Değerli takipçiler,
https://t.co/zD0f5MYPNL
artık aktif.
Mail adresiniz ile ücretsiz üye olduktan sonra ulaşabileceğiniz içerikler:
- Price action & ICT & CRT analizleri
- Bilanço dönemlerinde değerlendirmeler
- Güncel teknik analizler
- Eğitici ücretsiz shorts videolar
- Ücretli profesyonel teknik analiz eğitimleri
- Teknik analiz üzerine blog yazıları
- Altın & Gümüş & Btc değerlendirmeleri
- Yatırımcılara mektuplar
- Ücretsiz öğretici teknik hap bilgiler
ve nicelerini bulabileceksiniz.
İlgilenenlere duyurulur 👋
Yeni dönem başladı…
Artık trafikte ben gördüm ama bir şey yapamam dönemi bitiyor.
EGM Mobil uygulaması ile
❌ Kırmızı ışık ihlali yapanı
❌ Makas atanı
❌ Engelli yerine park edeni
❌ Trafiği tehlikeye atanı
Fotoğraf, video ve konum ile anında ihbar edebiliyorsunuz.
Unutmayalım…
Bir kişinin yaptığı sorumsuzluk, başka bir ailenin hayatını karartabiliyor.
Kurallar ceza yazmak için değil,
İnsan hayatını korumak için vardır.
Bugün sustuğumuz bir ihlal,
Yarın telafisi olmayan bir acıya dönüşebilir.
Jön Türkler...
Dün Jön Türkler ne yaptıysa, bugün de aynı akıl başka isimlerle sahnede.
Adres değişiyor… ama şikâyet edilen hep TÜRK DEVLETİ oluyor.
Bu millet, devletini yabancılara şikâyet edenleri tarihten tanıyor.
Irak’ta olan şey hareketlilik değil.
Bu… bekleyiş.
Ama öyle herkesin bildiği bekleyiş değil…
İçerden sayılan, dışardan anlaşılmayan bir bekleyiş.
Sahaya bakıyorsun… bir şey yok.
Ama biliyoruz bir şey eksik.
İşte o eksik olan tamamlanmadan
kimse son hamleyi yapmaz.
Bazıları hâlâ “ne olacak?” diye soruyor…
Olan çoktan başladı, sadece adı konmadı.
Bir taraf yavaş yavaş ısıtıyor.
Bir taraf sınır çiziyor.
Bir taraf da dokunulacak anı bekliyor.
Ve en tehlikelisi bu:
Hiç kimse acele etmiyor.
Çünkü acele eden kaybeder, bekleyen ise zamanı yazar.
Tetik mi?
Tetik çoktan tutuldu.
Ama o el… sabırsız değil.
Şam…
Bir şehir değil artık.
Bir hafıza mezarlığı.
Yermük…
Bir kamp değil.
Bir imtihanın adı.
Orada açlıktan ölen çocukların sesi hâlâ toprağın altında.
Kurşunlardan değil…
ihanetten öldüler.
Ve biz…
unutmadık.
Unutmadık o dar sokaklarda sıkışan nefesleri.
Unutmadık duvarlara yazılan son cümleleri.
Unutmadık “su var mı?” diye soran gözleri.
Ama en çok neyi unutmadık biliyor musun?
Kimlerin sustuğunu.
Kimlerin baktığını.
Kimlerin yaptığını.
Ve biz hiç Şam’daki Yermük Filistin kampını HİÇ unutmadık.
İmam Mehdi İzcileri de unutmadık.
O sokaklarda sadece savaş olmadı.
Temizlik yapıldı.
Ama bu temizlik insandan arındırma operasyonuydu.
Bir mezhep uğruna…
bir ideoloji uğruna…
bir plan uğruna…
İnsan harcandı.
Ve bunu yapanlar hâlâ “direniş” diye anlatılıyor bazılarına.
Biz…
unutmadık.
Hizbullah…
Bir zamanlar “direnişin sembolü” diye anlatılan yapı…
ne zaman başka cephelere döndü,
ne zaman namlunun yönü değişti,
kimse fark etmedi.
Ama biz fark ettik.
Çünkü mesele İsrail değilmiş meğer sadece.
Mesele hat kurmakmış.
Mesele alan tutmakmış.
Mesele…
bir harita çizmekmiş.
Ve o harita çizilirken insan silinmiş.
Kudüs Gücü…
Senide unutmadık.
