Gazze'de çocuklarımız okula giderken çantalarında ağır bir şey taşıyor.
Ölüm ihtimalini.
Kimi yetim.
Kimi öksüz.
Kimi hem yetim hem öksüz.
Gökyüzünde drone sesi var.
Her an bir füze düşebilir.
Her an son anları olabilir.
Ama yine de okula gidiyorlar.
Çünkü korkularından daha büyük bir şeyleri var.
İnançları.
Biz hayata tutunmak için sebepler ararken, onlar enkazların arasında Allah'ın verdiği söze tutunuyor.
Rahman onlara bir söz verdi.
Cennet.
Belki bu yüzden dünyanın en ağır yükünü taşıyan çocuklar,
en dik yürüyen çocuklar oluyor.
@RTErdogan 'ın son seçimi kazandığını sanıyorsunuz.
Yanılıyorsunuz.
Erdoğan son seçimini çok önce kazandı.
Bugün gördüğünüz şey seçim değil.
Devir teslim süreci.
Asıl hazırlık yeni anayasa için yapılıyor.
Çünkü mevcut sistem görevini tamamladı.
Fakat Türkiye henüz bunun farkında değil.
Çünkü kimse büyük resmi görmüyor.
Herkes seçimi konuşuyor.
Ben seçimden sonrasını anlatıyorum.
Önce seçim olacak.
Sonra anayasa.
Sonra sistem.
Türkiye bugünkü Türkiye olarak devam etmeyecek.
Çünkü mevcut yapı önümüzdeki dönemi taşımıyor.
Yeni hedefler için yeni model gerekiyor.
Bu yüzden anayasa değişecek.
Sadece maddeler değil.
Devletin çalışma mantığı değişecek.
İnsanlar yıllarca bazı kavramlara güldü.
Şimdi aynı kavramlar masaya geliyor.
Eyalet sistemi.
Bölgesel yönetimler.
Yeni merkez.
Yeni denge.
Bugün imkânsız görünen şeyler yarın sıradan kabul edilecek.
Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak.
Daha ilginç olanı ise siyaset.
İnsanlar kavga bekliyor.
Ben birleşme olacak demiştim.
Seçime tek yapı çıkacak.
Ve beklenmeyen bir çoğunluk alacak. ( %71,48 )
O andan sonra tartışma seçim olmaktan çıkacak.
Sistem tartışmasına dönüşecek.
Bu güçle;
AK Parti.
MHP.
CHP.
DEM.
Ve birde ASKER...
Devletin doğrudan temsilcileri.
Aynı sistem içinde.
Aynı hedefte.
Aynı geçiş sürecinde.
Çünkü yeni dönemin meselesi parti olmayacak.
Devlet olacak.
İnsanlar hâlâ isimlere takılıyor.
Oysa tarih isimleri değil.
Geçişleri yazar.
Ve bazı dönemlerde insanlar yönetim değiştirir.
Bazı dönemlerde ise yönetim modeli değişir.
İşte asıl kırılma burada.
Herkes bugüne bakıyor.
Ben kurulmakta olan yapıya anlatıyorum.
Kapılar açıldı.
Odalar değişiyor.
Koridorlar değişiyor.
Harita aynı kalacak.
Ama devlet aynı devlet olmayacak.
Çünkü eyalet sistemi sadece bir yönetim modeli değil.
Yeni dönemin omurgası olacak.
İnsanlar eyalet deyince bölünme anlayacak.
Oysa anlatılan şey merkezin zayıflaması değil.
Merkezin yeniden tanımlanması.
Yetki dağılacak.
Ama güç toplanacak.
İşte kimsenin görmediği çelişki bu.
Bugün imkânsız görünen yarın sıradan olacak.
Bugün reddedilen yarın savunulacak.
Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak.
Ve o gün geldiğinde insanlar başka bir gerçeği daha görecek.
Asıl hazırlık seçim için yapılmıyormuş.
Seçimden sonrası için yapılıyormuş.
Çünkü bazı isimler dönem yönetir.
Bazı isimler sistem kurar.
Benim ANLATTIĞIM tabloda yeni sistemin ilk başkanı olarak tarihe geçecek isim belli.
Hakan Fidan.
Bugün birçok kişi bunu ihtimal olarak bile görmüyor.
Yarın aynı insanlar bunun nasıl gerçekleştiğini tartışacak.
Çünkü tarih bazen seçim gecelerinde yazılmaz.
Yıllar önce kurulan masalarda yazılır.
Ve o masalar çoktan kuruldu.
Bunu bugün yazıyorum.
Çünkü 2027'de herkes zaten konuşuyor olacak.
Şu an yürüyen sürecin adı kamuoyunda başka.
Masalarda başka.
Televizyonlarda gördüğünüz tartışmaların büyük bölümü dikkat dağıtmak için değil...
Ama asıl konunun yanında çok küçük kalıyor.
Çünkü gerçek plan seçim kazanmak değil.
Gerçek plan seçimlere ihtiyaç duymayacak kadar güçlü bir sistem kurmak.
