YENİ BÖLÜM — MELHAME-İ KÜBRA
BÖLÜM — 1
BİZ NEYE DOĞRU GİDİYORUZ?
Selâmün aleyküm kardeşlerim.
Şimdiye kadar hep haritayı okuduk.
Bu defa...
HADİSİ AÇACAĞIZ.
Ama dikkat edin.
Hadisi bugünkü haritanın üzerine zorla yapıştırmayacağız.
“Şu devlet kesin budur, şu tarih kesin şudur” demeyeceğiz.
Çünkü gaybı Allah bilir.
Fakat Peygamber Efendimiz ﷺ bir şey söylüyorsa...
Biz de dönüp tarihe bakacağız.
Coğrafyaya bakacağız.
Bugünkü saflaşmaya bakacağız.
Ve soracağız:
BİZ NEYE DOĞRU GİDİYORUZ?
Çünkü kardeşlerim...
Bir hadis var.
Ve o hadiste öyle bir coğrafya tarif ediliyor ki...
Biz dokuz bölümdür dönüp dolaşıp aynı coğrafyaya geliyoruz.
ŞAM.
KUZEY SURİYE.
DÂBIK.
A'MÂK.
Sahih Müslim'deki rivayette Peygamber Efendimiz ﷺ Rumların A'mâk veya Dâbık'a geleceğini haber veriyor.
Sonra?
Saflar kuruluyor.
Büyük bir savaş yaşanıyor.
Ve rivayetin devamında Konstantiniyye zikrediliyor.
Şimdi durun.
Dâbık nerede?
Bugünkü Suriye'nin kuzeyinde.
Halep'in kuzey hattında.
Peki biz daha birkaç bölüm önce neyi konuşuyorduk?
SURİYE HAZIR.
Halep'i konuştuk.
Rakka'yı konuştuk.
Deyrizor'u konuştuk.
Haseke'yi konuştuk.
Arap aşiretlerini konuştuk.
Kürt aşiretlerini konuştuk.
Şam'ın yeniden merkezileşmesini konuştuk.
Irak'ı konuştuk.
Musul'u...
Kerkük'ü...
Anbar'ı...
Selahaddin'i...
Sonra Anadolu'ya döndük.
Sonra Afrika.
Sonra Mısır.
Sonra Kızıldeniz.
Sonra İran.
Şimdi hadis kitabını açıyoruz...
Karşımıza yine aynı bölge çıkıyor:
ŞAM COĞRAFYASI.
Tesadüf mü?
Olabilir.
İşaret mi?
Bunu bugün kesin biçimde söyleyemeyiz.
Ama devlet aklı “tesadüf” deyip dosyayı kapatmaz.
NOTUNU ALIR.
Çünkü daha garibi var.
Hadiste bir kelime geçiyor:
RUM.
İşte şimdi mesele büyüyor.
Rum kim?
Bugünkü İtalya mı?
Yunanistan mı?
Avrupa mı?
Hristiyan Batı mı?
Roma medeniyetinin devamı olan milletler mi?
Bunu bugünkü bir devletin üzerine kesin biçimde yapıştırmak doğru değil.
Fakat Peygamberimizin ﷺ Rumlar hakkında başka bir rivayeti daha var.
Mustevrid el-Kureşî, Resûlullah'tan ﷺ kıyamet yaklaşırken Rumların insanların önemli bir kısmını oluşturacağına dair söz naklediyor.
Amr bin Âs bunu duyunca Rumların bazı özelliklerini sayıyor:
Fitne anında temkinli olmalarını...
Musibetten sonra çabuk toparlanmalarını...
Geri çekildikten sonra yeniden dönmelerini...
Zayıflara karşı bazı sosyal özelliklerini...
Ve hükümdarların zulmüne karşı dirençlerini...
Şimdi burada durun kardeşlerim.
Çünkü MELHAME DOSYASI'nın ilk büyük anahtarı burada.
Peygamber Efendimiz ﷺ büyük savaşlardan söz ederken...
RUM'U TARİHİN DIŞINA ATMAMIŞ.
Tam tersine...
Hâlâ sahada.
Hâlâ güçlü.
Hâlâ büyük bir unsur.
Şimdi zamanı geri sarın.
602.
Henüz İslam tebliği başlamamıştı.
