İstanbul’da 26 Haziran 2026’da medyada hedef gösterilmesini izleyen süreçte Tek Yön’ün 27 Haziran’da Beyoğlu Kaymakamlığı kararıyla kapatılmasının ardından, Ankara’da Sixtiees Pub’a yönelik soruşturmada kamuya açık bilgilere göre 25 Temmuz’da arama ve el koyma işlemleri yapılmış, 27 Temmuz 2026’da ise işletme sahibi, mesul müdür ve çalışanların da aralarında bulunduğu yedi kişi tutuklanmıştır.
İnsan Hakları Derneği olarak bu baskın ve tutuklamaları, LGBTİ+’ların güvenli mekanlarını, birlikte bulunma ve hak talep etme alanlarını daraltan; varoluşa, özel yaşama ve örgütlenme imkanına yönelen nefret temelli baskı siyasetinin bir parçası olarak değerlendiriyoruz.
Onur yürüyüşlerinin tarihsel kökeni de tam burada yatmaktadır: modern Pride, 1969’da New York’taki Stonewall Inn barına yönelik keyfi polis baskınına ve bu baskına karşı gelişen direnişe dayanır. Bugün LGBTİ+ barlarına ve mekanlarına dönük baskınlar, kapatmalar ve tutuklamalar yalnızca belirli kişileri değil, bir topluluğun görünürlüğünü, hafızasını ve eşit yurttaşlık talebini hedef almaktadır; ancak tarih de gösteriyor ki bu baskılar karşısında hak mücadelesi geri çekilmez.
Yetkilileri nefret temelli baskı politikalarına son vermeye, LGBTİ+’ların özel hayatına, ifade ve toplanma özgürlüğüne saygı göstermeye ve ayrımcılığa karşı etkili koruma sağlamaya çağırıyor, bar baskınlarında tutuklananların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
İHD MERKEZİ LGBTİ+ KOMİSYONU
Antalya Şubemizin Hapishane Komisyonu tarafından 17 Temmuz 2026 tarihinde Antalya S Tipi Kapalı Hapishanesinde gerçekleştirilen görüşmelere dayanılarak hazırlanan rapor şimdi yayında...
Rapor, yaşanan ihlallerin münferit uygulamalardan ziyade kuyu tipi hapishane modelinin ve idari uygulamaların yarattığı sistematik hak ihlallerine işaret ediyor. Raporu incelemek için 👇🏼
https://t.co/04IxdKPOfR
Karanlık gölgeler düşse de sokağa,
Kırsa da dalları zalim bir rüzgar,
İnatla fışkırır hayat bu topraktan,
Her dökülen yaprak bir tohum olur
Umut fısıldar sönen yangınlara.
Güneş elbet doğar her
gecenin ardına
Açacak çiçekleri durduramazsınız
P Neruda
11 yıl önce bugün, dayanışmayı ve umudu büyütmek için yola çıkan, Suruç’ta IŞID'in bombalı saldırısı sonucu hayatını kaybeden 33 düş yolcusunu saygıyla anıyoruz.
Onların özlemlerinin ve geleceğe dair düşlerinin gerçekleşmesi için emek, demokrasi ve barış mücadelesini büyüteceğiz.
Katliamın gerçek failleri açığa çıkartılıp yargılanmadığı her geçen gün yeni saldırıların zemini güçlendiriyor.Tam da bu yüzden adalet mücadelemiz aynı zamanda geleceğimizi kazanma mücadelesidir.
"Hiçbir düş yarım kalamayacak!"
Suruç için Adalet, herkes için adalet!
Unutmadık! Unutturmayacağız!
#Suruç11Yıl
11 yıl önce bugün, dayanışmayı ve umudu büyütmek için yola çıkan, Suruç’ta IŞID'in bombalı saldırısı sonucu hayatını kaybeden 33 düş yolcusunu saygıyla anıyoruz.
Onların özlemlerinin ve geleceğe dair düşlerinin gerçekleşmesi için emek, demokrasi ve barış mücadelesini büyüteceğiz.