Kasım Süleymani
Ebu Mehdi el-Mühendis
Onların yaptıklarını da unutmadık.
Onlar bir sistem kurdu.
Bir hat çekti.
Bir düzen inşa etti.
Ama o düzenin altında…
insan vardı.
Hasan Nasrallah
Ekranlardan konuştu.
Kalabalıkları yönetti.
Emir verdi.
Ama sahada olanlar ekranda görünmedi.
Kaç milyon Sünni cana kıydığı kameraya girmedi.
Ekranlara çıkmadı.
Ama biz unutmadık.
Suriye unutmadı.
Filistin unutmadı.
Gazze.. unutmadı.
Şimdi dön bak.
Neredeler?
Süleymani yok.
Mühendis yok.
Sahadaki birçok isim yok.
Birçoğu öldü.
Birçoğu silindi.
Birçoğu… kullanıldı.
İran Hilali uğruna milyonlarca cana kıydılar.
Kadın çocuk demeden.
Pers aklından çıkan bir etki…
Bağdat’ta kök saldı.
Şam’da sertleşti.
Beyrut’ta silahlandı.
Bir hat kuruldu.
Ama bu hat sadece mezhep hattı değildi.
Bu hat ölüm hattıydı.
Ve bu hat kurulurken kimler ezildi?
Bunu herkes sormuyor.
Biz soruyoruz.
Ama burada en tehlikeli şey ne biliyor musun?
Unutmak değil.
Alışmak.
İnsan bir şeye alıştığında onu sorgulamayı bırakır.
Bugün birçok kişi duyduklarıyla değil, alıştıklarıyla düşünüyor.
Bir tarafı kutsuyor.
Bir tarafı şeytanlaştırıyor.
Ama hakikat…
iki tarafın ortasında değil.
iki tarafın arkasında.
Herkes hesabını tutuyor.
Amerika tutuyor.
Rusya tutuyor.
İran tutuyor.
İsrail tutuyor.
Ve biz…
biz de tutuyoruz.
Ama bizim hesabımız aceleye gelmez.
Çünkü bu coğrafyada acele eden kaybeder.
Susuyoruz.
Evet susuyoruz.
Ama bu suskunluk…
korku değil.
Bu suskunluk…
kontrol.
Çünkü biliyoruz:
Bir kelime bir kıvılcım olabilir.
Ve bu coğrafya kuru ot.
Bir kıvılcım yeter.
Mezhep…
İşte en büyük tuzak.
Seni öfkelendirir.
Seni kör eder.
Seni yönlendirir.
Ve en sonunda seni kullanır.
Bugün mezhep üzerinden konuşanların çoğu kendi adına konuşmuyor.
Bir planın parçası oluyor.
Farkında olmadan.
O yüzden susuyoruz.
Çünkü biz ateşi büyüten değiliz.
Biz ateşi kontrol edeniz.
Ama bu unutmak değildir.
İşte en büyük hastalık balık hafızalı olmaktır.
Dün olanı unutan yarın aynı hatayı tekrar eder.
Bugün Yermük’ü unutan yarın başka bir Yermük’te ağlar.
Bugün yapılanları görmeyen yarın bedelini öder.
O yüzden diyoruz:
Balık hafızalı olmayın.
Aşırı tarafgirlik…
Bir başka tuzak.
Birini savunacağım diye her yaptığını meşru görmek…
Bu akıl değil.
Bu bağlılık değil.
Bu körlük.
Devletler böyle bakmaz.
Devletler… çıkarına bakar.
Ve Türk Devleti…
duyguyla yürümez.
Bu devlet…
yüzyılların süzgecinden geçmiş bir akıldır.
Selçuklu’dan gelen bir sabır…
Osmanlı’dan gelen bir derinlik…
Cumhuriyet’ten gelen bir disiplin…
Bu üçü birleşir ve ortaya bir şey çıkar:
Devlet aklı.
Bu akıl bağırmaz.
Bu akıl tweet atmaz.
Bu akıl ekranlarda tartışmaz.
Bu akıl…
bekler.
Gölgelerle yürür.
Görünmez.
Ama hissedilir.
Bir yerde bir denge değişiyorsa, bir yerde bir hat kırılıyorsa, bil ki o gölge oradan geçmiştir.
Zaman…
İşte her şey zamanla ilgili.
Erken hamle… kaybettirir.
Geç hamle… bitirir.
Doğru zaman ise oyunu değiştirir.
Ve bu devlet…
zamanını bekler.