Henüz Müslüman diye bir toplum yoktu.
Dünyanın iki büyük imparatorluğu birbirinin boğazına sarıldı.
Bir tarafta:
DOĞU ROMA.
Yani Rum.
Diğer tarafta:
SASANİ İRANI.
Yani Pers.
İki dev.
İki imparatorluk.
İki medeniyet.
Ve ikisi de dünyanın kendilerinden ibaret olduğunu sanıyordu.
Sonra...
610.
Mekke.
Hira.
İlk vahiy.
“OKU!”
İşte tarih tam burada ikiye ayrıldı kardeşlerim.
Bir tarafta dünyanın iki süper gücü birbirini tüketiyordu.
Roma...
Pers...
Ordular...
Saraylar...
Hazinedarlar...
Generaller...
Binlerce kilometrelik imparatorluklar...
Diğer tarafta Mekke'de henüz ordusu olmayan bir Peygamber ﷺ...
Yanında bir avuç insan.
Roma bilmiyor.
Pers bilmiyor.
Dünya bilmiyor.
Ama...
TARİHİN YÖNÜ DEĞİŞMEYE BAŞLIYOR.
Sonra 614.
Sasani orduları Kudüs'ü ele geçiriyor.
Doğu Roma ağır darbeler alıyor.
Müşrik Mekke gelişmeleri takip ediyor.
Müslümanlar takip ediyor.
Ve Kur'an'ın Rûm Suresi geliyor:
“Rumlar yenildi.”
Ardından:
“Fakat onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir.”
Düşünün.
Mekke'de Müslümanlar baskı altında.
Henüz Medine yok.
Henüz Bedir yok.
Henüz büyük İslam devleti yok.
Ama Kur'an onların gözünü yalnız Mekke sokaklarına çevirmiyor.
DÜNYA SİYASETİNE ÇEVİRİYOR.
Rum ne yaptı?
Pers ne yaptı?
Kim yenildi?
Kim geri dönecek?
Müminler neye sevinecek?
İşte kardeşlerim...
Devlet aklının tohumu bazen devlet kurulmadan önce atılır.
Sonra yıllar geçiyor.
Herakleios toparlanıyor.
Karşı saldırılar başlıyor.
Pers orduları geriliyor.
627'de Ninova civarındaki büyük savaş geliyor.
628'de Sasani siyaseti ağır bir krize giriyor.
Bir zamanlar “Roma bitti” denilen savaşın dengesi tersine dönüyor.
Fakat...
ASIL ŞAHLANIŞ DAHA BAŞLAMADI.
Çünkü iki imparatorluk birbirini yerken üçüncü gücü hâlâ göremiyorlar.
Mekke'deki o küçük topluluk...
Medine'ye hicret ediyor.
Devlet oluyor.
Bedir geliyor.
Uhud geliyor.
Hendek geliyor.
Hudeybiye geliyor.
Mekke'nin Fethi geliyor.
Arabistan birleşmeye başlıyor.
Ve Peygamber Efendimiz ﷺ dönüp yalnız Arabistan'a bakmıyor.
HERAKLEİOS'A MEKTUP GÖNDERİYOR.
KİSRÂ'YA MEKTUP GÖNDERİYOR.
Daha dün iki imparatorluğun savaşını uzaktan takip eden Müslümanlar...
Artık o iki imparatorluğun hükümdarlarına hitap ediyor.
İşte şahlanış budur kardeşlerim.
Dün seni hesaba katmıyorlar.
Bugün mektubun saraylarına giriyor.
Ve daha Peygamberimizin ﷺ vefatından birkaç yıl sonra...
Harita bir kez daha değişmeye başlıyor.
Sasani İmparatorluğu tarih sahnesinden çekiliyor.
Doğu Roma ise Suriye ve Mısır gibi çok önemli topraklarını kaybediyor.
Şimdi size soruyorum:
602'de bunu kim tahmin edebilirdi?
Roma mı?
Pers mi?
HİÇBİRİ.
Çünkü ikisi de birbirine bakıyordu.
Roma'nın hesabında Pers vardı.
Pers'in hesabında Roma.
Kaç asker?
Kaç kale?
Kaç şehir?
Kaç yıllık hazine?
Hangi ordu daha güçlü?