Katliamın gerçek failleri açığa çıkartılıp yargılanmadığı her geçen gün yeni saldırıların zemini güçlendiriyor.Tam da bu yüzden adalet mücadelemiz aynı zamanda geleceğimizi kazanma mücadelesidir.
"Hiçbir düş yarım kalamayacak!"
Suruç için Adalet, herkes için adalet!
Unutmadık! Unutturmayacağız!
#Suruç11Yıl
Kırk yıl boyunca değişmeyen temel yaklaşımımız şudur: Bir ülkede gerçek demokrasi, ancak herkesin haklarının güvence altında olduğu demokratik, eşit ve özgür bir düzenle mümkündür. #İHD40Yaşında
Baskıcı rejimlerin devlet terörü, halktan duydukları korkunun ve acizliğin kanıtıdır. Bu zorbalığa karşı sivil itaatsizlik, grevler ve fiili direniş hakları meşrudur. En temel insani hakları dahi şiddetle ezen rejimler, halkın örgütlü ve tavizsiz mücadelesiyle yıkılmaya mahkumdur
Emek ve Demokrasi Güçlerini dayanışmaya çağırıyoruz!
İhraçlara karşı yapacağımız Nöbet eylemimize yönelik göz yaşartıcı gazlarla, kalkanlarla saldıran güvenlik güçleri şu ana kadar Yürütme Kurulu üyelerimizden Sema Pınar, Döne Gevher, A. Bahadır Berdicioğlu, EĞİTİM SEN MYK üyeleri Simge Yardım, İzzet İldeş, ihraç üyeler Sinan Ok, Reşat Akıncı, Remzi Gençdal, Adnan Şahin, Özlem Üçler, Maruf Kurt ve çok sayıda arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Bu açık hukuksuzluk ve pervasızlığı kınıyoruz. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Emek ve Demokrasi Güçlerini saat 20.00'da Konfederasyon binamız önünde yapacağımız açıklamaya katılarak dayanışma içinde olmaya davet ediyoruz.
Sendikamız KESK'in binası önünde anayasal haklarını kullanmak isteyen demokratik meşru eyleme saldıran güvenlik güçleri, Hak arama mücadelesini gözaltılarla, copla şiddetle susturulamaz.
İhraçların hukuksuzluğuna karşı, emek hukuk ve adalet mücadelemizden geri adım atmayacağız
OHAL’in fiili olarak devam ettiği bir kez daha kanıtlandı. Aradan geçen 10 yıla rağmen hala binlerce KESK’linin yargı süreçlerinin devam etmesine ve hukuksuz ihraçlara bir kez daha dikkat çekmek, arkadaşlarımızın görevlerine iade edilmesi çağrısında bulunmak üzere yapmak istediğimiz Nöbet eylemi polis zoru ve şiddetiyle engellenmek istenmektedir.
Konfederasyonumuz binası önünde anayasal hakkımızı kullanarak devam ettirmek istediğimiz demokratik ve meşru eyleme saldıran güvenlik güçleri konfederasyon binamızın girişine de barikat kurarak giriş çıkışları kapattı.
Şiddetle kınıyor, protesto ediyoruz.
Hak arama mücadelesi gözaltılarla, copla ve şiddetle susturulamaz.
İhraçların yarattığı hukuksuzluğu örtmeye çalışanlar bilsin ki; emek, hukuk ve adalet mücadelemizden geri adım atmayacağız.
Gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın! Baskılar son bulsun! İhraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilsin!
KESK, 12 Eylül 1980 faşist darbesinin yarattığı karanlık ortamın ardından doğmuş; kuruluşundan bugüne darbelere, darbe mekanizmalarına, otoriter yönetim anlayışlarına ve her türlü antidemokratik uygulamaya karşı mücadele etmiş bir emek ve demokrasi örgütüdür.
