E- VİZİTE EKRANINNDAN 8 HAFTALIK (56 GÜN) UZATMA BAŞVURUSU EKRANINDA SİGORTALININ T.C. KİMLİK NUMARASI VE TARİH BİLGİLERİ GİRİLEREK BAVŞURU YAPILABİLİR.
HANGİ TARİH VERİSİ GİRİLECEK:
Tarih alanına girilmesi gereken bilgi, uygulayıcılar tarafından soru işaretlerine neden oldu.
Bu alanda;
- İşçinin ilk analık izni rapor bitiş tarihi mi?
- İşverenin vizite başvuru yaptığı tarih mi?
- İşçinin talep dilekçe tarihi mi?
=> İşverenler işçinin mutlaka yazılı talep dilekçesini almalı ve özlük dosyasında saklamalıdır.
==> Bu alana işçinin talep(işveren dilekçe ile başvuru) tarihi bilgisi girilmelidir?
==> Dilekçe yasal süresi içerisinde alınmalı ve vizite ekranından başvuru yapılmalıdır.
Murat Delip İş Hukuku | Bordrolama | İK Teknolojileri | Kişisel Gelişim | İçerik Üreticisi
Sorumluluk Reddi:
Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her durum kendi şartları içinde değerlendirilmelidir. Buradaki bilgiler hukuki tavsiye niteliği taşımaz ve herhangi bir karar için tek başına dayanak oluşturmaz.
Elbette gelir gider dengesi önemli. Zaten VUK 298/Ç nin mantığı da bu dengeyi bozmadan özkaynağı güçlendirmek.
Değer artışının anında vergilendirilmemesi, nasıl olsa işletmeden çekilecek varsayımıyla değil;l, bilançoda tutulduğu sürece kanunun bilinçli şekilde tanıdığı bir vergi erteleme mekanizması olarak görülmeli.
Çekilirse vergisi açık, çekilmezse özkaynak. Aslında tartışmanın düğüm noktası da tam olarak burası.
@ibrahim_doner1 Üstadım, 689 hesabı bir -kolaylık hesabıdır- muhasebe tekniği değil, Türkiye pratiğinin ürünüdür.
Teknik doğruluk başka, vergi idaresiyle sorunsuz yürümek başkadır
iyi SMMM ikisini birlikte yönetir.
GÖRÜNMEZ DOKTORA PROGRAMINDAN MEZUN OLDUM (!)
Bundan sonra lütfen bana “Dr. Fatih BÜLÜR” diye hitap edin.
Çünkü ben de artık kimsenin bulamadığı, arşivlerin bile “Acaba yanlış klasöre mi baktık?” dediği o görünmez doktora programlarından mezun oldum.
Hem de öyle böyle değil…
Baya bildiğin “DEVLET üniversitesi doktorası”… Paralı değil, bildiğin DEVLET. 🙃
Son zamanlarda çok ilginç bir moda başladı:
Bazıları, LinkedIn, Twitter (x) biyografisine Dr. yazınca gerçekten doktor olduklarına inanıyor.
Üniversiteye soruyorsun…
Arşiv taranıyor, bölümler bakıyor, birimler kontrol ediyor…
Cevap hep aynı:
“Bizde böyle bir doktora kaydı yok.”
Ama unvan?
Sarsılmadan kullanılmaya devam…
Gerçek diploma yok, ama özgüven maşallah yerinde.
Hatta bir de üzerine, “Devlet üniversitesinden doktoralıyım..........” diye ekstra vurgu…
İnsan ister istemez gülümsüyor:
Demek ki unvanın kendisinden daha değerli olan tek şey… inandırma çabasıymış. 🤷♂️
Ben de düşündüm:
Madem bu kadar kolaymış, ben de kendi kendimin doktoruyum.
Çalışıyorum, araştırıyorum, üretiyorum…
Demek ki formül buysa, ben de oldum “Dr.”
Unvan dediğin kâğıtla değil, karakterle taşınır.
Bunu anlayamayanların hâlâ “etikete yüklenip kendini büyütme” çabası ise gerçekten biraz acı.
Neyse…
Bundan sonra rica ediyorum:
“Dr. Fatih Bülür”
Yazın, geçin, rahatlayın.