Hangi imparator önce çökecek?
Bütün hesap buydu.
Ama kardeşlerim...
İKİSİNİN HESABINDA DA ARABİSTAN YOKTU.
Daha doğrusu...
Arabistan vardı da güç olarak yoktu.
Mekke vardı.
Ama imparatorluk değildi.
Kâbe vardı.
Kureyş vardı.
Ticaret kervanları vardı.
Fakat Roma'nın karşısına koyacağı bir ordu yoktu.
Pers'in korkacağı bir devlet yoktu.
602 yılında Roma'nın veya Pers'in savaş meclisine girip:
“Birbirinizi bırakın. Asıl dikkat etmeniz gereken yer Arabistan.”
deseydiniz...
Kim sizi ciddiye alırdı?
HİÇ KİMSE.
Sonra 610 geldi.
Hira.
“OKU!”
İşte onların göremediği güç böyle doğdu.
Önce bir Peygamber ﷺ.
Sonra birkaç mümin.
Sonra baskı.
Sonra boykot.
Sonra hicret.
Sonra Medine.
Sonra devlet.
Sonra Bedir.
Uhud.
Hendek.
Hudeybiye.
Ve dikkat edin...
Henüz birkaç yıl önce Mekke'de can güvenliği olmayan Müslümanlar...
Bir müddet sonra dünya siyasetinin kapısını çalmaya başladı.
Peygamber Efendimiz ﷺ mektuplar gönderdi.
HERAKLEİOS'A.
Roma'nın hükümdarına.
KİSRÂ'YA.
Pers'in hükümdarına.
Mısır'ın yöneticisine...
Başka hükümdarlara...
Şimdi bu sahneyi gözünüzde canlandırın.
Daha dün seni hesaba katmayan iki imparatorluğun sarayına bugün senin mektubun giriyor.
İşte ŞAHLANIŞ budur.
Şahlanış yalnız ordunun büyümesi değildir.
Şahlanış...
SENİ HESABA KATMAYANLARIN, BİR GÜN SENİ HESABA KATMAK ZORUNDA KALMASIDIR.
Ve daha sarsıcı olan bundan sonra geldi.
Peygamber Efendimiz ﷺ vefat ettiğinde İslam artık Mekke'deki birkaç kişinin davası değildi.
Arabistan'ın dengesi değişmişti.
Ardından Hz. Ebû Bekir.
Hz. Ömer.
Yermük.
Kadisiye.
Kudüs.
Şam.
Irak.
Mısır.
Pers toprakları...
Bir zamanlar dünyanın iki büyük gücü birbirleriyle savaşırken haritada neredeyse hesaba katmadıkları coğrafyadan yükselen güç...
ARTIK İKİSİNİN DE HARİTASINI DEĞİŞTİRİYORDU.
Pers İmparatorluğu tarihe karıştı.
Doğu Roma Suriye'yi, Kudüs'ü ve Mısır'ı kaybetti.
Şimdi tekrar soruyorum:
602'de bunu kim görebilmişti?
Roma mı?
Pers mi?
HİÇBİRİ.
Çünkü büyük güçlerin en büyük yanılgısı budur kardeşlerim.
Birbirlerini o kadar uzun süre seyrederler ki...
KENARDA BÜYÜYENİ GÖREMEZLER.
Şimdi...
Takvimi hızla çevirin.
1400 yıl.
Ve gelin...
2026.
Bir harita daha açın.
Bu defa dünyanın büyük başkentlerine bakın.
Washington kimi hesaplıyor?
Pekin'i.
Moskova'yı.
Pekin kimi hesaplıyor?
Washington'u.
Moskova kimi hesaplıyor?
Washington'u, Avrupa'yı.
Avrupa kimi hesaplıyor?
Rusya'yı.
İran kimi hesaplıyor?
İsrail'i, Amerika'yı, Körfez'i.
Herkes birbirinin füzesini sayıyor.
Uçağını sayıyor.
Gemisini sayıyor.
Ekonomisini hesaplıyor.
Enerjisini hesaplıyor.
Tıpkı...
ROMA İLE PERS'İN BİRBİRİNİ HESAPLADIĞI GİBİ.
Peki kardeşlerim...
Bu büyük hesapların ortasında yeterince görülmeyen kim?
TÜRKİYE.
