gence müsaade etmedi. Genç, Biraz edebiyat bilgim ve zevkim varsa O’na borçluyum dedi.
Bir resmini yaptı O‘nun teşekkür için. Altına Fikret Mualla yazarak imzaladı.
Yakın arkadaşı Bana ney çalmayı öğret ben de sana Fransızca dedi...
O‘nu Fransızca konuşurken gören olmasa da,
Mehmet Akif Ersoy ney çalmayı ondan öğrendi.
Meyhanelerin tümü O‘nu tanırdı, en samimi arkadaşlarını sokakta yatan evsizlerden seçti.
Hiçliği kendine felsefe edindi...
Gerici ve yobaz takımıyla mücadelesi hiç bitmedi...
İşi sanattı...
Ney üfledi ...
Şiir yazdı...
Neyzen Tevfik Kolaylı 73 yıllık ömrünü insanlığa ve sanata adadı...
Cumhuriyet döneminin en ünlü hiciv üstadı olarak yerini daima korudu.
Bugün ..
Hiciv sanatında O olmak mümkün olmasa da biraz olsun yol almak, ortalama bir alaycı olmak da zorlaştı. Hicvi kendine meslek edinen yazar neredeyse kalmadı.
Bunda hicve kızması gereken tarafla hicvi yapanın bizzat kendisi olmasının etkisi büyüktü...
Neyzen 'in boynunda asılı duran kağıtta eski yazı ile hiç yazmaktadır.
Ayşe Duru sayfasından alınmıştır 🌺
Bugün bile okutulmayan kız çocukları var. Siz o dönemde lisede Fransızca ve keman dersleri almışsınız…
Babam acayip bir adamdı şekerim. Yıl 1914, annem hamile. Babam diyor ki, “İnşallah kız çocuğum olur. Ona Fransızca ve keman dersleri aldıracağım.” Ben doğunca adımı Muazzez İlmiye koyuyor. Bir gün bana dedi ki, “Kızım sana İlmiye adını verdim ki ilim sahibi olasın.” Ben çocuğum tabii. Bir kulağımdan girdi, öbüründen çıktı. Kullanmazdım bile İlmiye’yi. Ne zaman kullanmaya başladım biliyor musun? Türkiye’ye yabancı bir profesör gelmişti. Bir etkinlik sırasında sohbet ederken ilk sözü şu oldu bana, “Siz tüm bu çalışmalarınızla, ilim sahibi olduktan sonra mı aldınız bu unvanı?” Güldüm. “Hayır, babam koymuş bu adı” dedim. Emekli olmuştum, düşünün. Ondan sonra hep Muazzez İlmiye’yi birlikte kullandım.
Benim tanrım Gök Tanrı
Günümüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda yapılan her şeye rağmen Atatürk devrimleri en başarılı çağında. Onun devrimlerinin karşısında duranlar bile birden coştular. Bir şeyi ne kadar baltalamaya çalışılırsanız o kadar güçlenir; demek ki bunun idrakına geç varıldı. Gençler eskiden benden Sümerleri dinlemek isterdi. Şimdi sürekli Atatürk’ü soruyorlar.
Gelecekten umutlu musunuz?
Ben çok iyi olacağına kaniyim. Belki büyük bir dalgalanma olacak ama yeniden doğacağız. Seçimleri de heyecanla bekliyorum. Sıkıntılı günler yaşayacağız ama sonumuz aydınlık. Tabii çalışırsak. Vazifelerimizi bilmemiz, birbirimize kenetlenmemiz lazım. Yoksa her şey berbat olur. Yeniden Osmanlı’ya dönmemiz işten bile değil.
En çok nelerden rahatsız oluyorsunuz?
Kindar bir nesil yetişti. Ona üzülüyorum. Gazeteleri okurken deliye dönüyorum. Nasıl bu hale geldik? Deli olacağım. Bunun dinde de yeri yoktur. Eski Türklerin inancı sevgi üzerine. Gök Tanrı ‘Sev’ demiş; otu, böceği, hayvanı… Benim Tanrım Gök Tanrı. Sevecensen Gök Tanrı sıkıntını alıyor, işin gücün rast gidiyor. Değilsen de seni kendi haline bırakıyor. Öyle cezası, ateşlerde yakması yok. “Aaa bayıldım vallahi ben bu Tanrı’ya” dedim okuyunca. Vallahi bayıldım!
Avrupa’nın her rezaleti unutuldu ama Beethoven hatırlanıyor
Günlük rutininizde neler var?
Her sabah gazetelerimi gözden geçiriyorum. Bol bol okuyorum. Şimdi ‘Türkçenin Dirilişi Hareketi’ kitabı var elimde.
Magazin de okur musunuz?
Gazetelerin eklerini okurum. Artistlere martistlere bakıyorum, ne yapıyorlar diye. Ama sanatta ve sporda başarılı gençlerimize az yer veriliyor. Zaten Osmanlı’dan kalan kötü bir imajımız var. Bakın dünyaya, Avrupa’ya, İkinci Dünya Savaşı’ndaki rezaletleri, her türlü pislikleri unutuldu ama Beethoven hatırlanıyor! Sanatın böyle bir gücü vardır! Biz de Osmanlı’dan kalan bu kötü imajımızı temizlemek istiyorsak kendi Beethoven’larımızı yetiştirmemiz lazım.
Bunca yaşam deneyiminizden sonra gençlere ne öğüt verirsiniz?
Çok okusunlar. Çalışsınlar. Lisan öğrensinler. Türkçeye çok önem versinler. Lisan öğrenmek başka, kendi diline sahip çıkmak başka. Kendi dilimizin içine çok rica ediyorum yabancı kelimeleri sokuşturmasınlar. Önyargılı olmasınlar. Dedikodudan uzak dursunlar.
Bu dünyaya bir geliş amacınız var mıydı sizce?
İki gün evvel bir ressam geldi ziyaretime. Sümerlerle ilgili hayali resimler yapmış, getirmiş. Bayıldım. Benim gayem de çabam da buydu: Sümerleri halka tanıtmak. Gayeme ulaştım mı? Herhalde Atatürk’e vefa borcumu ödedim diye düşünüyorum. Türkiye’den başka hiçbir yerde Sümerler hakkında bu kadar bilinçli bir halk yok. Bu da beni çok mutlu ediyor. (Alıntı)
HIDIRELLEZ NEDİR.....
Bugün birçok yerde kutlanan ve İslamiyetle ilişkilendiren Hıdırellez ya da Hızırellez, aslında kadim Atalarımız Göktürkler ve Hunlar zamanından gelen bir gelenek, bir ritüeldir.
Bilindiği üzere eski Türkler de, Doğa da bulunan herşeyin,