Memlekette unvan çok…
Ama o unvanı dolduran adam hâlâ en kıymetli şey. 😉
KURGAN GELİYOR: EN ANLAŞILIR ŞEKİLDE. VERGİ DÜNYASINDA YENİ BİR DÖNEM
Şimdi size bir senaryo anlatayım.
Faturanı kestin, malı gönderdin, parayı da tahsil ettin.
Eskiden iş buraya kadar gelir, denetim yıllar sonra kapını çalabilirdi.
Ama artık oyun değişiyor: KURGAN devrede.
KURGAN NE YAPACAK?
Kısaca söyleyeyim: Maliye artık Geçmişi değil, bugünü denetleyecek.
Faturanı anında görüyor.
Depodaki malı gerçekten var mı diye sorabiliyor.
Banka kayıtlarını, POS hareketlerini izliyor.
Hammadde ile çıkan ürün arasında mantık var mı, ona bakıyor.
Ve bütün bunları bir yapay zeka sistemi üzerinden, cari dönemde yapıyor.
“BİLEREK KULLANMADIM” DEVRİ BİTİYOR
Geçmişte çok duyduğumuz bir savunma vardı: “Ben sahte faturayı bilmeden kullandım.”
KURGAN bu mazereti zorlaştırıyor. Çünkü artık sistem, kimin kime temas ettiğini, zincirin nerede koptuğunu, para ve malın gerçekten hareket edip etmediğini tek tek izliyor.
ARTIK LİSTE YOK, SKOR VAR
Eskiden “Özel Esaslar” diye bir liste vardı. Bir kez girdin mi çıkman yıllar alırdı.
Şimdi o liste kalktı. Yerine “Dinamik Risk Skoru” geldi.
Bu şu demek: Herkes her ay yeniden değerlendirilecek. Kara liste yok, ama risk puanı var.
BİZ NE YAPACAĞIZ?
Burada işin püf noktası şu:
KURGAN’ı korkulacak bir ceza aracı değil, şeffaf çalışmanın kontrol mekanizması gibi görmek lazım.
Pratikte yapmamız gerekenler:
Tedarikçiyi iyi seçmek, şüpheli firmadan uzak durmak.
Fatura–irsaliye–nakliye–banka–stok zincirini eksiksiz kapatmak.
Nakit yerine banka ve POS’u öne almak.
Her ay kendi içimizde mini denetim yapmak.
İzaha davet mektubu gelirse panik olmamak, tüm belgeleri tek dosyada sunmak.
SON SÖZÜM
KURGAN aslında bize şunu söylüyor:
“Şeffaf ol, belgelerini eksiksiz tut, işlemini doğru yap. O zaman riskin düşük kalır.”
Bence bu yeni sistem, uyumlu çalışan işletme için korku değil; tam tersine güvence.
Ama “benim evrakım tam, param banka üzerinden, malım depoda” diyemeyen için çok ciddi riskler var.
ENFLASYON DÜZELTMESİ SONRASI 570–580 HESAPLAR: NE YAPMALI?
Son günlerde çok sık sorulan bir konu var. 2023 yıl sonu enflasyon düzeltmesi sonrası bilançolarda görünen 570 ve 580 enflasyon farkı hesapları ne olacak? 2024 ve sonrasında bu kalemler nasıl değerlendirilecek?
Açık konuşalım, Vergi Usul Kanunu bu konuda oldukça net:
Eğer bu tutarları başka bir hesaba naklederseniz veya işletmeden çekerseniz, o yıl vergi doğar.
Ama iki yol vergisizdir: geçmiş yıl zararlarına mahsup edebilirsiniz ya da kurumlarda sermayeye ilave edebilirsiniz.
Bunun dışında farklı bir kullanım, GİB özelgelerinde de açıkça belirtildiği üzere vergi doğurur. Danıştay kararları da aynı doğrultuda.
2024 ve sonraki yıllarda yapılacak enflasyon düzeltmeleri artık gelir tablosuna (648/658 hesaplara) yansıyacak ve vergisel etkisi olacak. Ancak 2023’ten gelen 570 ve 580 enflasyon farkları özsermaye içinde taşınmaya devam edecek; kendiliğinden kapanmaları söz konusu değil.