Ama şunu herkes bilsin:
Unutmadık.
Ne Yermük’ü…
Ne o kampları…
Ne yapılanları…
Ne isimleri…
Ne emirleri…
Ne sonuçları…
Hepsi kayıtlı.
Sadece bizim hafızamızda değil tarihin kendisinde.
Gün gelir defterler açılır.
Gün gelir hesaplar kapanır.
Ama o gün bağırarak değil, sessizce gelir.
O yüzden:
Unutmadık.
Ama konuşmuyoruz.
Konuşmadığımız için yok sanmayın.
Sessizliğimizi zayıflık sanmayın.
Çünkü biz sustuğumuzda değil, konuştuğumuzda tehlikeliyiz.
Ve o gün geldiğinde kimsenin bahanesi kalmayacak.
Kardeşlerim...
Mezhepçilik bu ümmete kurulmuş en büyük tuzaklardan biridir.
Biz o tuzağa düşmeyiz.
İslam tektir.
Allah tektir.
Peygamber tektir.
Yol tektir.
Hz. Ali de bizimdir…
Hz. Hasan da…
Hz. Hüseyin de…
Hz. Osman da…
Biz ayırmayız.
Ayıranlardan da olmayız.
Bu bir tercih değil bu bir duruştur.
Kabul etmeyen zaten bizimle aynı yolda değildir.
Ve unutulmasın:
Zamanı geldiğinde defterler açılır.
Sessizlik biter.
Hesap görülür.
Tradingview listesi oluşturucu.
İster pazar, ister endeks. Tıklayın, kopyalamaya hazır şekilde liste hazır.
Direkt tradingview'e yapıştırın.
https://t.co/Qu7mwxwV9e
Link yukarıda.
İRAN’DA KONTROL KİMDE?
TETİĞİ ÇEKEN Mİ, ÖZÜR DİLEYEN KİM?
Dün füze var.
Bugün “biz yapmadık” var.
Dün tehdit var.
Bugün “yanlış anlaşılma” var.
Dün Körfez yanıyor.
Bugün özür diliyorlar.
İRAN…
Tek ağız değil.
Bir taraf ateşi yakıyor, diğer taraf su döküyor.
Ama dikkat et…
Ateş hiç sönmüyor.
Bu bir çelişki değil.
Bu bir iç savaş.
DÜĞMEYE BASAN BAŞKA,
DURDURMAYA ÇALIŞAN BAŞKA.
İRAN’DA NELER OLUYOR...
Tek Tek Anlatmıştım
Artık İran’ın yönetimi TÜRK DEVLETİ...
👇
Devletin gücünü anlatan yorum yapıyorum…
Altına doluşanlara bakıyorum.
Yüzlerce devlet düşmanı gelip saldırıyor.
Bu da gösteriyor ki doğru yere dokunmuşuz.
Çünkü devlet güçlü olunca en çok düşmanları rahatsız olur.
Unutulmasın...
Türk Devleti yorumlarda değil, meydanlarda yazdığı tarih ile konuşur.
🛡️ STRATEJİK DUYURU: NEBULA SENTINEL GÖREVE HAZIR!
Sayın takipçilerim,
Bugün borsada "karanlıkta yol alma" devrini kapatıyoruz. Karşınızda her hareketin arkasındaki saf enerjiyi ve momentumu ölçen yeni gücümüz: NEBULA SENTINEL.
🛡️ NEBULA SENTINEL NEDİR VE AMACI NEDİR?
Bu sistem, sadece bir osilatör değil; fiyatın içindeki mühimmatın (enerjinin) ne kadar kaldığını ve harekatın ne kadar güçlü olduğunu size saniye saniye raporlayan bir Karar Destek Sistemi'dir. Amacı; sizi piyasadaki gürültüden korumak, sahte yükselişlere (boğa tuzaklarına) düşmenizi engellemek ve tetiği çekmeniz gereken en doğru anı size bir komutan netliğiyle bildirmektir.
🖥️ NEBULA SENTINEL NELER YAPAR?
🛡️ Stratejik Raporlama: Ekranın sağ üstüne yerleşen Dikey Komuta Paneli ile rakamlar arasında kaybolmanıza izin vermez; size doğrudan hükümleri (Hücum, Kar Al, Kaç) söyler.
🕯️ Enerji Takibi (Sentinel Mumları): Özel fitilsiz mum yapısı ile momentumun saf halini gösterir; mumlar ne kadar kalınsa hücum gücü o kadar yüksektir.
