Ahmed b. Hanbel’in sürekli dua ettiği bir sarhoş vardı. Sebebi sorulunca şöyle anlattı:
“Zindana götürülürken bir sarhoş ayağımdan tutup, ‘Ey İmam! İçki uğruna 18 bin kırbaç yedim, yine de davamdan dönmedim. Sen de kırbaç yediğinde hak bildiğin davadan vazgeçme.’ dedi.
Nice âlimlerin nasihatiyle dönmediğim davamdan, bu sarhoşun sözüyle ders aldım.”
[Sıfâtü’s-Safve, 2/351]
Şundan emin ol ki Allah'tan uzak olan kalp;
Tatil yapmakla ferahlayamaz, seyahet etmekle sevinemez, para kazanmakla zengin olamaz, görev almakla tatmin olamaz ve yaşamaktan zevk alamaz.
(Ağrı Dağı)
Aldatan kişinin cinsiyeti ne olursa olsun, medeni hâli ne olursa olsun; şerefsizdir.
Çünkü ihanetin bahanesi, mazereti ve cinsiyeti olmaz.
Güvenini kırdığı insanın kalbinde açtığı yaradan daha ağır bir şey yoktur.
Sadakat, insanın sözünde değil; kimse görmezken gösterdiği ahlâkındadır.
Kurşun geçirmeyen çanta üretmek elbette önemlidir;
ama asıl mesele, Müslüman kardeşine kurşun sıkmayacak bir nesil yetiştirmektir.
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
«الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ»
“Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden selâmette olduğu kimsedir.”
— Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64
Ankara'da okul saldırılarına karşı öğrenciler için kurşun geçirmez çanta geliştirildi.
"Çanta, .357 Magnum, 5.56, 9 mm ve .44 Magnum mermilerine karşı koruyucu."
Resûlullah’ın ﷺ dizinin dibinde oturup ağlayasım var…
Başımı huzuruna eğip, yıllardır içimde biriktirdiğim bütün hasreti gözyaşlarımla anlatmak istiyesim var...
Bir kez “Ümmetim…” deyişini duysam, belki de ömrümün bütün yorgunluğu diner.
Ey Nebî ﷺ, sana kavuşmadan bu hasretin dinmeyecek…
Salâtu selam senin ve ehli beytinin üzerine olsun.
الْقَلْبُ يَمْرَضُ كَمَا يَمْرَضُ الْبَدَنُ، وَشِفَاؤُهُ فِي التَّوْبَةِ وَالْحِمْيَةِ. وَيَصْدَأُ كَمَا تَصْدَأُ الْمِرْآةُ، وَجِلَاؤُهُ بِالذِّكْرِ. وَيَتَعَرَّى كَمَا يَتَعَرَّى الْجِسْمُ، وَزِينَتُهُ التَّقْوَى. وَيَجُوعُ وَيَظْمَأُ كَمَا يَجُوعُ الْبَدَنُ، وَطَعَامُهُ وَشَرَابُهُ الْمَعْرِفَةُ وَالْمَحَبَّةُ وَالتَّوَكُّلُ وَالْإِنَابَةُ.
Kalp de beden gibi hastalanır; şifası tövbe ve perhizdedir. Beden gibi paslanır; cilâsı zikirdedir. Beden gibi çıplak kalır; süsü takvâdadır. Beden gibi acıkır ve susar; yiyecek ve içeceği marifet, muhabbet, tevekkül, yöneliş ve hizmettedir.
İbn Kayyim el-Cevziyye
Ağzımız yanmasın diye çay bardağında bile dudak payı bırakıyoruz da…
Ahiretimizi yakacak insanlara ve davranışlara, hayatımızda ne kadar da geniş bir pay bırakıyoruz.
Ne acı ki; dünyada yanmaktan bu kadar sakınırken,
ahirette yanmamıza sebep olacak şeyleri hayatımızdan çıkarmaya gelince aynı hassasiyeti gösteremiyoruz.
“Hiçbir kimse dünyada ihmal ettiği çoluk çocuğunun cehaletinden daha büyük bir günah ile Allah’ın huzuruna varamaz.”
Kaynak:İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn
Bazılarının “alnım açık, başım dik” diyerek gezmelerinin sebebi haklı ve onurlu olmaları değil, arsız ve yüzsüz olmalarıdır.