15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi karşısında da konfederasyonumuz, ilk andan itibaren açık ve net bir tutum alarak; darbelerin, askeri ya da sivil her türlü antidemokratik müdahalenin karşısında olduğunu ortaya koymuş; demokrasiden, hukuktan, halk iradesinden ve temel hak ve özgürlüklerden yana tavır almıştır. Ancak darbelerle gerçek anlamda hesaplaşmak; yalnızca darbe girişiminde bulunanlarla değil, aynı zamanda hukuk dışı yapılanmaların devlet içinde güç kazanmasına zemin hazırlayan, bunlara alan açan ve kamu kurumlarının bu yapılara teslim edilmesine yol açan anlayışlarla da yüzleşmeyi gerektirir.
Devletin tüm kurumlarında çeşitli cemaat yapılanmalarının örgütlenmesine imkan veren siyasal anlayışın, daha sonra çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkan hesaplaşmaların sonucunu yalnızca bir darbe girişimi başlığı altında değerlendirmek; bu sürecin siyasal, toplumsal ve kurumsal sorumluluklarını görmezden gelmek anlamına gelir. Gerçek bir demokratikleşme, devlet içerisinde hukuk dışı yapılanmaların nasıl güç kazandığının tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılmasıyla mümkündür.
Darbeleri yalnızca askeri müdahaleler olarak değil; sermaye ilişkilerinden, uluslararası güç dengelerinden ve emperyalist müdahalelerden bağımsız olmayan siyasal süreçler olarak da değerlendirmek gerekir.
Tarih göstermiştir ki darbeler, demokratik denetim mekanizmalarının zayıfladığı, halk iradesinin etkisizleştirildiği, otoriter ve baskıcı yönetim anlayışlarının güç kazandığı zeminlerde hayat bulmaktadır. Hiçbir siyasal hesap, devlet içerisinde örgütlenen hukuk dışı yapıların ortaya çıkardığı sonuçların ve bu süreçteki sorumlulukların üzerini örtemez. Bu nedenle yaşananların tüm boyutlarıyla açığa çıkarılması, sorumluların tarih önünde hesap vermesi ve hukukun üstünlüğünün egemen kılınması gerektiğini savunuyoruz.
OHAL döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yaklaşık 162 bin kamu emekçisi, herhangi bir etkili yargı süreci işletilmeden, savunma hakkı tanınmadan ve masumiyet karinesi hiçe sayılarak hukuksuz biçimde kamu görevinden ihraç edildi. Bu hukuksuz tasfiyeler yalnızca insanların işini değil; mesleğini, sosyal güvencesini, ekonomik geleceğini ve toplumsal yaşamını da hedef aldı.
Bu süreçten KESK de doğrudan etkilendi. Konfederasyonumuzun 4.259 üyesi ve yöneticisi, hiçbir somut delile dayanmayan idari işlemlerle kamu görevinden ihraç edildi.
Emek, demokrasi ve sendikal hak mücadelesi veren kamu emekçileri cezalandırılmak istenirken, KHK rejimi hukukun üstünlüğünü ortadan kaldıran kalıcı bir yönetim anlayışına dönüştürüldü. 15 Temmuz sonrasında “Allah’ın bir lütfu” olarak ifade edilen siyasal zemin kullanılarak; OHAL uygulamaları kalıcılaştırılmış, demokratik hak ve özgürlükler ağır biçimde sınırlandırılmıştır.
Bu süreçte; Binlerce kamu emekçisi işinden edilmiş, iş güvencesi fiilen ortadan kaldırılmış, çok sayıda insan tutuklama ve uzun süren yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakılmış, Aralarında şiddet mağduru kadınlara danışmanlık hizmeti sağlayan derneklerinde olduğu yüzlerce dernek kapatılmış, gazete, televizyon ve çeşitli basın-yayın organları kapatılmış, ifade ve örgütlenme özgürlüğü sınırlandırılmış, Grev hakkı çeşitli gerekçelerle engellenmiş, yargı bağımsızlığı ağır biçimde zedelenmiş, toplumsal muhalefet ve demokratik kurumlar baskı altına alınmıştır.
