Bir haini sonradan fark etmek nasıl bir his biliyor musun?
Yıllarca ama yıllarca evine giren, evinin anahtarını verdiğin, birlikte tatile gittiğin, anneni, babanı emanet ettiğin, çocuğunun başını okşayan, zor günlerinde yanına koştuğun; meğer seni en başından beri kullanılacak bir güven olarak gören alçağın tekiymiş…
“Aman dikkat et” diye uyaranlara “dürüst biri ben güveniyorum” diyerek savunurken; etrafla aranı bozduğun, dost sandığın, ailen gördüğün, kefil olduğun meğer haysiyetsiz bir etten yığınmış…
Sen onu dost bellemişsin…
O seni fırsat bellemiş…
Sen; kimseye laf ettirmemişsin, kimseyi konuşturmamışsın…
O senin arkandan hayatını pazarlamış…
Meğer, sonsuz güvenip boş kağıtlara attığın imzaları senin aleyhine, kişisel çıkarları için kullanıyormuş…
Seni her yerde, her zaman satan, profesyonel, rolünü kusursuz yapan bir dolandırıcıymış…
Sonra da geçmişte imzaladığın o boş kağıtlarla evini, barkını, eşyalarını, arabanı, tüm birikimini, emeğini, alın terini “bunlar benim” deyip, kendisi gibilerle elinden alan vicdansız bir sinsiymiş…
Bunu yaparken de seni dürüst olmamakla, ahlaksızlıkla, hırsızlıkla suçlayan, “git dava aç mahkemeler orada, kanunlara uy” diyen, zeytinyağı gibi su üstüne çıkan, ar damarı çatlamış, utanmaz bir pişkinmiş…
Sen geleceğe yatırım yaptığını zannederken, o hain sessiz sessiz senin hayatına mayın döşüyormuş meğer…
Yeniden ev de alınır, araba da, eşyalar da…
Tutar sıfırdan başlarsın…
Ama insan en çok neye yanıyor biliyor musun?
Sürekli ama sürekli, geçmişteki sahneler tek tek geliyor gözünün önüne…
Verilen mücadeleler, yürünen yollar, üzüntüler, sana canımı emanet ederim denilen anlar, her bir saniyesi ömründen giden zaman vs…
Meğer, hepsinin içinde aslında alçakça hesap yapan bir hain varmış.
Hırsızlar, dolandırıcılar birikimini çalmaz sadece…
İnsanlara inanma şeklini de çalar…
Kime güveneceğini şaşırırsın…
Vicdanlı insanlar kandırıldığında utanır, yerin dibine girer, uykuları kaçar…
Hainler ise çoğu zaman gayet rahat uyur…
Ama bir gün o uyku elbette biter!
Vicdan kazanır…
İyilik kazanır…
İyiler kazanır…
Kamu kurumları yöneticilerinin elektronik imzalarını kopyalayarak sahte diploma ve sürücü belgesi düzenleyen 199 kişinin yargılandığı davada tutuklu olan 5 sanığın tahliyesine karar verdi.
Böylece, davada tutuklu yargılanan sanık kalmadı!
FotoHaber - Sahte Diploma Çetesi, kısa tutuklulukları süresince diplomalarını alamayan binlerce mağdur için yarın toplu mezuniyet töreni düzenleyecek... https://t.co/yz8cz3PKJk
Türk Ordusu’nun üniformasını 28 yıl taşımış, sınır içinde ve dışında çok sayıda operasyona katılmış-çatışmalara girmiş, İncirlik’te görev yaptığında ABD’nin verdiği madalyayı Hulusi Akar’dan farklı olarak reddetmiş, Kosova’da görevdeyken kendisini sorgulamak isteyen 4 Alman askerine tek başına direnip izin vermemiş emekli Albay Orkun Özeller…
Çözüm sürecine tepki gösteren mesajlarının ardından tutuklandı.
“Taşları bağlamışlar” lafı işte bugünler için söylenmiştir!