İşte dokuz bölümdür anlatmaya çalıştığımız mesele burada birleşiyor.
Türkiye bir sabah güçlenmedi.
Tıpkı Mekke'den Medine'ye yürüyen sürecin bir gecede gerçekleşmediği gibi...
Bu da yılların birikimi.
Bir tarafta savunma sanayii.
İHA'lar.
SİHA'lar.
Gemiler.
Füzeler.
KAAN.
KIZILELMA.
Bir tarafta diplomasi.
Bir tarafta Afrika.
Somali.
Libya.
Bir tarafta Kafkasya.
Azerbaycan.
Bir tarafta Körfez.
Katar.
Suudi Arabistan.
Bir tarafta Balkanlar.
Bir tarafta Karadeniz.
Bir tarafta Suriye.
Bir tarafta Irak.
Ve bütün bunların ortasında...
ANADOLU.
Dün Türkiye'ye ne diyorlardı?
Köprü.
Doğu ile Batı arasında köprü.
Avrupa'nın kenarı.
NATO'nun güney kanadı.
Ortadoğu'nun kuzeyi.
Hep başkasının tarifinde bir “kenar.”
Ama devlet aklı sessizce başka bir şey yaptı.
Köprü olmaktan...
KAVŞAK OLMAYA başladı.
Şimdi 602 haritasını tekrar açın.
Doğuda PERS.
Bugün adı Sasani değil.
İran.
Rejimi başka.
Ordusu başka.
Siyasi düzeni başka.
Ama coğrafya?
AYNI İRAN PLATOSU.
Batıda Roma'nın bıraktığı büyük Avrupa coğrafyası.
Bugün tek imparatorluk değil.
İspanya var.
Almanya var.
İtalya var.
Balkanlar var.
Avrupa var.
Kuzeyde bu defa başka bir büyük güç:
RUSYA.
Güneyde Arap dünyası.
Aşağıda yükselen Afrika.
Ortada Kızıldeniz.
Süveyş.
Akdeniz.
Karadeniz.
Kafkasya.
Ve bütün bunların birbirine değdiği yerde...
TÜRKİYE.
İşte paralellik burada kardeşlerim.
Yanlış anlamayın.
Türkiye'yi Peygamber Efendimizin ﷺ kurduğu devletle bir tutmuyoruz.
Böyle bir kıyas zaten yapılamaz.
Vahiy başka şeydir.
Bugünkü devlet siyaseti başka.
Ama tarihin verdiği stratejik ders aynı yerde duruyor:
BÜYÜKLER BİRBİRİNİ İZLERKEN, YENİ DENGE BAZEN HESABA KATMADIKLARI YERDEN YÜKSELİR.
Ve şimdi daha ilginç yere geliyoruz.
O dönemde...
Peygamber Efendimiz ﷺ güç belirginleşmeye başladığında ne yaptı?
Yalnız kendi sınırına kapanmadı.
MEKTUPLAR GÖNDERDİ.
Herakleios'a.
Kisrâ'ya.
Mısır'a.
Dünyanın hükümdarlarına...
Bugün elbette peygamber mektubu yok.
Bugün başka bir çağdayız.
Ama devletlerin dili hâlâ aynı şeyi yapıyor:
ÇAĞRI.
Zirve.
Mutabakat.
Diplomasi.
Savunma anlaşması.
Enerji anlaşması.
Ticaret koridoru.
Ortak bildiri.
Ve bir gün Ankara'nın önündeki dosyalar tek tek açıldığında...
Tahran'a giden diplomatik hat başka anlam kazanacak.
Kahire'ye giden başka.
Cezayir'e...
Trablus'a...
Hartum'a...
Afrika başkentlerine...
Madrid'e...
Berlin'e...
Moskova'ya...
Hepsi ayrı mektup olmayacak.
Ama hepsi aynı soruyu taşıyacak:
“BÜYÜK KIRILMA GELİRSE SEN NEREDE DURACAKSIN?”
İşte...
MEKKE ANLAŞMASI
buradan doğacak.
Türkiye çıkıp dünyaya:
“Benim safıma gelin.”
demeyecek.
Devlet aklı böyle çocukça çalışmaz.
Önce öyle bir denklem kurulacak ki...
İran kendi hesabıyla gelecek.