Çünkü insanın yüzünü kızartacak şeyleri yapan,
sonra da utanmadan başını dik tutan çoktur.
Oysa başı dik olmak, her şeyi yapıp utanmamak değil;
yanlış yaptığında nefsine rağmen eğilip özür dileyebilmektir.
Alın açıklığı sözle değil, vicdanla;
baş dikliği gösterişle değil, ahlâkla olur.
#haya
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
“Kardeşinin başına gelen bir musibete sevinip gülme. Sonra Allah ona merhamet eder ve seni de aynı şeyle imtihan eder.”
(Tirmizî, Kıyâmet, 54)
Sonradan pişman olmak istemiyorsan, baştan pişman olacağın şeylere yol vermemelisin.
Çünkü Allah Teâlâ bazı günahlar için “yapmayın” demekle yetinmiyor; “yaklaşmayın” buyuruyor.
“Mahcup olmasın diye hatalarını yüzüne vurmadığımız herkes, kendini kusursuz sanıyor.”
Hâlbuki biz sadece ayna olmaya çalışıyoruz; bize bakan, aslında kendisini görüyor zaten.
Bizim gösterdiğimiz kusur değil, onun kendi yansıması…
Hayatımız, “Nasılsın?” sahtekârlığıyla
“İyiyim.” yalanı arasında geçiyor.
Birbirimize hâlimizi değil,
duymak istediğimiz cevabı soruyoruz.
Hâlbuki İmam Şâfiî’ye nispet edilen bir sözde şöyle denilir:
“Bir insanın derdiyle dertlenmeyeceksen, ona ‘Nasılsın?’ sorusunu sormak münafıklık alametidir.
Çünkü bazen “Nasılsın?” demek,
bir soru değil, bir sorumluluktur.
Karşındakinin derdini dinlemeye,
hâline ortak olmaya ve yükünü paylaşmaya niyetin yoksa,
sadece alışkanlıktan “Nasılsın?” deme.
Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de:
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
“Şüphesiz müminler ancak kardeştir.” buyuruyor.
Ama Müslüman olduğu hâlde ve aynı anne babadan olduğu hâlde kardeşler birbirine düşman oluyor.
Sebebi ne peki?
Dünya menfaati, makam, mal, çıkar ve nefsin bitmeyen arzuları…
Demek ki hakiki iman olmadan, öz kardeş bile kalleş olabiliyor.
Vesselâm.
İnsan bu hayatta bazen Hira’ya ihtiyaç duyar,
bazen de Sevr’deki yoldaşın sadakatine.
Bazen herkesten uzaklaşıp Rabbine yaklaşmak,
bazen de karanlığın ortasında yanında duracak bir dosta ihtiyaç vardır.
Hira, insanın kendini bulduğu yalnızlığı;
Sevr ise insanın yalnız olmadığını hissettiği sadakati hatırlatır.
Çünkü insan, bazen susup Allah’la baş başa kalmaya,
bazen de “korkma, Allah bizimle” diyebilecek bir yoldaşa muhtaçtır.
#Dost
Yağdır yâ Rabbi, şu çoraklaşmış gönlüme rahmet yağmurunu…
Öyle bir yağdır ki; kurumuş yanlarım yeşersin, susmuş duygularım dirilsin.
Şemsiye açarsam namert olayım…
Bırak ıslatsın rahmetin beni,
bırak her damlan gönlümdeki günahın izlerini silsin.
Ben yağmurunu bekleyen toprağım yâ Rabbi;
Sen rahmetinden mahrum bırakma.
Yağdır…
Çünkü Senden gelecek rahmetten kaçacak değil,
ona muhtaç olacak kadar yorgunum.
Bir amelin içinde zerre kadar “İnsanlar ne der?” korkusu veya “Beni görsünler.” arzusu varsa, o amel Allah’a değil, insanlara sunulmuş bir kurbandır.
İmam Gazâlî
Ey hüzne kapılan...
Dünya, üzülmeye değecek kadar önemli değil.
Bugün seni üzen nice şey, yarın hatırında bile kalmayacak.
Ahiret için üzülen kazanır,
dünya için üzülen ise çoğu zaman kaybeder.
Öyleyse kalbini fânî olana değil,
bâkî olana bağla.
Çünkü asıl kayıp, dünyayı kaybetmek değil;
ahireti kaybetmektir.