Geldiğimiz noktaya bak… Birileri buraya yazıyor, emniyet, savcılık, bakanlık kendine iş ediniyor, turneler iptal ediliyor, şarkılar yasaklanıyor, insanlar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor… Her şeyi geçtim, kendi meslektaşlarımızın çoğu “nedir bu artık” diye bir soru sorma gereği dahi duymuyor. İktidarın geldiği günden bu yana sanatın her alanına, hoşuna gitmeyen herkese yaptığı saldırılar değil inanılmaz olan… İnanılmaz olan bu denli sessizlik, korkaklık…
Herkese selamlar,
Sofrada bereket, sokakta selamet, insanda dürüstlük ve daha niceleri gibi dertlerimiz varken,
başka bir derdimiz yokmuş gibi günlerdir yazdığım şarkı sözleri sosyal medyada konuşuluyor. Kasıtlı, son derece art niyetli ve aklıselim biri tarafından algılanması imkansız olacak şekilde bambaşka bir yerlere çekiliyor. Şaşkınlıkla izliyorum.
100’ü aşkın eserin söz yazarı olarak, ilk ve son kez, Perperişan şarkısı özelinde kafaları biraz netlemek gereğini görüyorum. Şarkılarım her zaman hayatın pek çok alanından ilham almış ve hayatın kendisini anlatmıştır. Benim yazım tarzımla ortaya çıkmış bir üründe herkes, her dinleyen, kendine ait, kendine dair kişisel anlamlar bulabilir. Sanatın ve edebiyatın çekici ve güzel yanı da budur zaten.
Bu şarkı halk edebiyatı geleneğine öykünerek, metaforlar üzerinden bir aşk hikayesini anlatıyor.
Dinleyenlerimin son derece aşina olduğu muzip bir anlatım tarzı. Misal, kuş dediğin yuva da kurar göklere de uçar. Artık nereden almak istersen.
Sadece bir noktayı son derece net olarak ifade etmem gerekir ki, şarkıda geçen “toy bebe”, “kelek / ham / hayattan derslerini almamış ruh” manası taşımaktadır. (Kuşkusuz biçimde ve de tabii ki!)
Benim bu hikayenin neresinde olduğumun yorumunu ise sizlerin temiz kalplerine bırakıyorum. En kadim kültürel değerlerimiz arasında olan “ozanlık” gereği, bunun şahit olanı ve anlatıcısı da olabilirim.
Son olarak, kamu düzeni ve genel sağlığımızın alt tarafı bir şarkıdan bozulacak kırılganlıkta olmadığına inanmak istiyorum. Bu algı yaratma çabaları arasında, zihni ve kalbi rencide olan ne kadar sevenim varsa her birine yürekten sarılıyorum.
@Canan_Kaftanci Gönlümüzdeki yerininizi tarumar ettiniz. On yıllarca inşa ettiğiniz imaj bir tweet ile yerle bir oldu. Yazıklar olsun. Sizi de takipten çıkıyorum. Bir insan ancak bu kadar kendine zarar verebilirdi...
Boş verin şimdi Michalengelo'yu
Atatürk bugün yaşıyor olsaydı bize neler söylerdi ona bakın:
"Türk milleti!
Cumhuriyet’i sizlere bıraktım; onu koruyamaz, yükseltemezseniz, tarih önünde hesabını veremezsiniz. Bugün gördüğüm tablo endişe vericidir: Bilimden uzaklaşan gençlik, yabancıya bağımlı ekonomi, dinin siyasete alet edilmesi… Bunlar Cumhuriyet’in temeline sürülmüş kara lekedir.
Ben size daima şunu söyledim: ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.’ Eğer bu emaneti koruyamazsanız, bağımsızlığınızı da, onurunuzu da kaybedersiniz.
Milletin geleceği için çalışmak, üretmek, akla ve bilime sarılmak zorundasınız. Aksi hâlde Cumhuriyet’in ruhu söner. Unutmayın: Türk milleti, rehaveti değil mücadeleyi seçtiğinde büyüktür.
Vazifeniz nettir: Cumhuriyet’i koruyacak, yükseltecek, geleceğe taşıyacaksınız. Tereddüt eden, geri duran, susan herkes bu vatana ihanet etmiş olur.
Ne mutlu Türk’üm diyene!"