Benim görüşüm; bu farklar, şirketlerin elini güçlendiren bir fırsattır. Ama yanlış bir adımda ciddi vergi yükü doğurabilecek kalemlerdir. O nedenle, mahsup ve sermaye artırımı dışında yapılacak her işlem gelecekte pişmanlık yaratabilir.
---
Son söz
Biz mali müşavirler olarak her gün mevzuatla, kanunla, tebliğle uğraşıyoruz. Enflasyon düzeltmesi de bu sürecin bir parçası. Ama mesele sadece teknik bir muhasebe kaydı değil; işletmenin geleceğini, sermaye yapısını ve vergi yükünü doğrudan etkileyen bir konu.
Bu nedenle, en sağlıklı yol kanunun çizdiği çerçevede, sağlam ve güvenli adımlar atmaktır.
E-FATURA İTİRAZLARINDA NOTER, KEP VE İHTARNAME: HANGİSİ GEÇERLİ?
E-faturaya itiraz konusu meslektaşlarımız arasında hâlâ tartışılan bir alan. Kısaca toparlayalım:
Fatura size ulaştıysa, Türk Ticaret Kanunu m.21 gereği 8 gün içinde itiraz etmezseniz, içeriği kabul etmiş sayılırsınız. Burada hangi kanalın geçerli olduğu kritik.
TTK m.18/3 çok net: Tacirler arasındaki ihtar ve ihbarlar üç yoldan biriyle yapılabilir:
Noter
Taahhütlü mektup/telgraf
KEP (kayıtlı e-posta, e-imza ile)
Yani ihtarname aslında metnin kendisidir; önemli olan hangi kanaldan gönderildiğidir. KEP ve noter, delil gücü bakımından eşdeğer kabul edilir.
Uygulamada senaryolar şöyle ayrılıyor:
Ticari e-Fatura: Sistem içinden “Uygulama Yanıtı – Red” verilirse geçerlidir. Buna ek olarak KEP ile ihtar çekmek güvence sağlar.
Temel e-Fatura: Sistem içinde red butonu yok. Mutlaka KEP veya noter yoluyla 8 gün içinde itiraz edilmeli. Ardından GİB portalında “itiraz/iptal talebi” açılmalı.
E-Arşiv Fatura: Burada da itiraz KEP/noter ile yapılmalı; sonrasında GİB’in “e-Arşiv İptal/İtiraz Bildirim” ekranı kullanılmalı.
Pratik önerim: Eğer karşınızda KEP adresi olan bir muhatap varsa en hızlı, en ucuz ve en güvenli yol KEP üzerinden ihtar göndermektir. Hem gönderim hem teslim kayıtları, olası bir ihtilafta güçlü delildir.
Kısacası;
8 gün kuralını unutmayın.
KEP, noter, taahhütlü mektup/telgraf kanallarından biriyle ihtar yapın.
Ticari faturalarda ayrıca sistem içinden “RED” vermeyi atlamayın.
Sonrasında GİB ekranındaki iptal/itiraz adımlarını takip edin.
E-fatura itirazında “hangi kanal geçerli” sorusunun cevabı aslında basit: Kanunda sayılan üç yoldan hangisini kullanırsanız kullanın, usulüne uygun ve süresinde yapılmışsa geçerlidir.
E-ARŞİV FATURALARDA 03.10.2025 SONRASI “GIB” ÖN EKİ DÜZENLEMESİ
Gelir İdaresi Başkanlığı, 27 Ağustos 2025’te yayımladığı güncelleme ile e-Arşiv Paketi ve Teknik Kılavuzda önemli bir değişikliğe gitti. Düzenleme 03 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe girecek.
Peki ne değişiyor?
“GIB” birim kodu (ön eki) artık sadece GİB Portal kullanıcıları tarafından kullanılabilecek.
Özel entegratörler ve entegrasyon yöntemi ile sisteme bağlı kullanıcılar bu kodu kullanamayacak. Bu kullanıcıların kendi entegratör kodlarına geçmesi zorunlu hale geliyor.
Ayrıca, “FYS” kodunun da e-belge uygulamalarında kullanılmaması gerektiği teknik kılavuzda açıkça ifade edildi.
Yani özetle:
Sadece GİB Portal üzerinden e-Arşiv düzenleyenler “GIB” ön ekini kullanabilecek, diğerleri kendi entegratör kodunu kullanacak.
