🚨 İnternet şu anda bu konuyla çalkalanıyor: “Zaman geri mi döndü?”
CERN’in Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nı 29 Haziran’da 4 yıllığına kapatmasının ardından binlerce kişi aynı şeyi söylüyor:
“Günler çocukluğumdaki gibi uzun geliyor.”
“Dün sanki hiç bitmeyecekmiş gibiydi.”
“Taş gibi uyuyorum, sabahları daha dinç uyanıyorum.”
“Etraf her şey yavaşladı ve bu inanılmaz güzel hissettiriyor.”
Bazıları canlı ve net rüyalar gördüğünü, kokuların daha yoğunlaştığını, kaygılarının nedensiz yere azaldığını belirtiyor. Zamanın “uçup gitme” hissi kaybolmuş, eski sakin ritmine dönmüş gibi.
Peki bu tesadüf mü?
Komplo teorisyenleri yıllardır çarpıştırıcının sadece parçacık hızlandırmadığını, aynı zamanda zaman çizgilerini etkilediğini, Mandela Etkisi’nden hızlandırılmış zaman algısına kadar birçok “gerçeklik arızası” yarattığını iddia ediyor. Çarpıştırıcı çalışırken zamanı “hızlandırdığını”, şimdi kapatılınca her şeyin normale döndüğünü söylüyorlar.
Bilim dünyası bunu güçlü bir plasebo ve kolektif telkin etkisi olarak açıklayacak. Ama değişimi hissedenler “bir şeyler gerçekten farklı” diyor.
Siz ne düşünüyorsunuz?
"Eğer bana 'cumhuriyet nedir?' diye sorarsınız, size cevabım şudur: 'Cumhuriyet benim işte!' İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu cumhurbaşkanı yapan, cumhuriyettir. Cumhuriyet budur! Bunu Büyük Atatürk’e borçluyuz."
9. Cumhurbaşkanımız, devlet ve siyaset adamı Süleyman Demirel’i saygı ve rahmetle anıyorum.
İdeallerin, ilkelerin ve Manisa’ya olan sevdan daima rehberimiz olacak...
Aramızdan ayrılışının birinci yılında, Ferdi Başkanımızı sevgi, saygı ve dualarla yad ediyoruz.
9 Haziran Salı
Mevlit: Hatuniye Camii, 17.30
Hayır Yemeği: Cumhuriyet Meydanı, 18.30
Gök vatanın çelik kanatları, Türk Hava Kuvvetleri 115 yaşında!
Bu vesileyle "İstikbal Göklerdedir!" diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm hava şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.
Orta Asya’dan Anadolu’ya değerlerimizi yaşatan, milli bilinç ile köklerimize tutunan ve ömrünü istiklale adayan atalarımızın ruhu şâd, 3 Mayıs Türkçülük Günü kutlu olsun.
Yan daireme beyaz yakalı bir komşu taşındı. İsmi Zehra.Bir gün rica etti:
“Kargolarım geliyor, Demet Hanım siz alabilir misiniz?”
“Tabii,” dedim.
Hiç sorun olmaz.
İlk başta birkaç kargo…
Teşekkür…
Övgü…
Keşke her komşu sizin gibi olsa sözleri.
Sonra sayı arttı.
Her gün.
Bazen günde iki.
Sanırım internetten alışveriş bagimlisi.
Sabah 10’da zil çalıyor,
üstüme bir şey geçirip koşa koşa kapıya gidiyorum.
Niye?
Çünkü içimde bir ses yani çekirdek inanç var:
“İyi olursan hizmet edersen sevilirsin.”
Bir süre sonra istekler büyüdü.
Mesaj atmış .
“Akşam işten gelmeden yemek sipariş edeceğim?
Erken kapanıyor yetişemezsem siz alır mısınız?”
Onu da yaptım.
Akşam 7’de hamburgeri geldi.
Masaya koydum.
Bir baktım…
Benim oğlan ağzı ketçap içinde.
Hamburgerin yarısını gömmüş.
Güldüm o haline.
“Bir daha yapma, komşunun o,” dedim.
Kapıyı çaldı.
Anlattım.Birlikte güleriz sandım.
“ Yenisini söyleyeyim,” dedim.
Suratı düştü.Kapalidir şimdi orası.
Hem gülerek anlatmaniz çok şaşırttı beni!
Kapıyı yüzüme kapattı.
Ertesi gün apartman WhatsApp grubuna yazdı:
“Bu binada çocuk terbiyesi yok.”
“Gürültü had safhada.”
“Burası iyice varoşa dönmüş.”
Anladım.
Ben onun gözünde iyi biri değildim.
Sadece işine yarayan biriydim.
Ertesi akşam mesaj attı:
“Yarın kargom var, Demet Hanımcım alırsın değil mi?”
Bu sefer cevap vermedim ve almadım.
Ertesi gün kapıda karşılaştık.
“Niye almadın? Ya kargom çalınsaydı?”
Hep evdesiniz ne olacak ki! demesi son aşama oldu.
İlk kez susturmadım kendimi:
“Çünkü ben komşunum…
kuryen değilim.” dedim
Sessizlik.
O an jeton düştü:
Ben komşu değildim.
Ben alışkanlıktım.
Ve alışkanlıklar…
karşılık görmez.
Beklenti doğurur.
Sınır koymadan yaptığın her iyilik,
karşındakinin zihninde hakka dönüşür.
Sen verdikçe…
o istemeye başlar.