🌍 HT (Haftalık Trend) Kontrolü: Ana birliğin (haftalık ana yönün) arkanızda olup olmadığını anlık olarak denetler.
📏 FIBO Ölçümü: "Pahalıdan almıyoruz" kuralını işletir; fiyatın bedava mı yoksa çok mu şişmiş olduğunu size net bir yüzdeyle sunar.
⚡ ADX Güç Ölçer: Trendin arkasındaki rüzgarın şiddetini ölçerek, piyasanın yatay mı yoksa trend halinde mi olduğunu raporlar.
⚔️ SAHADAKİ GÖREVİ
Eğer fiyat yükseliyor ama NEBULA SENTINEL mumları kırmızıya dönüyorsa, sistem sizi "Pusu Koruması" altına alır ve "İzlemede Kal" diyerek merminizi boşa harcamanızı engeller. Ancak tüm şartlar birleştiğinde size o sarsılmaz emri verir: "💎 TAM ONAY: HÜCUM!"
"Nebula Sentinel, sadece fiyatı değil; sahadaki gerçeği söyler. Nöbetçi yeşil ışığı yakmadan tetiğe basma!"
LİNK : https://t.co/pQBR1VzFF5
Buyurun bir sistem tartışalım. VAL VAH POC!
VAL, VAH ve POC dediğimiz şeyler, piyasanın "mahalle kahvesi" gibidir. Şöyle düşünün.
Neden Önemlidir?
Piyasa her zaman adil bir fiyat arar.
• POC (Point of Control): Burası pazarın tam merkezi. Herkesin en çok el sıkıştığı, en çok malın döndüğü yer. Fiyat buraya geldiğinde piyasa "Tamam abi, huzur burası," der. O yüzden fiyat buraya mıknatıs gibi çekilir.
• VAH ve VAL: Bunlar da mahallenin sınırları. Fiyat VAH'ın (üst sınır) üstüne çıkarsa "Burası pahalı," VAL'ın (alt sınır) altına düşerse "Burası bedava," algısı oluşur.
VWAP ise işin içine "zamanı ve büyük oyuncuları" katar. Kurumsal traderlar (bankalar, fonlar) "Bugün ortalama fiyattan aldım mı?" diye bakarken VWAP'a bakar. Eğer fiyat VWAP'ın çok uzağındaysa, birileri hata yapıyor demektir.
Sistemi Nasıl Kurarız? (En Sade Haliyle)
Bu ikiliyi birleştirdiğinde aslında piyasanın röntgenini çekmiş oluyorsun. benim kullandığım mantık şöyle
1. Mıknatıs Etkisi (POC + VWAP):
Eğer fiyat hem VWAP'ın hem de POC'nin altındaysa, "Ayılar (satıcılar) kontrolü ele almış" demektir. Fiyat ne zaman yukarı kafasını kaldırıp bu ikisinden birine çarpsa, oradan tokat yeme ihtimali çok yüksektir. Buraları "short" (satış) fırsatı olarak gör.
2. Sıkışma ve Patlama:
Bazen fiyat VAH ile VAL arasına hapsolur. Burada işlem yapmak zordur, adamı yorar. Ama ne zaman ki fiyat VWAP ile birlikte VAH'ın (üst sınırın) üzerine çıkar ve orada kalıcı olursa, işte o zaman "Yeni bir yolculuk başlıyor," deyip trene atlamak lazım.
3. Hatalı Fiyatı Yakalamak:
Fiyat VAL'ın (alt sınırın) altına sarktığında ama VWAP hala yukarıda kaldığında, piyasa sana şunu der: "Mal şu an ucuz ama büyük abiler hala yukarıyı bekliyor." Eğer fiyat tekrar VAL'ın içine girerse, hedef direkt POC (merkez) olur. Çok temiz ekmek yedirir.
Özetle Şunu Yapabilirsin:
Grafiğine Daily VWAP ve Fixed Range Volume Profile (veya Session Profile) at.
• Fiyat VWAP üstünde + POC üstündeyse: Sadece alış yönlü bak.
• Fiyat VWAP altında + POC altındaysa: Sadece satış yönlü bak.
• Fiyat ikisinin arasındaysa: Çayını iç, izle. Kavganın bitmesini bekle.
Büyük oyuncuların ayak izlerini takip etmek, ekranda hayalet kovalamaktan iyidir. Bu seviyeler o ayak izleridir.