Bu darbe girişimi gerekçelendirilerek yürütülen OHAL hukuksuzluğunun devlet yönetme biçiminin esası haline getirilmesi ile örgütlenen sistem, her sabah başka biçimleriyle karşılaştığımız otoriter tek adam rejimine dönüşmüştür.
Siyasal İslamcı ve milliyetçi unsurların devlet yönetiminde belirleyici hale getirildiği bu süreçte; toplumsal muhalefet başta olmak üzere demokratik kurumlar zayıflatılmaya çalışılmış, halkın demokratik tepkileri tutuklama, baskı ve orantısız hukuksuz uygulamalarla bastırılmış ve bu anlayış günümüzde de devam etmektedir.
Bugün yaşadığımız antidemokratik, hukuk tanımaz uygulamalar; emeğin her geçen gün daha da değersizleştirilmesi, çalışma yaşamında güvencesizliğin yaygınlaşması, çocuk işçiliği dahil emek sömürüsünün derinleşmesi; o günden bugüne yürütülen politikaların bir parçası ve sonucudur.
Ancak unutulmamalıdır ki darbe örgütlenmelerini engellemek ancak halkın iradesinin etkin olabildiği, güçlü demokratik kurumlara sahip toplumlarda mümkündür.
Dünyada da bunun çok sayıda örneği bulunmaktadır. Darbeler mekaniği, demokratik denetimin ortadan kaldırıldığı otoriter ve baskıcı rejimlerde zemin bulur.
Bizler; laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinin, tüm yurttaşların eşit haklara sahip olduğu, eşit yurttaşlığa dayalı bir düzenin; inanç özgürlüğünün güvence altına alındığı, hiçbir yurttaşın inancı, kimliği ya da düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir toplumun savunucularıyız.
Bu topraklarda bir daha hiçbir darbenin, darbe girişiminin ve otoriter yönetim anlayışının yaşanmaması için; devlet içerisinde hukuk dışı tüm yapılanmaların açığa çıkarılması, tasfiye edilmesi ve eşit yurttaşlığa dayalı, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye’nin inşası için mücadele etmeye devam edeceğiz!
Emine Ocak da gözaltına alınmaya çalışılmıştı.
Geçen yıl Mayıs ayında 1000. hafta eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri'nin öne çıkan isimlerinden 89 yaşındaki Emine Ocak'ın hayatını kaybettiği duyuruldu.
⚠️ Dr. Hussam Ebu Safiye’nin İsrail cezaevlerinde maruz bırakıldığı işkence ve diğer türde kötü muamele nedeniyle hayatının yakın tehlike altında olduğu haberlerinden ciddi kaygı duyuyoruz.
🚨 İsrail Cezaevi İdaresi’ni Dr. Ebu Safiye’nin şiddetten tam olarak korunmasını, yeterli tıbbi tedavi görmesini ve bağımsız gözlemcilerin acil ziyaretine izin verilmesini sağlamaya çağırıyoruz.
🛑 İsrail yetkilileri Dr. Ebu Safiye’yi derhal ve koşulsuz serbest bırakmalı.
İmzacı ol 👉 https://t.co/m7903sarxA
NATO bir savunma ittifakı değil; emperyalizmin silahlı yumruğudur. Kapitalist düzeni korumak, halkların direnişini ve sosyalizm mücadelesini bastırmak için kurulmuştur. Gerçek barış, NATO'nun tamamen dağıtılmasıyla mümkündür.
EMPERYALİZME karşı,
NATO'ya hayır,
Partimizin davetiyle kurulan No to NATO (NATO’ya Hayır) Türkiye İnisiyatifi tarafından yarın (4 Temmuz) İstanbul’da gerçekleştirilecek Uluslararası Anti-Emperyalist Barış Zirvesi’ne katılmak üzere gelen 5 misafirimiz NATO müttefiki devletlerin karanlık işbirliği ile ülkemizden sınır dışı edilmiştir.