Sen sustukça…
o hükmetmeye başlar.
Ve bir gün “hayır” dediğinde…
en kötü sen olursun.
iyi insanlar kullanılır, sonra da kaybedilir.
Ve acı gerçek şu:
Sen aslında ona değil,
kendi çekirdek inancına hizmet ediyorsun.
“Değer görmek için vermeliyim.”
“Sevilmek için faydalı olmalıyım.”
“Sevilmek için hizmet etmeliyim.”
Bu inanç çalıştıkça…
sen değil, hep başkaları kazanır.
Bu yüzden o gün
bir komşuyu kaybetmedim.
Kendimi geri aldım.
Seni “iyi” diye sevenler,
aslında senin sınır koymamanı seviyormuş.
@CanAnl Birinci evimde ikinci döngümü yaşadım. Sınırlarımı belirleme, hayır diyebilme konularını çalıştırdı fomalhaut kavuşumu belki bir ödül verir mi diye bekledim ama olmadı.
az önce instagramda gezerken bali’den bir story gördüm. masmavi deniz altında da not : sabah siparişleri kapattım şimdi biraz deniz.
storyi atan bizim mahalledeki terzi mustafayı herkes bilir. 12 metrekarelik dükkanda 15 senedir pantolon tamir eder, paça kısaltır, bel daraltır. müşteri profili belli. mahalleli gelir, pantolonunu bırakır, çayını içer, gider. mustafa da radyosunu açar, dikişini diker, akşam 7de kepengi indirir.
geçen ay dükkana uğradım. bi pantolonumun fermuarı bozulmuştu. mustafa çay demliyor. abi dedim fermuarı halleder misin. tabi dedi. otur çayını iç 10 dakikaya hazır.
çayımı içerken gördüm ki tezgahın yanında bir laptop açık duruyor. ekranda bir şeyler dönüyor. abi dedim sen ne zaman laptop aldın. 3 ay oldu dedi. ne yapıyorsun onunla dedim. claude ile uygulama yapıyorum dedi.
çay boğazımda kaldı. şaşırdım.
ne uygulaması dedim. pantolon ölçü uygulaması dedi. insanlar telefondan bacak, bel, boy ölçüsünü giriyor, istedikleri modeli tarif ediyor sonra bende onlara görsel tasarlayıp onlara istedikleri gibi ayarlayıp kargoluyorum dedi.
abi sen kod mu yazıyorsun dedim. yok dedi. vibecoding denen bir şey var. sen ne istediğini yazıyorsun, o da yapıyor dedi. benim amcaoğlu gösterdi bana bunu dedi. bi girdim çıkamadım içinden dedi.
2 ay sonra mustafa instagramda karşıma çıktı. dükkandan değil baliden story atıyor.
aradım hemen.mustafa abi sen balide ne yapıyorsun dedim. abi dedi ben uygulamayı yayınladım. başta sadece mahalle için düşünüyordum. sonra claude ile ingilizce versiyonunu da yaptım. işler çok hızlı ilerledi. bi baktım avustralyadan sipariş geliyor. almanyadan geliyor. fransadan geliyor. adamlar ölçülerini giriyor, en ince ayrıntısına kadar istedikleri modeli yazıyor ben yaptırıp gönderiyorum dedi.
peki dikişi kim yapıyor dedim. kardeşime devrettim dükkanı dedi. ben artık sadece uygulamayı yönetiyorum. siparişleri koordine ediyorum. sabah 2 saat çalışıyorum öğleden sonra plajdayım dedi.
abi dedim sen 15 yıldır o dükkanda paça kısaltıyordun. 3 ayda baliye gittin. oturmuş plajda işleri yönetiyorsun. bu nasıl oldu?
dedi ki abi ben 15 yıldır müşteriyle birebir konuştum. ne istediğini biliyorum. hangi kumaş nasıl oturur biliyorum. vibecoding benim bu bilgimi ürüne çevirdi. ben kod yazmadım. ben insanların nasıl bir şey istediğini biliyorum. claude ile güçlerimizi birleştirdik dedi.
şimdi mustafa balide uzaktan çalışıyor. dükkan kardeşinde. uygulama 14 ülkeye özel dikim pantolon satıyor. müşteri yorumlarında 4.7 yıldız. bir tanesi yazmış ki this Turkish man makes perfect trousers from 10,000 km away..
ve bu adam 3 ay önce fermuarımı 50 liraya tamir ediyordu.
vibecoding denen şey işte tam olarak bu. kod yazmak değil. ne istediğini bilmek. mustafa ne istediğini biliyordu. 15 yılın bilgisi vardı kafasında. ai o bilgiyi ürüne dönüştürdü.
şimdi mahallede herkes diyor ki mustafa nasıl gitti baliye oradan nasıl çalışıyor nasıl yapıyor bu işi. cevap basit. adam vibecodingle tanıştı, 15 yılık tecrübesini dijitale taşıdı ve dünyaya açıldı.
ben hala şu an fermuarı bozuk pantolonla geziyorum. mustafa balide hindistan cevizi suyu içiyor. hayat adaletsiz falan değil. mustafa sadece doğru zamanda doğru şeyi yaptı.
İlker Çatak’ın yönettiği; başrollerinde Özgü Namal, Tansu Biçer, Leyla Smyrna Cabas ve İpek Bilgin’in yer aldığı 2026 yapımı Türkiye-Almanya-Fransa ortak prodüksiyonu “Sarı Zarflar”, 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı ödülüne layık görüldü.