Budur. Python kodu ile taraması da yazılır. Şimdi 412rt bekliyorum 😀
Devlet para yatırıyor ama sen almıyorsun. Çünkü PTT’ye gitmeye üşeniyorsun ya da bunu bilmiyorsun.😅
Çözüm: e-Devlet’te IBAN tanımla, para otomatik hesabına gelsin.
📌Nasıl yapılır?
e-Devlet → Şahıs Ödemeleri Banka Hesabı Tanımlama
📌Ne işe yarar?
İşsizlik maaşı, rapor parası, sosyal yardımlar, burslar gibi devletten alacağın bir çok ödeme IBAN’ına yatar.
📌Bilmen gerekenler:
• IBAN senin adına kayıtlı olmalı
• Aynı anda tek IBAN aktif olur
• Banka değiştirirsen e-Devlet’ten tekrar güncellemelisin
• Ödeme kurumu IBAN’ı desteklemiyorsa yine PTT’ye düşebilir.
⚠️Not: Vergi, ceza iadesi ve mahkeme ödemeleri genelde IBAN’a yatmaz, PTT’ye düşer.
Beğendiysen RT yap, daha çok kişinin öğrenmesine katkı sağla 🙌
“Bir İmparatorluk Yıkılmıştı… Şimdi Dünya Aynı Yarığa Düşüyor”
Bazen tarihe bakarsın, yalnızca geçmişi görmezsin;
aynı oyunun farklı aktörlerle yeniden sahnelendiğini fark edersin.
Bugün Ukrayna’dan Gazze’ye, Afrika’dan Pasifik’e kadar aynı eller, aynı masayı yeniden kuruyor.
Bir zamanlar Osmanlı’yı dağıtan akıl,
şimdi kendi kurduğu dünya düzenini dağıtıyor.
Tarih tekerrür değildir.
Tarih, aynı kibri yeniden cezalandırır.
Osmanlı’nın parçalanma senaryosunu kısaca hatırlayalım:
İngiltere – Fransa – Rusya üçlüsü,
ABD’nin arkadan eklemlenmesiyle,
Osmanlı’yı 36 parçaya ayıran bir harita tasarladı.
Petrol, Boğazlar, Arabistan, Anadolu hattı yeniden şekillendirildi.
Milletler değil; kaynaklar, geçiş yolları ve stratejik bölgeler bölündü.
Bu savaşların gerçek adı:
“Enerji savaşı + coğrafya savaşı + imparatorluk yıkımı”ydı.
Bugün ne oluyor?
Aynı şey…
Dünya yeniden parçalanıyor.
Bu sefer Osmanlı değil, dünyanın kendisi
❗ 1) Ukrayna: Avrupa’nın çöküş hattı
Ukrayna, 1914’teki Balkan Harbinin güncel karşılığıdır.
Avrupa orada tükeniyor.
Rusya orada kanıyor.
ABD orada batıyor.
Tıpkı 1. Dünya Savaşı öncesi Balkanların “fitil bölgesi” olması gibi,
bugün Ukrayna çöküşün ilk sahnesi oldu.
❗ 2) Ortadoğu: Osmanlı’nın kalbi yeniden yanıyor
1916’da Sykes–Picot ile çizilen haritalar bugün tekrar yanıyor.
Gazze+Filistin
Lübnan
Suriye
Irak
Kızıldeniz
Yemen
Burası 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’dan koparılan coğrafyanın aynısı.
Bugün o coğrafya yine savaşın ortasında.
Ama bu kez Türkiye dağılan değil, dengeyi kuran taraf.
❗ 3) Afrika: Yeni Sömürge Haritası
İngiltere ve Fransa 1900–1920 arasında Afrika’yı paylaştı.
Bugün aynı harita yeniden masada, ama bu kez:
Çin sahada,
Rusya Wagner ile içeride,
ABD üslerle yayılmış,
Fransa sömürgeden atılıyor,
Türkiye kıtayı uyandırıyor.
Bu, 1. Dünya Savaşı’nın Afrika versiyonunun modern tekrarıdır.
❗ 4) Amerika Kıtası: İç çöküşün başlangıcı
Dünya Savaşı sonunda güç ABD’ye geçmişti.
Bugün ABD, tıpkı Osmanlı gibi:
ekonomik olarak çöküyor,
içerden bölünüyor,
küresel gücünü kaybediyor,
ideolojik parçalanma yaşıyor,
dev imparatorlukların sonuna benzeyen bir dönemden geçiyor.
