Bu devletin Türk'e biçtiği rolü unutmamak gerek
Gider, başkalarıyla gününü gün eder ve düşüp sefil olduğunda gel beni kurtar diye Türk'ün kapısına dayanır. Kurtarılır, biti kanlanıp sahneye dönünce ilk iş olarak yine Türk'e kötek çeker. Yüzlerce yıllık kod budur.
Kürt tarihçisi Şeref Han tarafından 1597 yılında Farsça olarak kaleme alınan Şerefname adlı eser, Diyarbakır, Muş ve Bitlis gibi Doğu Anadolu bölgelerinde o dönemde yoğun bir Türkmen nüfusunun yaşadığını ayrıntılı şekilde anlatır. +👇
Uzun Hasan, Timur Sünni. Şah İsmail şii. Bunları bilmeyen ve Osmanlı torunuyuz diyenlerde problem var. Aslında illâ ki torun olmak istiyorlarsa, önceki devletlerin hepsinin torunu olsunlar. Gerçi Osmanlı torunu bile olamıyorlar. Zira Osmanlı Arapları ne Anadolu’ya, ne de Rumeli’nin fethede Rumeli’ye asla yerleştirmedi ve izin vermedi.
Kürde Türk, Türk'e de Kürt bayrağı sallatır. Sonra Türk bayrağıyla Kürt bayrağını karıştırıp yeni bayrağımız bu der, konjonktür değiştiğinde de bu bayrağı sahiplenenleri tutuklar :)
TeCe devleti budur. İşi gücü, varı yoğu psikolojik harptir
https://t.co/HyDtM6hPLp
1️⃣ Tüketim boykotunun beklenen/istenen etkiyi yaratması ve nihayetinde 'işe yaraması' için tek başına yapılmaması gerekir. Bu da yalnızca düzenden bir kopuşla mümkündür. Birkaç markayı değil, bu demokrasi mizansenine meşruiyetini kazandıran bütün parametrelere karşı boykot örgütlenirse anlamı olabilir. Yani aslında sandığa kadar yolu var ve olmalı bu boykot çağrılarının. Aksi durumda münferit/dönemsel/kişisel bir boykottan öte geçmeyeceği gibi umulan zararı da asla vermez. Gerçekçi olmak gerek.
Tüketici hafızası dediğimiz şey de zaten balık hafızasından hallicedir. Biz bunu Gezi'de de gördük. En basitinden iki örnek vereyim: Kızılkayalar Hamburger ve Habertürk
1-2 aya bile kalmadan Taksim Meydanı'ndaki Kızılkayalar'ın önünde aynı kalabalık sıralar oluşmaya başladı. Taksim'deki binasının önünde kitlesel protesto düzenlenen ve hatta muhabirleri çatışma esnasında bile alandan kovulan (Youtube'de her ikisinin de videoları var) Habertürk'ün genel yayın yönetmeni olan Fatih Altaylı, 6 ay sonra rezil olduğu yalakalık tapeleri ortaya çıktıktan sonra kendini diğer tarafa attı ve muhalifler üzerinde epey etkili hale geldi :)
Şunu demek istiyorum: Ortada örgütlü bir sınıf ve düzenden temelli bir kopuşu da içeren boykot örgütlenmedikçe bu tip yüzeysel, yaygaracı eylem biçimleriyle yel kayadan sadece toz koparır.
Kaldı ki hazırlanan bu boykot listelerinde kıstas nedir? :)
➡️ https://t.co/8uOV2uDxU6
Madem üretimden gelen gücün yerini hazin ve acı verici biçimde tüketimden gelen güç aldı, o halde bu gücün sınırlarını ve hangi şartlarda etki yaratacağını da doğru tahlil etmek gerek. Yaygarayla olmaz! Ve bakın çok açık biçimde başarısızlığa uğramaya mahkumdur
2️⃣ Gelelim zurnanın zırt dediği yere
Genel Grev çağrısı yapanlar tepeden tırnağa küçuk burjuvalardır. Sevgili @seckinaknci ekran görüntüsünü de paylaştığım şu gönderilerinde çok basit ama çok mühim bir soru sormuştu: "Ülkede üretimin kitlendiği koşullara siz küçük burjuvalar hazır mısınız?"