Ankara’da gelecek hafta yapılması planlanan NATO toplantısına karşı halkların sesini duyurmak amacıyla düzenlediğimiz uluslararası zirvede yerini alacak olan İtalya - Halk Cephesi (Fronte Popolare) temsilcisi Alessio Arena, Almanya - SOL temsilcisi Chiara Stenger, Almanya - Sol Parti (Die Linke) temsilcileri Stella Marie Tielker ve Jan Runge’nin Türkiye’ye girişleri engellenmiş ve ülkelerine gönderilmiştir.
Emperyalist savaşlar, katliamlar ve Gazze’de soykırımla anılan bu dönemde barış isteyenlerin ortak sesini kısmak, ortak mücadelesini engellemek amacını taşıyan bu anti-demokratik adımı lanetliyoruz. AKP iktidarının bu adımı, İtalya ve Almanya’da iktidarda olan gerici güçlerle birlikte attığını biliyoruz. Dünya halklarının başına bela olan bu karanlık ittifakı ortak mücadelemizle alt edeceğiz.
Tüm engelleme girişimlerine rağmen Uluslararası Anti-Emperyalist Barış Zirvesi, dünyanın farklı ülkelerinden pek çok misafirimizin katılımıyla İstanbul Kadıköy’de planlandığı gibi hayata geçirilecektir.
Katil ABD öncülüğündeki NATO’ya karşı mücadelemizden tek bir geri adım atmayacağız.
Katil Trump’ı, onun uluslararası müttefiklerini memnun etmek için Ankara’da fiili sıkıyönetim ilan eden, gücünü ABD ve emperyalist güçlerden alan bu iktidardan ülkemizi kurtaracağız!
Madımak’tan Bugüne 33 Yıl! Karanlığa Teslim Olmadık, Olmayacağız!👇
Bundan tam 33 yıl öce; 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, göz göre göre, planlı bir şekilde 33 aydın ve 2 otel emekçisi diri diri yakıldı.
Bu, münferit bir “linç” değil; örgütlü, kışkırtılmış, cezasızlık zemininde büyütülmüş bir derin devlet operasyonuydu. Katliam öncesi günlerce dağıtılan bildiriler, yayılan yalanlar, hedef gösteren manşetler, göz yumulan gerici mitingler ve nihayetinde seyirci kalan kolluk kuvvetleri; hepsi aynı senaryonun parçalarıydı.
33 yıl önce Madımak’ta aydın, yazar, sanatçıların diri diri yakılmasını izledi. Bir kentin merkezinde, 15 dakikada tüm güvenlik güçlerini bölgeye aktararak, bu toplu cinayeti önleyebilecekken, saatlerce pasif biçimde beklemeyi tercih etti. Halklarımız bunu asla unutmayacaktır.
Karanlık dehlizlerde planlanıp uygulanan katliamda, ateş sadece Madımak Oteli’ne değil, sönmemek üzere yüreklerimize de düştü. Yüreğimiz hâlâ kanıyor, hâlâ yanıyor… Çünkü Madımak ’ta yalnızca insanlar değil; düşünce ve ifade özgürlüğü, laiklik, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşama umudu da yakıldı.
Aradan geçen bunca yıla rağmen gerçek failler yargılanmadı; tersine, ödüllendirildi. Firari sanıklar hakkında etkin bir soruşturma yürütülmedi. Adresleri bilinen failler korunarak, kamu görevlerinde çalışmaları, askerlik yapmaları, evlenmeleri görmezden gelindi. Arama kararları olmasına rağmen hiçbir işlem yapılmadı. Üstelik katliam sanıklarının avukatlarının AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılması, yalnızca adaletsizliği değil, aynı zamanda ideolojik ortaklığı da açıkça ortaya koymaktadır.