Dünyanın yeni “hasta adamı” Avrupa değil,
ABD’nin kendisi.
❗ 5) Çin Bölgesi: Yeni Japonya Fenomeni
Dünya Savaşı’nda Japonya neyse,
bugün Çin odur:
aşırı büyüme,
askerî genişleme,
Pasifik’e hakim olma isteği,
teknoloji üstünlüğü.
Bu hikâyenin sonunda, büyük bir çatışma riski vardır.
AMA EN BÜYÜK FARK ŞU:
O ZAMAN OSMANLI DAĞILDI…
BUGÜN OSMANLI’NIN MİRASI YÜKSELİYOR
Geçmişte parçalanan bir imparatorluk,
bugün parçalanan emperyal sistemlere karşı merkez güç hâline geliyor:
TÜRKİYE.
Dünya Savaşı’nda bizi bölenler,
bugün kendileri bölünüyor.
Dünya Savaşı’nda bizi diz çöktürenler,
bugün kendi dizlerinin üzerine çöküyor.
Biz sadece ayakta değiliz;
yükseliyoruz.
DÜNYA 5 PARÇAYA DAĞILIYOR
AMA TÜRKİYE 5 YERDE BİRLEŞİYOR
Dünya şu an 5 ana yüzden çatlıyor:
Ukrayna hattı (Avrupa'nın sonu)
Gazze hattı (Ortadoğu’nun yeniden yazımı)
Afrika hattı (Yeni Sömürge Savaşı)
Pasifik hattı (ABD–Çin finali)
Güney Amerika (ABD’nin çöküş sarsıntısı)
Ama Türkiye aynı anda 5 coğrafyada rol oynuyor:
Balkanlar
Ortadoğu
Afrika
Kafkasya
Türk Dünyası
Bu rol, Osmanlı’nın topraklarını bir daha fethetmek değil;
Osmanlı’nın kurduğu düzeni modern çağda yeniden inşa etmektir.
Bu, toprak değil;
ideoloji, düzen, akıl, adalet, teknoloji yürüyüşüdür.
BUGÜN NEDEN OSMANLI’YA BENZİYOR?
ÇÜNKÜ OZMOSUN KENDİSİ TEKRAR EDECEK KADAR ZAYIFLADI
Dünya sistemleri üç şey yüzünden aynı çöküşe benziyor:
1. Ekonomik balon şişti (tıpkı 1908 Osmanlı borç krizi gibi)
Bugün ABD ve Avrupa borçla ayakta duruyor.
Tıpkı Osmanlı’nın 20. yy başındaki hâli gibi.
2. Küresel imparatorluk yoruldu (tıpkı İngiltere’nin tükenmesi gibi)
ABD dünyayı taşıyamıyor.
Bir imparatorluğun yıkılışı böyle başlar.
3. Yeni güçler ortaya çıktı (tıpkı Almanya, Japonya gibi)
Bugün yeni güçler:
Türkiye
Çin
Hindistan
Rusya
Afrika devletleri
Dünya tek merkezden yönetilemiyor.
AMA EN KRİTİK NOKTA ŞU:
TÜRKİYE BUGÜN OSMANLI DEĞİL…
TÜRKİYE BUGÜN OSMANLI’YI DAĞITANLARIN POZİSYONUNDA
Bu cümleyi kardeşlerim, özellikle size söylüyorum:
Biz bu çağın mağduru değiliz…
Biz bu çağın mimarıyız.
Osmanlı çökerken:
liderlik yoktu,
teknoloji yoktu,
ekonomi yoktu,
ittifak yoktu,
enerji koridoru yoktu,
savunma sanayisi yoktu.
Ama bugün Türkiye’de:
✔ SİHA devrimi var
✔ Savunma sanayisi var
✔ Türk Devletleri Teşkilatı var
✔ Enerji koridorları bizden geçiyor
✔ Üç kıtanın kilidi bizde
✔ Küresel diplomasi gücü var
✔ Liderlik gücü var
✔ Halk millî bilinçte
✔ Devlet aklı çok güçlü
Dünya dağılırken, Türkiye merkez güç oluyor.
BU KEZ PARÇALANAN BİZ DEĞİLİZ…
BU KEZ PARÇAYI TOPLAYAN BİZ OLACAĞIZ
Dünya 1. ve 2. Dünya Savaşındaki Osmanlı’nın kaderini yaşıyor gibi görünse de,
kader aynı değil, roller değişti.