Bunun için üç ayrı çalışma yıllardır eş zamanlı ilerliyor.
Birincisi kadro.
İkincisi veri.
Üçüncüsü koordinasyon.
Çoğu insan hâlâ siyasetin konuşmalardan ibaret olduğunu sanıyor.
Oysa son dönemde konuşanlar değil, rapor hazırlayanlar yükseliyor.
Mikrofon tutanlar değil.
Dosya tutanlar.
Bu yüzden önümüzdeki dönemin en etkili isimlerinin yarısını halk ilk kez duyacak.
Çünkü onlar ekranlarda değil.
Sistemin içinde büyüdüler.
Asıl hazırlık da burada.
İnsanlar bir sabah uyandığında her şeyin aniden değiştiğini düşünecek.
Oysa değişim çok önceden başlamış olacak.
Bazı kurumların neden büyütüldüğü...
Bazı yetkilerin neden toplandığı...
Bazı isimlerin neden sessizce öne çıkarıldığı...
Ancak geriye dönüp bakıldığında anlaşılacak.
Bugün herkes sonucu tartışıyor.
Ben sürecin kendisinden bahsediyorum.
Kapılar açıldı.
İnsanlar hâlâ koridorda olduklarını sanıyor.
Oysa bazıları çoktan bir sonraki odaya geçti.
HAREMDE KAPILAR AÇILDI.
Herkes gücün kimde olduğunu tartışıyor.
Kimse gücün ne olduğunu tartışmıyor.
Çünkü eski çağın gücü para değildi.
Asker de değildi.
Nüfuzdu.
Telefon açabilmekti.
Bir yere ulaşabilmekti.
Bir kapıyı açtırabilmekti.
Türkiye'de yüz yıldır görünmeyen bir aristokrasi vardı.
Soyadı aristokrasisi.
Makam aristokrasisi.
Çevre aristokrasisi.
İnsanlar seçimlerle hükümetlerin değiştiğini sandı.
Ama birçok masada aynı soyadları kaldı.
Aynı aileler.
Aynı çevreler.
Aynı ilişkiler.
Şimdi ilk kez başka bir şey oluyor.
Sistem sadakati, geçmişten daha değerli hale geliyor.
Soyadından daha değerli.
Çevrenden daha değerli.
Hatta servetinden daha değerli.
Bu yüzden önümüzdeki yılların en büyük çatışması iktidarla muhalefet arasında olmayacak.
Eski seçkinlerle yeni seçkinler arasında olacak.
Kameralar bunu göstermeyecek.
Manşetler bunu yazmayacak.
Ama büyük kavga burada yaşanacak.
Çünkü tarihte her dönemin sonunda aynı soru sorulur:
Ülkeyi kim yönetecek?
Bu kez farklı bir soru geliyor:
Ülkeye kimlerin yöneteceğine kim karar verecek?
Kapı tam burada açıldı.
Çoğu insan daha eşiğe bile gelmedi.
📢Polislerimizin sesi artık daha fazla duyulmalı...
Yıllardır fedakârca görev yapan emniyet mensuplarımızın talepleri aslında çok net ve çok makul.
📌 12 saat çalışıp 12 saat dinlenmeye dayalı yıpratıcı çalışma sisteminin sona ermesini istiyorlar.
📌 Görev yüküyle uyumlu, adil ve hakkaniyetli özlük hakları talep ediyorlar.
Gece gündüz demeden görev yapan, bayramda, tatilde, afette, olaylarda en önde yer alan polislerimizin sorunları daha fazla ertelenmemeli.
Güvenliği sağlayanların da huzurlu, sağlıklı ve insanca çalışma şartlarına sahip olması gerekiyor.
Polislerimiz lütuf değil, hak ettikleri düzenlemeleri bekliyor.
“Gerçeklikten uzak, taşrada hemen her gün yaşanan yüzlerce kötülükten soyutlanmış”
Gerçeklik sandığı tv’de sabah akşam taşrayı kötü gösteren yayınlar.
Ben Ankara’da büyüdüm 10 yıl da taşrada ve köylerde çalıştım. Taşranın gerçekliğini tv’den değil dümdüz taşradan biliyorum.
Her türlü incelikli haset, kıskançlık, mal düşkünlüğü, yalakalık, bencillik, sözünde durmama şehirde daha yaygındır.
Köylü seni sevmezse suratına söver geçer. En azından sırtından emin olursun. Şehirli çoğu zaman içi çürük ceviz gibidir. Dışına baksan bir şeye benzer. Manaya gitmeyi bilmeyen de kabuğu lezzet zanneder. Onun bu halinden ancak damağına hiç lezzet vurmamış olduğu anlaşılır.
Her meselede olduğu gibi şerli insanların hayırlılar aleyhinde çok konuşarak kendisini hayırlı sanmasından başka bir mekanizma yok. Çok saydırıyorsunuz ve bununla ahlaklı olduğunuzu sanıyorsunuz.