Özel entegratör kullananların mutlaka 03.10.2025 öncesinde gerekli geçişi yapmaları gerekiyor.
Meslektaşlara naçizane tavsiyem: entegratör firmanızla bugünden temasa geçin, faturalarınızın kod yapısını kontrol edin.
Böylece son gün panik yaşamaz, sürece hazır olursunuz.
YENİ DÜZENLEMEYLE YURTİÇİ ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ: KİMLERİ ETKİLEYECEK?
2025’ten itibaren uygulanacak YİAKV, şirketlerin vergisel yükünü yeniden şekillendiriyor.
Kural basit: Türkiye’de elde edilen kazanç ne olursa olsun, en az %10 kurumlar vergisi ödenecek.
Zarar eden ya da istisna/indirimlerle vergiyi sıfırlayan şirketler dahi bu kapsama girecek.
Serbest bölge ve yurtdışı şube kazançları gibi bazı gelirler hariç tutulacak, detaylar ise tebliğ ile netleşecek.
Bu düzenleme, özellikle teşvikli yatırımlar ve indirimli kurumlar vergisi uygulayan mükelleflerde ciddi tartışmalara yol açıyor. Çünkü bir yandan devlet yatırım ve Ar-Ge’yi teşvik ediyor, diğer yandan asgari vergiyle bu alanı kısıtlıyor.
Dürüst mükellefler için soru şu: Kâr etmesem bile vergi ödemek zorunda mıyım?
Cevap ne yazık ki evet.
Benim görüşüm: YİAKV’nin kapsamı ve sınırları çok net çizilmeli, aksi halde hem teşviklerin cazibesi azalacak hem de vergi yükü ağırlaşacak.
Mehmet Üstad ın söylediği şey aslında gayet açık: deftere düşülen notların değil, beyannameye eklenen ihtirazi kayıt gibi resmi şerhlerin vergi yargısında dikkate alındığıdır. Yani konu hukuki bir teknik mesele. Buna rağmen işi sulandırıp kişiselleştiren yaklaşımlar, seviyeli tartışma yerine polemik üretmekten başka bir şeye yaramıyor. Hukuk konuşmak varken, laf cambazlığına sığınmak kimseye değer katmaz. Burada doğru olan Üstad’ın çizdiği objektif çerçevedir.
@vergiyargilama Çok doğru tespit üstadım. Vergi yargısında şekli kayıtların değil, beyannameye yansıyan ihtirazi kayıt ve somut delillerin dikkate alındığı gerçeğini net bir şekilde vurgulamışsınız. Elinize sağlık 👏
YENİ DÜZENLEME SONRASI DEVREDEN KDV’NİN DEVRİ: İNCELEME ŞARTI GERÇEKTEN ÇÖZÜM MÜ?
02 Ağustos 2024’ten itibaren devreden KDV’nin devri artık sadece vergi incelemesi raporu ile mümkün hale geldi. Birleşme, bölünme ya da nev’i değişikliği yapan şirketlerde devreden KDV’den faydalanmak için raporun çıkmasını beklemek gerekiyor.
Benim kanaatim şu: Bu uygulama işletmeleri gereksiz yere kilitliyor. İnceleme süreci aylarca uzayabiliyor ve bu durum şirketlerin nakit akışında ciddi sorun yaratıyor.
Çözüm aslında basit. İadelerde yıllardır uygulanan sistem burada da geçerli olabilir: SMMM ya da YMM raporu + teminat mekanizması. Böylece mükellef devreden KDV’yi anında indirim konusu yapar, eğer sonradan bir hata ya da suistimal çıkarsa inceleme raporu ile düzeltme yapılır. Devletin güvenliği de, mükellefin hakkı da korunur.
Burada kritik olan nokta: Rapor yetkisi sadece bir meslek grubuna bırakılmamalı. Birleşme ve bölünme sürecini SMMM yürütüyorsa, bu raporu da yazabilmeli. YMM de yazabilmeli. Yani tercih mükellefe bırakılmalı. Böylece meslekler arasında adalet sağlanır, tekelleşme oluşmaz.
Bugünkü haliyle düzenleme revize edilmeli. Amaç mükellefin hakkını aylarca bekletmek değil, güvenli ve hızlı bir yol sunmak olmalı.