O zaman biz yıkılan taraftaydık.
Bugün yıkılan eski dünya düzeni.
O zaman biz parçalanıyorduk.
Bugün dünyayı parçalayan akıl kendi kendini yok ediyor.
O zaman Türkiye dağılıyordu.
Bugün Türkiye topluyor.
Bu döngü boşuna değil.
Kur’an’ın tarih yasası şudur:
“Biz günleri insanlar arasında döndürürüz.”
— Âl-i İmrân 140
Bugün o günlerden biri:
Dünya çözülüyor, Türkiye yükseliyor.
Bu sefer tarih sahnesi bize gülümsüyor,
çünkü biz bu çağın mazluma nefes, zalime set olan tek milletiyiz.
Ve unutma kardeşim:
Bu kez yıkılan imparatorluk değil…
Bu kez yıkılan küresel sistem.
Bu kez kurulan yeni devlet değil…
Bu kez kurulan yeni dünya.
Ve o dünyanın merkezine adım adım yazılan isim:
Türkiye Cumhuriyeti.
Devam Edecek...
Ters Köşe Seri Devam...
Barzani Cizre’ye Boşuna Gelmedi.!
(sahanın gerçeğini sadece sahada olanlar bilir)
Barzani’nin Cizre’ye gelişi bir “ziyaret” değildi.
Bir nezaket görüntüsü hiç değildi.
Bu, Ankara’nın Erbil’e verdiği bir şifreli çağrı, Erbil’in Ankara’ya yaptığı siyasi bir beyandır:
“Yeni dönem başlıyor. PKK bitiyor. Bölge yeniden kuruluyor.”
Türkiye, son iki yıldır Irak’ın kuzeyinde sessiz ama ölümcül bir hazırlık yapıyordu:
Yeni üs bölgeleri,
Dağ zincirlerini kesen koridorlar,
Kandil’in nefesini kesen baskı alanları…
Fakat bu operasyonların siyasi meşruiyetini tamamlayacak halka eksikti.
O halka Barzani’nin Cizre’ye inişiyle yerine oturdu.
Barzani’nin mesajı açıktır:
“PKK’nın yerine KDP geçecek. Bölge Türkiye ile uyumlu yeni bir siyaset görecek.”
Amerika’nın bu sürece göz yumması ise planın üçüncü ayağıdır:
Irak’ta PKK’nın kontrolsüzlüğünden rahatsız olan Washington, Türkiye–Erbil hattının açılmasını stratejik bir denge olarak kabul edecek.!
Bu, Türkiye’nin Ortadoğu’da PKK’yı tasfiye ettiği ikinci dönemdir.
Birincisi hendeklerdeydi.
İkincisi Cudi’de, Zap’ta, Metina’da, Cizre’de şekilleniyor.
Sınırda temizlik olurken devlet içeride başka bir cephe açtı:
Yargı, medya ve finans hattındaki sızıntı mekanizması.
İBB dosyası bu yüzden bir “yolsuzluk operasyonu” değildir.
Daha büyüktür.
Daha derindir.
Daha ciddi bir şey anlatır.
Kızıl saçlı savcının bir otelde operasyon öncesi karşı tarafa yakın isimlerle buluşması, devlet kadrolarına sızmış küçük bir grubun ağ örgüsünü ortaya çıkardı.
Bu yalnızca etik bir sapma değil,
devlet düzenine karşı kurulmuş paralel bir çıkar düzenidir.
Devlet bunu fark etti.
Ve ne yaptı?
Aynı gün içinde;
HSK inceleme başlattı,
Savcı açığa alındı,
Ağın medya–finans bağlantıları takip edildi,
Dosyalar tek tek zincire bağlandı.
Bu adımların hepsi aynı şeyi söylüyor:
“Bu topraklarda devlet içine çöreklenen her yapı temizlenecek.
Sınırda PKK neyse içeride köstebek odur.”
Devlet arınmaya başladığı zamanı sizlere anlatmıştım.
Hem dışarıdaki eli kırıyor,
hem içerideki dili kesiyor.
Bu iki gelişme Barzani’nin gelişi ve köstebek savcı olayı aynı gün, aynı iklimde, aynı planın iki ayrı sütunudur:
İç ve Dış Operasyon...
Bir yanda sınırı temizleyen devlet,
Diğer yanda içeriyi temizleyen devlet.
Bu yüzden bazıları bu adımları ayrı ayrı yorumluyor, oysa ikisi aynı aklın iki farklı yansımasıdır.