Mısır kendi hesabıyla.
Cezayir kendi hesabıyla.
Afrika kendi hesabıyla.
İspanya kendi hesabıyla.
Almanya kendi hesabıyla.
Rusya kendi hesabıyla.
Ama yolları...
AYNI MASADA KESİŞECEK.
İşte 602 ile 2026 arasındaki asıl benzerlik burada.
O gün Roma ile Pers birbirini izlerken...
Arabistan'da başka bir tarih yükseliyordu.
Bugün dünyanın büyük güçleri yine birbirlerini izlerken...
Anadolu'da başka bir güç birikiyor.
O gün bunu göremediler.
Bugün de birçokları Türkiye'yi hâlâ eski Türkiye'nin ölçüleriyle okuyor.
Ama tarih eski fotoğraflarla okunmaz kardeşlerim.
DEVLETLER BAZEN HARİTA DEĞİŞMEDEN BÜYÜR.
Önce ordusu değişir.
Sonra teknolojisi.
Sonra diplomasisi.
Sonra eriştiği coğrafya.
Sonra masadaki ağırlığı.
Ve en sonunda...
DİĞER DEVLETLERİN ONA BAKIŞI DEĞİŞİR.
Peygamber Efendimizin ﷺ döneminde, Mekke'de başlayan davetin dünya hükümdarlarının saraylarına ulaşması nasıl muazzam bir tarihî dönüşümse...
Bugünün Türkiye'sinin şahlanışını da ancak şu soruyla okuyabilirsiniz:
ANKARA'NIN SÖZÜ KAÇ BAŞKENTTE HESABA KATILIYOR?
Çünkü güç...
Yalnız kaç tankınız olduğuyla ölçülmez.
Bazen güç...
GÖNDERDİĞİNİZ DAVETİN KAÇ DEVLET TARAFINDAN CİDDİYE ALINDIĞIYLA ÖLÇÜLÜR.
Ve şimdi...
O davetin gideceği başkentleri tek tek açacağız.
İşte ilk büyük sürpriz:
İRAN.
Yüzyıllarca Anadolu'nun rakibi.
1514 Çaldıran.
Osmanlı–Safevî rekabeti.
Bağdat için mücadele.
Kafkasya için mücadele.
Mezhep gerilimi.
Sonra 1639 Kasr-ı Şirin.
Yüzyıllar geçiyor.
Hanedanlar gidiyor.
Osmanlı gidiyor.
Safevî gidiyor.
Kaçar gidiyor.
Cumhuriyet geliyor.
İran'da rejim değişiyor.
Ama iki devlet?
HÂLÂ KOMŞU.
İşte coğrafyanın gücü budur.
Siyaset değişir.
Harita kalır.
Ve büyük kırılma geldiğinde İran'ın önünde başka bir soru belirir:
Anadolu'yla eski hesap mı?
Yoksa bütün bölgeyi aşan yeni tehdide karşı aynı saf mı?
İran sandalyesi buradan geliyor.
Sonra...
MISIR.
1798 Napolyon.
1869 Süveyş.
1882 İngiliz işgali.
1956 Süveyş Krizi.
1973 Mısır ordusunun kanalı geçişi.
Yüzlerce yıl değişiyor.
Ama herkes aynı şeyi istiyor:
MISIR'I.
Neden?
Piramitlerden dolayı değil.
Nil'den dolayı tek başına değil.
Çünkü Mısır'ın elinde dünyanın en önemli geçitlerinden biri var:
SÜVEYŞ.
Doğuda savaş büyürse...
Kızıldeniz karışırsa...
Hint Okyanusu ile Akdeniz arasındaki trafik sıkışırsa...
Mısır'ın sandalyesi boş kalabilir mi?
KALAMAZ.
Sonra...
SUDAN.
Nil.
Kızıldeniz.
Afrika.
Üçü aynı noktada birleşiyor.
Sonra Libya.
1911 Trablusgarp.
Osmanlı'nın son Afrika savaşı.
Mustafa Kemal'in genç bir subay olarak gittiği topraklar.
Akdeniz'in tam güneyi.
Sonra Cezayir.
1830 Fransız işgali.
132 yıllık sömürge hafızası.
1954 bağımsızlık savaşı.
1962 bağımsızlık.
