İkinci Bahar 'ın tamamını izledim. Bir daha eşi benzeri gelmeyecek, etiyle kemiğiyle organik bir Samatya masalı çekip , muazzam bir miras bırakmışlar. Cast, senaryo, mahalle dokusu, sıcacık evreni... Her şey muazzam. Bize böyle diziler çekin. Kendimizi anlatan... Baskalarinin hikayelerini anlatmayın abi. Ortada bir de Şener Şen gerçeği var.
Şimdiki cicili bicili, içi boş jönlerin alayını toplasan Ali Haydar’ın tezgahta önlük bağlayışı etmez. Oyunculuk falan değil bu, bambaşka bir mertebe. Dünya çapında bir aktör Şener Şen ama biz bize kalmışız işte. Keşke bütün dünya şu adamın karşısında ceketini ilikleseydi...
Önce alıntıya yapılan yorumu okudum ve evin erkeklerinden bahsediliyor sandım. Şeyi nasıl yediriyorsunuz kendinize mesela evin yaşlı kadınları dahil hummalı şekilde çalışırken erkeklerin hiçbir şeye elini sürmeden çay içip hizmet beklemesini. Hiç mi ayıp kavramı yok 🙃
Balkan dansları, şarkıları, düğünleri, akrabaların birbirine bağlılıkları olay. Gerçekten bazen aşırı keyifli. Ama şu erkek çocuklarına olan düşkünlükleri beni sinir krizine sokuyor. Bilmeyenler için örnek; Mesela kocamın adı Hasan, bana diyorlar ki Hasanisa. Kadının adı yok +
Bunu düşünürken gerçekten adını bilmediğim kadınlar(yengeler) olduğunu fark ettim. Bu arada Arnavut olan benim, eşim değil. Bazen iyi ki erkek kardeşim yok diyorum Djjdhdhdhd
Yeniden hoş geldin Yaren
Günlerdir Adem Amca ile birlikte “Acaba görür müyüz?” diye güneye uzun uzun bakarken meğer o da bize çatıdan bakıyormuş; biz tanıyamamışız. İlk iki gün çatıda ve bahçede uzak ve çekingen durunca geleni eşi sandık. Hava şartları nedeniyle göle de açılamamıştık. Dün Adem Amca’nın kapısının önünde beklemeye başlayınca içimize bir şüphe düştü. Bu sabah buz gibi havaya rağmen şansımızı yeniden denedik…
Ve anladık ki gelen Yaren’miş! 🤍
Merak edenlere, soranlara, bir kuşla baharı bekleyenlere müjdeler olsun.
Buluşma 15. yılda da gerçekleşti.
Ne terbiyesiz insanlarsınız be… 3 yıldır toz, toprak, çamur içinde, elektrik kesintileriyle, temel hijyen gereksinimlerinden yoksun yaşıyor yüzbinlerce insan. Depremzede rehaveti diye yazmaya utanır insan!
Sera Kadıgil: 3 yaşında bir çocuk tecavüze uğradı diye annesi dava açmış. Kaç sene geçmiş biliyor musunuz? 3 sene. Soruyorum bu şerefsiz tek bir gün gözaltına alınmış mı? Hani seçilmiş bütün belediye başkanları hapiste ya, ağzını açanı hapse atıyorlar ya!
Bakan Tunç'a soruyorum belediye başkanlarını tutuklamaktan vakit bulup tecavüzcülerle ilgilenmeye zamanın olacak mı?
Hiç küs kalmam.
Ama olgunluktan ve aşktan değil, yılların getirdiği fizibilite alışkanlığından.
Ayrılmayacaksak sinir harbi ile zaman kaybetmeyi verimsiz buluyorum.
İlişkinin en büyük özkaynakları zaman ve iç enerji, boşa harcamak anlamsız.
Yirmi yaşlarında kızlar görüyorum, hepsi evladım gibi geliyor, oysa henüz 34 yaşına yeni girdim. Bazısına sarılıp “bak söz ver hayatına sahip çıkacaksın” diye ağlamak istiyorum, bazısı sanki kızım büyümüş de karşımda gibi burnumun direğini sızlatıyor. Yirmilerin başında bir kız olmak, bu topluma ve dayatmalarına rağmen otantik bir varoluş kaygısı taşımak, tüm sistemin ayrı aparatlarla inşa ettiği bir özne olmak buna rağmen kendi yolunu aramak…. Çok zor. Yanınızdayım.
Her gün 30 dakika yürümeye karar
verdim. Eğer bir gün kaçırırsam, ertesi güne 30 dakika ekliyorum.
Bu karar hayatımı tamamen değiştirdi.
Yarın 3 ay yürümem gerekiyor
Tam tersi, eşim sakallarını kesmez diye o kadar korkuyorum ki, geçen gün rüyamda Taliban yönetimi ele geçiriyordu ve kapıya silahlarla gelip Hasan’ ı sakal bırakmaya zorluyorlardı jdjfjdjsjs🧔🏻♂️💣
Erkeklerin sakalına gereksiz anlam yükleyen kadınlar:
“Erkeklerin sakal kesmesi gibi dürtüleri olmamalı, bana ‘okey’ gelmiyor.
Her erkek bir gün bunu denemeli; ama olmuyorsa bir hafta evden çıkmamalı ve bunu “çözümlemeli”.
Sevgilim ‘Sakalımı kesmek istiyorum.’ dediğinde, tırnaklarımı yemeye başlıyorum.”