Türkiye bir seçime hazırlanıyor.
Ama bu seçim sandık yarışından ibaret değil.
Bu seçim:
PKK’nın sahadan tasfiyesi,
İran’ın güney hattının kesilmesi,
Erbil’le yeni mimari,
İçeride yargı ve medya arınması,
Yolsuzluk ağlarının kırılması…
Tüm bunların bir arada yönetildiği bir yılın habercisi.
Devlet bu yıl hem sınırı hem içi yeniliyor.
Barzani’nin Cizre’ye adım atması Tahran’a gönderilmiş bir mektuptur:
“Sınır hattı artık Türkiye–Erbil ekseninde şekilleniyor.
İran’ın nüfuz alanı daralıyor.”
İran’ın en zayıf olduğu nokta:
Şırnak – Hakkâri – Zaho hattı.
Türkiye bu hattı tutarsa,
İran’ın Suriye’ye açılan koridoru çatlar.
Bugün o çatlak derinleşiyor.
Ve Barzani’nin gelişi bu çatlağın üstüne vurulan çelik kamadır.
Türkiye şu anda yüksek sesle konuşmuyor.
Ama sahada atılan adımların sesi çok yüksek.
Devlet şöyle diyor:
“Sınırı ben kurarım, hukuku ben temizlerim, oyunu ben yeniden yazarım.”
Bu dönem,
Kandil’in kan kaybettiği,
İran’ın sıkıştığı,
ABD’nin denge arayışını kabul ettiği,
Erbil’in Ankara’ya yaslandığı,
İçeride sızıntıların çöktüğü,
Ülkenin siyasi ikliminin yeniden tasarlandığı
bir dönemdir.
Bu sessizlik, büyük bir hazırlığın sessizliğidir.
🔻 Son Cümlem 🔻
Devlet hem içeride hem dışarıda aynı planı yürütüyor:
Sınırı temizlerken içi arındırıyor.
Kandil’i sökerken sızıntıları kesiyor.
Ve Türkiye yeni bir dönemin kapısına dayanıyor.
Jön Türkler laf kalabalığı yapıyor;
Barzani boşa gelmedi.
Bu ziyaret, sahada kurulan yeni düzenin işaret fişeğidir.
sahanın gerçeğini sadece sahada olanlar bilir
ATATÜRK – PAPA MESELESİNİN GERÇEĞİ
Bugün bazı çevreler “Atatürk, Papa’nın Türkiye’ye gelmesine izin vermedi” diye bir söylem yayıyor ama bu, tarihsel gerçeklerle hiçbir şekilde örtüşmüyor. Çünkü:
1. Papalar o dönemde zaten ülke dışına çıkmıyordu.
1929’da Vatikan Devleti kurulduktan sonra bile papalar 1964’e kadar Vatikan’dan bir adım bile dışarı çıkmadı.
Yani ortada “Türkiye’ye gelmek isteyen bir Papa” da yok, “İzin vermeyen bir Atatürk” de yok.
2. İlk yurtdışı seyahati 1964’te
Papa VI. Paul’ün 1964’te İsrail’e yaptığı ziyaret, tarihte bir papanın ilk yurtdışı ziyareti olarak kayda geçti.
Atatürk 1938’de vefat ettiğine göre, zaman çakışmıyor bile.
3. Türkiye-Vatikan ilişkileri o dönemde normaldi
İki devlet arasında diplomatik temaslar vardı. Hatta Atatürk döneminde Vatikan elçisi Türkiye’de bulunuyordu.
Yani bir yasaklama, bir gerginlik, bir kriz söz konusu değil.
PEKİ BU YANLIŞ NİYE ÜRETİLDİ?
Bu tür söylemler genelde iki yerden çıkıyor:
Atatürk’ü gereksiz yere şeytanlaştırmak isteyenler,
Tarihi bağlamı bilmeden “şöyle olmuş” diye kulaktan dolma konuşanlar.
Gerçekte ise konu çok basit:
Papa o dönem kimseyi ziyaret etmedi.
#avwap için şöyle bir yol izleyebilirsiniz.
İlk olarak grafiğe aylık bakıp en dip en tepeden,
ardından haftalık bakıp aylık çektiğiniz dip tepeden sonraki yüksek dip-tepelerden çekebilirsiniz.
Günlükte ise son dip-tepeden çekip, öncekiler de hassas ayar yaparsınız