Oysa sana saldırmayana sürekli nefretle saydırmak bile ahlaksızlıktan kaynaklanır. Kendisini iyi kılmak (gayret gerektirir) yerine iyi hissetmek ihtiyacına yönelik bir masturbasyon sadece.
Sadece bu hal bile sizden hayırlı olmalarına kâfi delil sağlar.
Hayır ülke için savaşıp gazi olan ama ulusa girmesi çirkin bulunan görüntüsü sebebiyle yasaklanan anadolu taşrasının dilsiz garibanı ile kavga etmiyorsunuz artık.
Gerçi onlarla da siz değil jandarma kavga ediyordu genelde. Siz jandarmanın dövdüğü taşralıyı tahkir etmekle yetiniyordunuz. Taşralılar şehirli dedikleriniz balo yaparken aç kaldığı için şehre gelmek zorunda kaldı.
Dolayısı ile siz taşralı garibanlarla değil, onların şehirli çocukları ile kavga edeceksiniz. Daha doğrusu edemeyeceksiniz. Karşınızda oturmayan, ''okumuş adam'' diye size saygı duyan dilsizleri dövmeyi boksör olmak sanıyordunuz.
Bir boksör ki hiç eli olanla maç yapmamış. Özgüveni sadece elsiz dövebilmekten kaynaklanıyor. Nerede eli olan bir batılı görse öpe koklaya bir hal olmuş. Böyle bir boksör gibi yağ bağlamış, yürüyemez hale gelmiş.
Karşısında oturduğunun yıllarca parlattığı her kardan adamın, son bir kaç yıldır güneş görmüş gibi erimesi ondan. Zira taşralının evladı boksör olduğunu göstermek için sizi pataklamak zorunda kalıyor. Pek zorlandığı da söylenemez.
Şehirliye “okumuş adam” deyip saygı gösteren anadolu halkını, düşman belleyerek efendilerine yaranmaya çalışan şehirli müstemleke aydını profilinin de sonuna geldik.
Gökte hoş bir sada bırakmadan giden, buralı olmayan, buralıyı sevmeyen bir profil.
Türkiye’yi dışarıda ve içeride vakarla temsil edecek, şartlar ne olursa olsun her platformda ülkemizin çıkarlarını cesaretle savunacağız.
Dikleşmeyeceğiz ama dik duruşumuzu da hiçbir zaman bozmayacağız.
Bir polis memuru!
🔻🔻
Selamunaleyküm hocam, İnebolu Uğrak köyünden KTÜ mezunlarından.
Sizin de katıldığınız Düzköy kampına da katılmış öğrencilerimizden polis memuru Erdem Codur intihar ederek vefat etti❗️
Çok üzüldüm, geçen hafta benden 10 öğrencinin ıbanını istemiş, bir kaza geçirdiğini ve öğrencilere yardım yapmak istediğini söylemişti.
Dokuz öğrenci Ibanı göndermiştim, hepsine 5.000’er tl göndermişti. Çok üzüldüm. Sayın bakana bu polis intiharlarına eğilmesi konusunu bir arz etseniz iyi olur, diye düşündüm. Onun için aramıştım.
@mustafaciftcitr
Dil devriminin muhteşem özeti;
Alenî: açık
Bâriz: açık
Âşikâr: açık
Âyân: açık
Bedîhî: açık
Vâzıh: açık
Sarîh: açık
Müstehcen: açık
Münhal: açık
Üryân: açık
Defisiter: açık
Mubîn: açık
Bu dram, dünyanın en zengin dillerinden biri olan Türkçe'nin kasten felç edilme dramıdır.
Gazeteci @sarseven e ulaşan bir mesaj :
"Selamunaleyküm hocam, İnebolu Uğrak köyünden KTÜ mezunlarından.
Sizin de katıldığınız Düzköy kampına da katılmış öğrencilerimizden polis memuru Erdem Codur intihar ederek vefat etti❗️
Çok üzüldüm, geçen hafta benden 10 öğrencinin ıbanını istemiş, bir kaza geçirdiğini ve öğrencilere yardım yapmak istediğini söylemişti.
Dokuz öğrenci Ibanı göndermiştim, hepsine 5.000’er tl göndermişti. Çok üzüldüm. Sayın bakana bu polis intiharlarına eğilmesi konusunu bir arz etseniz iyi olur, diye düşündüm. Onun için aramıştım.
@mustafaciftcitr ''
KOLLUK-DER olarak ilgili firma yetkilileriyle görüşerek, kurşun geçirmez yelek konusunda üyelerimiz ve meslektaşlarımız için indirimli bir kampanya düzenlenmesi hususunda girişimde bulunmamızı ister misiniz arkadaşlar?
Gerçekleştikten sonra bir olaya yorum yapmak kolaydır.
Asıl imkansız olan, henüz ortada hiçbir gelişme yokken yaklaşan süreci dile getirebilmektir.
Temmuz 2026 dönemi sonrası dünya YUNANİSTAN / TÜRKİYE savaşı ile çalkalanacak.
Gerekli uyarıları yapmamıza rağmen İsrail’in kuklası olan Yunanistan geri adım atmadı.
(devam edecek)