Cezayir'in hafızasında Avrupa yalnız ticaret ortağı değildir.
SÖMÜRGECİLİK DE VARDIR.
Sonra aşağı inin.
Afrika.
İşte burada önceki bölümler geri geliyor.
Somali neden?
Sudan neden?
Sahel neden?
Afrika'daki büyükelçilikler neden?
Ticaret neden?
Savunma ilişkileri neden?
Öğrenciler neden?
Yıllardır biriken insan ilişkileri neden?
Çünkü HİÇ'in eski hesabını hatırlayın:
Bugünkü lideri tanımak size birkaç yıl kazandırır.
YARININ LİDERİNİ TANIMAK NESİL KAZANDIRIR.
Şimdi haritayı uzaktan görün.
Anadolu.
İran.
Mısır.
Sudan.
Libya.
Cezayir.
Afrika'daki Anadolu'ya yakın merkezler.
Büyük bir güney kuşağı beliriyor.
Fakat...
Burası çok önemli.
Eğer mesele yalnız Müslümanların saflaşması olsaydı...
Dosya burada kapanırdı.
KAPANMIYOR.
Çünkü masaya üç sandalye daha geliyor.
Ve işte MELHAME DOSYASI burada bütün ezberi bozuyor.
İlk sandalye:
İSPANYA.
Neden?
Endülüs diye bağırıp geçmeyeceğiz.
Daha büyük düşünün.
711'i biliyoruz.
1492'yi biliyoruz.
Granada'yı biliyoruz.
Ama bugünkü devlet aklı 1492'nin yasını tutarak ittifak kurmaz.
Haritaya bakar.
İspanya'nın altında ne var?
Afrika.
Yanında ne var?
Atlantik.
Önünde ne var?
Akdeniz.
Ve kapısında:
CEBELİTARIK.
Şimdi Mısır'la İspanya'yı aynı haritada görün.
Bir tarafta:
SÜVEYŞ.
Diğer tarafta:
CEBELİTARIK.
Akdeniz'in iki kapısı.
İşte şimdi tempo değişiyor.
Çünkü masadaki ikinci Avrupa devleti:
ALMANYA.
Burada 1898'i hatırlayın.
Kayzer II. Wilhelm Osmanlı topraklarında.
Sonra yıllarca konuşulan dev proje:
BERLİN–BAĞDAT DEMİRYOLU.
Alman sanayisini Anadolu üzerinden Mezopotamya'ya bağlayacak hat.
Birinci Dünya Savaşı'nın bütün sebebi değildi; böyle anlatmak tarih olmaz.
Ama İngiltere'nin ve diğer büyük güçlerin stratejik hesaplarında bu hattın önemi büyüktü.
Şimdi yüz yılı aşın.
Bugün ne konuşuyoruz?
Basra.
Bağdat.
Türkiye.
Avrupa.
KALKINMA YOLU.
Durun.
1890'ların sonunda:
BERLİN → ANADOLU → BAĞDAT.
Bugün:
BASRA → BAĞDAT → ANADOLU → AVRUPA.
Aynı proje değil.
Aynı siyasi dünya hiç değil.
Ama...
COĞRAFYA AYNI SORUYU SORMAYA DEVAM EDİYOR.
Avrupa ile Mezopotamya nasıl bağlanacak?
İşte Almanya'nın sandalyesi burada beliriyor.
Ve şimdi...
Son isim.
RUSYA.
İşte bunu gördüğünüz anda masanın büyüklüğünü anlayacaksınız.
Çünkü Anadolu ile Rusya'nın tarihini açtığınızda savaş üstüne savaş görürsünüz.
Kırım.
Kafkasya.
Karadeniz.
Balkanlar.
93 Harbi.
Birinci Dünya Savaşı.
Soğuk Savaş.
Suriye.
Libya.
Yüzyıllarca birbirine rakip iki büyük devlet.
Ama tarihin bize öğrettiği başka bir şey var:
BÜYÜK TEHDİT, ESKİ DÜŞMANLIKLARIN SIRASINI DEĞİŞTİREBİLİR.
İkinci Dünya Savaşı'nı hatırlayın.
Kapitalist Amerika ile komünist Sovyetler...
Aynı safta.
Neden?
Birbirlerini sevdikleri için mi?
Hayır.