Bu da soru mu? Tabii ki değiller :)
Pandemi kapanmalarını hatırlamamız yeterli. Tüketim obezine dönüşmüş ve dünya ile bağı evindeki modemin açma kapama tuşu ile sokağındaki fiber altyapıya bağlı olan kaypak küçük burjuva, tedarik zincirinin bozulmasına ve çarkların durdurulmasına hazır mı? Grev sebebiyle 2 hafta sokağındaki çöp toplanmadığında grevci işçilere küfür kıyamet saldıran ve bugün müdafaa etmeye çalıştıkları İBB tarafından grev kırıcılığı yapılmasını şakşaklayanlar zaten güçten düşmüş işçi sınıfının bir gayretle örgütleyeceği genel grevin arkasında durabilecekler mi?
➡️ https://t.co/jWOVGSmfTZ
Peki işçi sınıfının düzeni sarsacak bir genel grevi örgütleyecek gücü var mı? Türkiye'deki sendikalaşma oranına ilişkin istatistiklere ve konfederasyonların işbirlikçiliğine bakarak olmadığını anlayabilirsiniz
İBB Başkanı tutuklanıyor ve zaten güçten düşürülmüş işçi sınıfından apansız genel grev örgütlemesi isteniyor. Hazırlık var mı? Deneyim var mı? Bu kararı derhal alabilecek bir örgütlülüğü var mı? TÜSİAD- HDP- CHP merkezlerinden çıkmayan konfederasyonların işçi sınıfının arkasında duracağına dair elimizde bir done var mı? Tabii ki yok :)
Bu iş çocuk oyuncağı değil. @seckinakinci'nin dediği gibi, zaten olmayacak bir genel greve kalkışmadıkları için işçi sınıfını itibarsızlaştırmaktan ve sınıfa karşı öfkeyi/nefreti körüklemekten başka hiçbir işe yaramaz bu çağrılar
Ayrıca bir ihtimali daha yazmak istiyorum. Geçen günlerde bir dostumla telefonda bu konuyu konuşurken hiç akıllara gelmeyen bir şeye daha dikkat çekti: Genel Grev ortaya atılıp, bunun için çabalanırsa ve greve gidilemezse ya da gidilir de karikatüre dönüşüp başarısız olursa, ki başka şansı yok, 'bunun hesabı' devlet ve iktidar tarafından mutlaka sorulur. Neticeten de filler tepişir ve ezilip mevzi kaybeden yine işçi sınıfı olur
Sonuçları hesaplanmamamış ve doğru örgütlenmemiş bir genel grev, işçi sınıfı için intihardan başka bir şey değildir. Ve sonuçta aynı kitle tarafından suçlanacak olan da yine işçi sınıfı olacaktır
1912-1913 bandında Türkçü olan birinin entelektüel değeri 1946-1950'de Türkçü olandan bin yıl ileride 1965-1980 arasındaki milliyetçiden on bin yıl ileride..Soğuk Savaş Türkiye'nin fikir dünyası üzerinden bir silindir gibi geçmiştir..
Devletten 10 milyarlık ihale alan genç işadamının, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile İngiltere'de ortak şirketi olduğu ortaya çıktı. https://t.co/TRCxVvkID7
@yazparov Eğer bunu becerebilirseniz önünüz açıktır ve açık olsun. Maalesef Zafer Partisi dahil bu eskinin süprüntülerine bel bağlayan partiler olduğu sürece bu ülkenin burnu boktan çıkmayacak. Sorunu onu yaratanlarla çözemezsiniz.
