Sonunda belediyecilikle ilgilenen bir belediye başkanı gördük.
Biz artık belediyelerin ilgi alanını imardan, bol bütçeli sanat ve etkinliklerden ibaret sanmaya başlamıştık.
Meğer başka meseleler de varmış.
Sivas Belediye Başkanı Adem Uzun, 65 yaş ve üzerindekilerin sınırsız ücretsiz toplu taşıma kullanımına sınır getirilmesini öneriyor.
Bunca yolsuzluk iddiası ve devasa rakam arasında, oy kaybetmeyi göze alıp şehrinin kaynaklarını düşünen bir başkan görmek insana güven veriyor.
Başkan çok haklı. Sosyal belediyecilik güzel ama kaynaklar sınırsız değil. Ücretsiz hizmetin de bir bedeli var.
Vatandaş geçim hesabı yaparken sorumlu bir belediye başkanı da bütçe hesabı yapar.
Sabah erken saatte kapısı çalınan bir insan, karşısında kimi bulacağını bilemez. Kapıyı açmadan önce ‘Kimsiniz?’ diye sormasını, kapı deliğinden bakmasını veya üzerine bir şey almasını beklemek doğaldır.
Peş peşe belediye operasyonları sürerken, belediye çalışanlarının kendi aralarında bunları konuşması ve benzer bir ihtimale hazırlıklı olmaları da beklenebilir.
Bornoz olayından sonra hepimiz öğrendik kapı açıldığı dakikadan sonra görüntü alındığını.
Kapının hangi kıyafetle açıldığı ayrı, görüntülerin yayımlanması ayrı meselelerdir.
Görüntüler kişinin tanınmasını önleyecek şekilde yayımlanmışsa, bu da dikkate alınmalıdır.
Ama tartışmayı yalnızca pijamaya, bornoza ve gözaltı saatine sıkıştırınca asıl sorular ortada kalıyor.
Kamu kaynakları nasıl kullanıldı? İddiaların dayanağı ne? Kimlere görev ve yetki verildi, kimler denetlendi?
Bir parti yöneticisinin sorumluluğu yalnızca operasyonlara itiraz etmek değildir. Kendi kadrolarına dönüp “Kimleri göreve getirdik, vatandaşın parasını kimlere emanet ettik?” diye sormaktır.
Kapıdaki görüntüyü konuşalım. Ama belediyenin içindeki iddiaları da konuşalım.
Vatandaşın beklediği kıyafet tartışması değil, hesap verilmesidir.
Siyasetçilerin adının karıştığı yolsuzluk iddialarında rakamlar öyle büyüdü ki artık milyonları değil, milyarları konuşuyoruz.
Yüz milyonları duyunca neredeyse “azmış” diyeceğiz.
Sonra sıra emeklisine, çalışanına geliyor.
Bu kez birkaç bin liralık artışın bütçeye maliyetini hesaplamaya başlıyoruz.
İnsanın aklına ister istemez şu geliyor:
Bizim paramız mı yok, yoksa para yanlış yerlerde mi çok?