DAHA BÜYÜK TEHDİT GELDİĞİ İÇİN.
İşte şimdi masaya tekrar bakın.
İRAN.
CEZAYİR.
MISIR.
SUDAN.
LİBYA.
AFRİKA.
ANADOLU.
İSPANYA.
ALMANYA.
RUSYA.
Kimler yok ki...
Müslüman var.
Hristiyan var.
Türk var.
Arap var.
Fars var.
Slav var.
Afrikalı var.
Avrupalı var.
Yüzyıllarca savaşmış milletler var.
Birbirinden tamamen farklı devlet düzenleri var.
Ama hepsi...
AYNI MASAYA DOĞRU YÜRÜYOR.
İşte burada Mekke devreye giriyor.
Neden Washington değil?
Neden Brüksel değil?
Neden Moskova değil?
Neden Berlin değil?
Çünkü bu safın merkezi askerî olmayacak.
MANEVİ VE SİYASİ BİR EŞİK OLACAK.
Mekke'de atılacak imza dünyaya şu mesajı verecek:
Bu masa bir ırk masası değil.
Bir mezhep masası değil.
Bir Avrupa masası değil.
Bir Arap masası değil.
Bir Türk masası değil.
ESKİ DÜNYANIN ÇÖKÜŞÜNE KARŞI YENİ BİR DENGE MASASI.
Ve şimdi kardeşlerim...
Asıl soruyu sorun.
İran niçin orada?
Rusya niçin orada?
Almanya niçin orada?
İspanya niçin orada?
Afrika neden oraya doğru yaklaşıyor?
Yüzyıllarca birbirleriyle savaşmış bu devletleri aynı masaya oturtacak kadar büyük...
NE GELİYOR?
İşte MELHAME kelimesinin ağırlığı burada başlıyor.
Çünkü Peygamber Efendimizin ﷺ rivayetinde Rum hâlâ var.
Şam coğrafyası hâlâ var.
A'mâk ve Dâbık zikrediliyor.
Büyük saflaşma var.
Ama bugün elimizde olmayan şeyi varmış gibi söylemeyeceğiz.
Bugünkü Almanya hadisteki Rum'dur diyemeyiz.
Rusya şudur diyemeyiz.
Mekke Anlaşması şu tarihte yapılacak diyemeyiz.
Gaybı bilmiyoruz.
Fakat...
HARİTAYI OKUYABİLİRİZ.
Tarihi okuyabiliriz.
Kur'an'ın Rum–Pers savaşına neden dikkat çektiğini düşünebiliriz.
Peygamberimizin ﷺ Rumların geleceğine dair sözlerini okuyabiliriz.
Ve bugünün dünyasına bakıp tek bir soru sorabiliriz:
BÜYÜK SAF DEĞİŞİMİ BAŞLARSA KİM KİMLE DURABİLİR?
İşte Mekke Anlaşması bunun cevabı olacak.
Fakat...
Bir şey eksik.
Masayı yeniden sayın.
Anadolu var.
Pers var.
Rusya var.
Almanya var.
İspanya var.
Mısır var.
Afrika var.
Cezayir var.
Libya var.
Sudan var.
Ama HF o gece haritanın karşısında sevinmedi.
Çünkü o başka yere bakıyordu.
Haritanın doğusuna.
Çok daha doğusuna.
Bir sandalye hâlâ boştu.
Ve işte kardeşlerim...
O sandalye dolmadan MELHAME'NİN İKİ TARAFI DA BELLİ OLMAYACAK.
HF dosyanın son sayfasını çevirdi.
Tek bir cümle vardı:
“SAFIN KİMLERDEN OLUŞTUĞUNU GÖRDÜN.”
Altında ikinci cümle:
“ŞİMDİ NEDEN KURULDUĞUNU GÖR.”
Ve sayfanın arkasında...
Tek bir harita.
ASYA.
(DEVAM EDECEK)
Beyond the bounds of time, Tolstoy, Dostoevsky, Nietzsche, Hugo, Zola, Chekhov, Mark Twain, and Ibsen gathered—each carrying the philosophy with which he had shaped the world.
Then the door opened.
Ali ibn Abi Talib entered.
Everyone fell silent.