Güya uzlaşmacılık için vurguna, talana, kamu kaynaklarının peşkeş çekilmesine israf dediler, diyorlar. Hepimize küfürdür
Çünkü israf dediğinizde o şaibeli sözleşmeler/ihaleler suç olmaktan çıkar ve vurgunların müsebbiblerini ustalıkla aklamış olursunuz
Şöyle düşünelim,
100 yıldır, 10 katlı 12 daireli, adı 1000 yıldır Türkiye olarak anılan bir coğrafya'da olduğu için TÜRKİYE olan bir apartmanda yaşayan komşularınızdan birisi,
belli periyotlarda ''apartmanın adını değiştireceğiz, benim adımı koyacağız.'' ve
giriş katta oturmasına rağmen, ''Asansörü sadece ben kullanacağım'' diyor.
''Benim istediklerim olmazsa, çocuklarınızı öldürürüm'' diyor ve öldürüyor da.
Her yıl asansörün halatlarını kesiyor ve apartmandaki komşuların çocukları ölüyor. Asansörde çocuklar varken asansöre molotof kokteyli atıyor, çocukları benzin döküp yakıyor.
Çocuklarınızı öldürmeye, ''taktik'' olarak ara verdiğinde, ahlaken, hukuken, ilmen ve fikren halen sizi suçlamaya ve aslında 10 sene önce taşındığını bildiğiniz halde,
''ben milyarlarca yıldır buradaydım, bu binanın yarısı benim olacak, 3-5 daireyi daha bana vereceksiniz, ben onları yan apartmanın sahibine kiralayacağım, apartmanın bir katını da mescid yapacağız.
Binanın kolonlarını kesip zemin katı 3 harfli markete kirlayacağım ve o katın geliri de benim olacak, siz zaten 100 sene önce Üsküp'ten, Priştina'dan, Kırım'dan, Ahıska'dan gelmiştiniz. Bu apartmanın adı Türkiye olamaz, aranızdakilerden sadece 1-2si çekik gözlü. Onlar Moğalistan'a gitsin, siz de Balkanlar'a, Kafkaslar'a geri dönün. Bu apartmanda söz ev karar hakkınız olamaz'' demesine ne derdiniz?
Hele hele, apartmandaki bir-iki gerizekalının, apartmanın adını kendi dedeleri ve babaları koyduğu halde,
''evet bu apartmanın kurallarını belirlerken, çocuklarımızı öldüren adamların görüşü de dikkate alınmalı, gerekirse 1-2 daire daha verelim, huzurumuz bozulmasın'' diyorsa?
Zizek ve Greta Thunberg, 3000 kilometre öteden, ''Apartmandaki diğer komşuları ''faşist'' olmakla suçlayıp, apartmanın adını değiştirmek isteyenler haklı, çünkü binada oturan %90, %10'a binanın adı konusunda dayatmada bulunamaz, bu demokratik değil'' diyorsa?
Trump ve Netanyahu denilen iğrenç adamlar, '' Giriş katta oturanları himayemize aldık, zaten giriş katta oturanlar, diğer dairelerde oturanların doğal düşmanı ve onlara silah göndermeye devam edeceğiz.'' filan diyorsa.
Bu iş sizce karakolda mı biter? Beraber halay çekip kutlama mı yaparsınız?
İhtiyat payı?
Akıl ve vicdan?
Lozan bu ülkenin tapusu ise Montrö de kat irtifakıdır
Asla vazgeçmemeli, bu iki anlaşmayı tartışmaya açmamalı, açılmasına müsaade etmemeli ve zinhar delmemeliyiz
Varlığımızın, toprak bütunlüğümüzün ve bölgesel huzurun teminatı bu iki anlaşmadır.
Şimdi daha fazla dinselleşeceğiz. Anayasaya ve medeni kanuna tasallut eden açıklamalar sürpriz değil. Büyük felaketler yoksul ve örgütsüz kitleler için irticayı da beraberinde getirir
Deprem vesilesiyle de İsrail ile daha fazla yakınlaşıyoruz. PR çalışmaları şaşırtıcı değil. +
Başka bir konu dediğim konu işte bu konu
Ölü doğum yaptırılıyor. Çok basit bir taktiktir. Ve asla unutmayın ki Türk Devleti psikolojik harp işinin kompetanıdır