Bugün iktidarda olanlar, sadece geçmişin karanlıklarını aydınlatmaktan kaçınmakla kalmıyor; aynı karanlığı derinleştirmeye devam ediyor. Kutuplaştırıcı dil, hedef gösterme siyaseti, muhalefeti kriminalize eden uygulamalar artarak sürüyor.
Biliyoruz ki laiklik karşıtı politikalar sadece Alevilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin demokratik geleceğini, özgürce birarada yaşam iradesini tehdit etmektedir.
Sivas Katliamı, sadece bir inanç grubuna değil; tıpkı 10 Ekim Katliamı gibi, farklı olan herkese, tüm muhalif kimliklere, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış taleplerine karşı organize bir sindirme operasyonudur.
Katliamlara, ölümlere alışmayacağız! Alışmayacağız! Alışmak yeni katliamlara davetiye çıkartmaktır!
Alışmak faşizmin kurumsallaşması demektir!
Her türlü gerici, ırkçı dayatmaya karşı mücadele etmeye devam edeceğiz!
Unutmayacağız, unutturmayacağız! Unutmuyoruz!
Çünkü unutturulmak istenen her gerçek, gelecekte daha büyük adaletsizliklerin kapısını aralar.
Unutmuyoruz! Çünkü bu ülkede hâlâ laik, demokratik, eşit yurttaşlığa dayalı bir yaşam için direnen milyonlar var.
Unutmuyoruz! Sivas’ın hesabı sorulana, gerçek failler yargılanana ve Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi”ne dönüştürülene kadar bu ülkenin vicdanı olarak mücadelemizi sürdüreceğiz.
Sivas Katliamının 33. yılında, yaşamını yitiren canları saygıyla anıyoruz.
Sivas Katliamını Unutmadık, Unutmayacağız!
#SivasKatliamı
#2Temmuz1993
#SivasıUnutmaUnutturma
#Sivas1993
#Madımak
Sırf rol olsun diye iki-üç gün bile “demokratlık rolü” oynayamadılar. Kendi ayağıyla gelen, “kaçma şüphesi” bulunmayan komedyen Deniz Göktaş’ı ters kelepçeyle emniyete götürdüler.
Deniz Göktaş'a açılan dava,
Aynayı kırarak gerçekleri değiştiremezsiniz. Bir espriye dava açmak, gücün değil korkunun ve eleştiriye tahammülsüzlüğün göstergesidir. Bugün savunulması gereken yalnızca Deniz Göktaş değil; sanatın, mizahın ve herkesin özgürce konuşabilme hakkıdır.
Deniz Göktaş'a soruşturma açıldı.!
➖ "Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisi sonrası hedef gösterilen komedyen Deniz Göktaş hakkında "dini değerleri aşağılama" suçlamasıyla soruşturma açıldı
➖Göktaş’ın “Ölü Deniz” gösterisi kısa sürede 6 milyonun üzerinde izleme almıştı
Deniz Göktaş'a açılan dava, mizahı, sanatı ve ifade özgürlüğünü yargılamaktır. Tarih boyunca diktatoryal, yönetimler, kendilerine tutulan aynadan korkmuş; bu yüzden mizahçıları, eleştirenleri susturmaya çalışmıştır. Çünkü mizah, toplumun önüne gerçeği koyan en güçlü aynadır.
AKP medyası ve trolleri, Deniz Göktaş'ın stand-up gösterisini akıl almaz bir boyuta taşıdı. Doğrudan hedef alınan ve alenen ölüm tehditleriyle karşı karşıya kalan Göktaş'ın tek suçu, herkesin bildiği ama cesaret edip de söyleyemediği "esprileri" yapmak.
Deniz Göktaş'ın esprileri sebebiyle jet hızıyla soruşturma başlatan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Göktaş'ı alenen ölümle tehdit eden bu kara kıyafetlilere soruşturma açacak mı?
Fotoğrafta Deniz Göktaş açıkça ölümle tehdit ediliyor, açıkça idam edilmekle, asılmakla tehdit ediliyor.