He sat among them carrying neither book nor paper—a man raised in the house of Prophethood, nurtured by Muhammad ﷺ, whose eyes had opened to revelation before philosophy had a name.
Tolstoy said, “I found humanity’s salvation in love.”
Ali replied, “Love, if not guarded by justice, may oppress in the name of mercy.”
Dostoevsky asked, “Why does man know what is right, yet choose evil?”
“Because knowing the path does not mean the soul wishes to walk it. Many recognise the truth but are defeated by their desires.”
Nietzsche said, “Strength lies in man creating his own values.”
Ali asked, “Would you call a man powerful if he conquered everyone but could not conquer his own anger and desires?”
Hugo asked, “What is justice?”
“Your enemy’s rights must be as sacred to you as your friend’s. Justice that changes according to names is no justice.”
Zola said, “Society corrupts the individual.”
“But is society not made by individuals? Do not blame your sins upon the age.”
Mark Twain smiled. “People are masters at deceiving themselves.”
“That is because a man sees another’s fault as a mountain and his own as a speck of dust.”
Twain laughed. “That would anger many.”
“The mirror does not wound the face; the truth reflected in it does.”
Chekhov said, “But people are weak.”
“Show mercy to their weakness, but do not let mercy become another name for accepting falsehood.”
Ibsen asked, “Where does freedom lie?”
“In refusing to say ‘yes’ out of fear and saying ‘no’ without arrogance.”
Silence descended.
Dostoevsky asked, “What is man’s most dangerous enemy?”
“The self that makes falsehood appear beautiful.”
Hugo asked, “What is the greatest danger to a state?”
“An oppressed person upon whom the doors of justice have been closed.”
Nietzsche remained silent, then said, “I have spent my life searching for the strongest man.”
Ali replied:
“Then you should have searched for the most just—for power without justice is tyranny, knowledge without conscience is peril, and intelligence without morality is cunning.”
The debate ended—not because they had run out of words, but because words were no longer needed.
Ali rose and said:
“Do not seek knowledge to defeat others; seek it to defeat your own ignorance. A man may conquer the whole world, yet fall before his own self.”
And he left.
They continued staring at the door: Tolstoy, who sought God in the human conscience; Dostoevsky, who explored the soul; Hugo, who cried out for justice; and Nietzsche, who searched for the Übermensch.
They realised they had not encountered another philosopher, but a man raised beside Muhammad ﷺ—one who had witnessed revelation and turned wisdom into character before turning it into words.
Their books had not been defeated.
Their minds had not been defeated.
But the pride of philosophy bowed before wisdom born in the house of Prophethood.
Ali left as he had entered, carrying no book…
For he was himself an open book of justice, wisdom, and courage.
Gazze'de bir çocuk işgalci İsrail tarafından şehit edilen annesinin mezarına sarılarak teselli oluyor.. Zulmü paylaşarak dünyaya yay.
#GazaUnderAttack#HumanityForGaza
Bu sahne, savaşlar tarihinin en korkunç suçlarından biri olarak kabul edilir.
Gazze'de bir İsrail askerinin, torununun elini tutarken beyaz bayrağı kaldıran yaşlı bir kadını keskin nişancı tüfeğiyle vurduğu an; işgal ordusunun kendilerine geçiş için güvence verdikten sonra.
Unutmak suçtur.
Oğlunun tedavi masraflarını karşılayamadığı için onu her sabah sahilde kuma gömerek bacaklarını güçlendirmeye çalışan babanın çabası yürekleri burktu.
Babalık Fedakarlıklar, Evladına Omuz Vermektir.
Çaresizlikte Çare Aramaktır.
Allah Başımızdan Eksik Etmesin
Gök cisimlerinin yerden yüksekliğini ölçen Usturlab isimli aleti geliştiren ilk müslüman kadın gökbilimci. Meryem el-İcliyye veya Meryem El Usturlâbi.
Batı dünyası, ismini bir asteroid kuşağına verdi. Nobel ödüllü bir romanın kahramanı yaptı.
Türkiye'de pek az insan tanıyor !
Hindistan'da bir Hindu fenomen, Müslümanlara yaptığı alçakça hakaretleri sosyal medyada marifetmiş gibi paylaştı.
Bu zorbalığı görmezden gelme, PAYLAŞ!
#Hindistan#SonDakika#DünyaGündemi