@Canan_Kaftanci Bizdeki Canan’ı yerle yeksan eden bir beyan. Ne kutuplaşması? Sadece şeriatçi faşizmin karşı kutbunda direnenler var. Ne sağduyusu? Kk’nın yaptırdığı gibi hala mı sinip oturalım? Yakışmadı Canan, gönlümüzdeki cananı yok ettin, faşizme çanak tutan cümleleri son kuracaklardandın
Ben parti üyesi kardeşiniz değilim, partisiz bir yurttaşım ama bir iki cümle yazmadan edemedim.
Parti içi kutuplaşmayı azaltmak bahanesiyle sessiz kalmak, aslında yanlışların üzerine örtü çekmektir... Trollerin malzeme üretmesini engellemek istiyorsunuz ama asıl malzemeyi onlara veren, suskunluktur. Konuşmayan, direnmeyen, ses çıkarmayan siyasetçinin varlığı, onların en sevdiği malzemedir.
Siz türlü haksızlıklara uğradığınızda susmayanlara dönüp, bugün susuyorum mu diyorsunuz?
Tüm bugün gördüklerinize susacaksınız öyle mi?
Taş kesilene kadar hem de…
Oysa taş olsa çatlardı, duramazdı… Michelangelo, heykellerinde taşı öyle bir yontmuştur ki kaslar, yüz ifadesi, damarlar bile adeta canlı gibidir… Konuşur sanki, bir şeyler anlatır…
Bizim ihtiyacımız olan taş kesilmek değil, taş gibi sağlam durmak; taş gibi sağlam bir iradeyle konuşmaktır.
Halkın karşısına çıkıp “hak, hukuk, adalet” diyordunuz… Şimdi de çıkıp, siyaset tarihinde eşi yaşanmamış, en kritik dönemde “uyuyalım, taş kesilelim” diyeceksiniz. Öyle mi?
Kusura bakmayın, kimsenin daha fazla “uyuyan” siyasetçiye tahammülü yok. Biz susmayacağız, konuşacağız... Çünkü biliyoruz ki konuşmazsak taş oluruz, konuşursak yol oluruz…
Atatürk olmak kolay mı?
Yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir devlet kurmak kolay mı?
238 yıllık geri çekilmeye “Dur!” demek kolay mı?
Cepheden cepheye koşup milletini ayağa kaldırmak kolay mı?
“Türk”adını tarihten silmek isteyenlere karşı,kurduğu ülkeye ve soyadına “Türk” adını vermek kolay mı?
Yüzyıllarca geri kalmış, toprağı saray malı bir ülkeden “cumhuriyet” çıkarmak kolay mı?
Tekmili birden ‘yenilmez Armada’larıyla Anadolu’ya saldıranları “geldikleri gibi göndermek” kolay mı?
Bir kitap bile okumamışlara binlerce kitabı okuyup anlatmak kolay mı?
Cehaletin, geriliğin ortasında “Medeni Bilgiler” kitabı yazmak, geometriden bahsetmek kolay mı?
Çağının ilerisini görmek, rasathanedekilerin başını alan zihniyeti aşıp, bilime ve akla sarılmak kolay mı?
Eğitimden insan haklarına, kadın ve çocuk haklarına, hukuka, sanattan ekonomiye kadar her alanda devrim yapmak kolay mı?
Ulusunu bağımsız kılmak için emperyalizme meydan okumak kolay mı?
Savaş meydanı görmeden, düşman gemisiyle kaçanların tersine, kendini bir an düşünmeden kurşunlara gövdeyi siper etmek kolay mı?
Kaç asırlık kapitülasyonları kaldırmak kolay mı?
Madenlerini yabancılardan kurtarıp millileştirmek kolay mı?
Neler neler önüne serilmişken çıkarını değil,milletin geleceğini düşünmek kolay mı?
Diktatörlüğün en kolay yol olduğu bir dönemde demokrasiyi seçmek kolay mı?
Atatürk’ü anlatmaya sözcükler, kitaplar, tez çalışmaları yetmez!
O; ebedi başkomutan, en büyük lider, devrimci, devletimizin kurucusu, deha asker, filozof, bilge bir düşünürdür.
Yılmaz yenilikçiliği ve ulusuna olan sarsılmaz inancıyla eşsizdir. 🌟
Öyle sloganla Atatürk olunur mu? Sureti bile olunmaz.
#Tekbaşkomutan
#mustafakemal
#mustafakemalatatürk
#NEMUTLUTÜRKÜMDİYENE