Savcılık bu fotoğraf hakkında gereğini yapacak mı?
İbrahim Kartay’ın eşi Salime Çakır: "Devlet götürmüş, akıbetini devlet söylesin."
"İsmim Salime soyadım Çakır. Eşim 32 yıldır kayıptır. 17 yıldır burdayız, eşimin akıbeti için buraya (Koşuyolu Parkı) geliyorum. Biz kayıpların akıbeti için buraya geliyoruz. Bizim için kayıpların hepsi aynıdır. Her cumartesi kayıplarımız için buraya geliyoruz. İstiyoruz ki kayıplarımızın kemiklerini bulalım. İstiyoruz ki her akşam onların mezarlarına gidelim. Bunu istiyoruz. Yani devletten bunu istiyoruz. Devlet götürmüş, akıbetlerini devlet söylesin. Failleri bulunsun."
#CumartesiAnneleri1109Hafta
Emek, Barış ve Demokrasi İçin NATO’ya Hayır!
ASMMMO, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak; herkesi emperyalizmin savaş örgütü NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştireceği zirve öncesinde, savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve baskı rejimlerine karşı; emek, barış, demokrasi ve halkların kardeşliği mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz!
🗓️ 27 Haziran Cumartesi
🕖 19:00
📍Ankara Sakarya Caddesi
23 Haziran 2026 günü Ankara'da iki yüzden fazla insan gözaltına alındı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, 7 Temmuz'da başlayacak NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen ve yasal hiçbir dayanağı bulunmayan bir “önleyici operasyon” yürütüldüğü iddia edilmektedir.
Gözaltına alınanlar arasında insan hakları savunucuları, avukatlar, gençler, Tema Vakfı çalışanları, üniversite öğrencileri ve sınava hazırlanan öğrenciler, akademisyenler sendika yöneticileri, LGBTİ+ aktivistleri ve çok çeşitli çevrelerden insanlar bulunmaktadır.
İnsan Hakları Derneği yöneticileri ve avukatları süreci en başından itibaren takip etmişlerdir.
Edindiğimiz bilgilere göre gözaltına alınan kişilerin tamamının evlerine kapıları kırılarak girilmiş, gözaltına alınanlar ve bazı aile sakinleri uzun süre boyunca evlerinde ters kelepçeli şekilde bekletilmiştir.
Defalarca dile getirdiğimiz gibi, ters kelepçe bir işkence ve kötü muamele yöntemidir. Buna rağmen gözaltına alınan kişilerin tamamı savcılığa da ters kelepçeli şekilde sevk edilmiştir. Tutuklananlar benzer bir soruşturma kapsamında 4 ayı aşkın süredir ev hapsinde tutulan Ankara Şube Yönetim Kurulu üyemiz ve Ankara Şube Gençlik Komisyonu üyelerimiz de bulunmaktadır.
Gözaltına alınan ve tutuklanan kişilere “hangi örgüte üyesin, kod adın var mı, …..örgütü hakkında bilgi verin” şeklinde somut bir iddiaya dayandırılamayan sorular yöneltilmiş ve bu gerekçelerle tutuklanmışlardır.
"NATO Zirvesi öncesi önleyici operasyon" adı altında yürütülen bu soruşturmada, başından sonuna kadar hem ulusal mevzuata, hem de taraf olunan uluslararası sözleşmelere aykırı yol ve yöntemler kullanılmıştır. Hukuki dayanaktan yoksun, soyut gerekçelerle gözaltı ve tutuklama işlemleri gerçekleştirmiştir. Gözaltına alınan kişiler işkence ve kötü muameleye maruz bırakılmış, müdafi olarak görev yapan bazı avukatlara da şiddet uygulanmıştır.
İnsan hakları savunucuları olarak bu sürecin takipçisi olmaya, yaşanan ağır hak ihlallerinin kamuoyuna duyurulması, sorumluların hesap vermesi ve tutuklanan kişilerin bir an önce özgürlüklerine kavuşması için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