Analiz gücünüzü artıracak, bakış açınızı genişletecek niteliklere sahip; interdisipliner anlayışla yazılmış;
lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde mutlaka okunması gereken 7 kitap 👇 [Liste 6]
1- Ulusların Düşüşü
-- Daron Acemoğlu
-- James A. Robinson
➖️
Hiç böyle bir dostunuz oldu mu?
Çok konuşmazdı.
Daima düşünceliydi.
Kimseyle çekişmezdi.
Kötü söz söylemezdi.
Her zaman ağırbaşlıydı.
Boş şeylerle uğraşmazdı.
Dünya işleri için kızmazdı.
Lüzumsuz yere konuşmazdı.
Umanı umutsuzluğa düşürmezdi.
Kimsenin kusurunu araştırmazdı.
Vakar ve sükûnetle rahatça yürürdü.
Affediciliği tabii idi; intikam almazdı.
Gerçeğe aykırı övgüyü kabul etmezdi.
Susması, konuşmasından uzun sürerdi.
Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Sıkıntılı hâllerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.
Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı.
Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmezdi.
Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.
Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü.
Konuştuğunda ne fazla ne de eksik söz kullanırdı.
Bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.
Sıradan değildi; ama sıradan insanlar gibi yaşardı.
Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.
Kimse hakkında hayırlı olmayan söz söylemezdi.
Her zaman hüzünlü ve mütebessim bir hâl ile dururdu.
Âdeti üzere, sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı.
Kelimeleri, parlayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.
Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilmezdi.
Yanında en son konuşanı, ilk konuşan gibi dikkatle dinlerdi.
Düşmanlarını affetmekle kalmaz, onlara değer verirdi.
Hiç kimseyi ne yüzüne karşı ne de arkasından kınar ve ayıplardı.
Yürürken ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmazdı.
Adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilirdi.
Dostlarına şöyle derdi: “Dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi ol.”
Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi:
“İlahi, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan,
haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım.”
O, Hz. Muhammed (sav)’di...
O, âlemlerin sultanı, kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı aziz insandı.
Ne mutlu onun ümmeti olabilenlere,
ne mutlu öteki âlemde onun sancağı (Liva-ül Hamd) altında toplanabilenlere…
Ali Şeriati’nin Kölelere Mektubu
Kardeşim!
Sen efendini tanıyordun. Sana vurulan kırbacın acısını hissediyordun. Köle olduğunu biliyordun. Seni kimin köleleştirdiğini biliyordun.
Ama biz bugün senin kadar şanslı değiliz.
Biz de köleyiz. Fakat kimin kölesi olduğumuzu bilmiyoruz. Köleleştirildiğimizden bile habersiz yaşıyoruz.
Malımızın ve emeğimizin nasıl yağmalandığını anlamıyoruz. Bizi yöneten sistemleri özgürlük sanıyoruz.
Bugün dünya büyük bir kölelik düzeni haline gelmiştir. İnsanlar üretir ama başkaları kazanır. İnsanlar çalışır ama başkaları yaşar.
Senin zamanında efendi açıktı, köle açıktı.
Bugün ise kölelik daha gizlidir. Daha süslü, daha modern, daha aldatıcıdır.
Sen kırbaç altında çalışıyordun.
Biz ise özgür olduğumuzu sanarak çalışıyoruz.
Sen zincirlerini görüyordun.
Biz zincirlerimizi bile görmüyoruz.
İşte kardeşim, beş bin yıl sonra dünyanın durumu budur.
Tamamını okumak için👇
https://t.co/9OFDKQgwqM
Depresyonda değilsin.
Hasta değilsin.
Fakat göğsünün ortasında ismini koyamadığın bir "EKSİKLİK" var.
Çoğu insan bu hissi "Mutsuzluk" sanıp psikologlarda, ilaçlarda arıyor.
Oysa bu hissin adı "BEDEL ÖDEMEKTİR."
Büyümenin, olgunlaşmanın, gerçeği görmenin bedeli; o eski "hafifliği" ve "çocuksu neşeyi" kaybetmektir.
Her şey tam görünse de, bir şeyler yarım.
Araban var, evin var, işin var ama o eski "tadın" yok.
Neden biliyor musun?
Çünkü hayat dediğimiz mekanizma, sen fark etmeden sinsice geldi ve senden bir şeyler çaldı.
Büyümek; sadece yaş almak değildir.
Büyümek; hayallerinin bir kısmını, o saf inancını ve o sınırsız neşeni kurban etmektir.
Hayat seni sessiz sedasız büyüttü ama karşılığında senden "Hafifliğini" aldı.
Omuzlarına gerçeğin yükü bindi.
Ne aldığını tam bilmiyorsun ama gittiğini biliyorsun.
Ona "Çocukluk" de, "Masumiyet" de, "Cehalet Mutluluğu" de.
Ne yaparsan yap, o şey geri gelmeyecek.
O parçayı arayarak vaktini harcama.
Giden gitti.
Bunun daha ilerisi varoluşsal sancıdır. Sakın buna düşme.
Önemli olan eksilmek değil.
Önemli olan, o eksik parçaya rağmen, o boşluğa rağmen YÜRÜMEYE DEVAM EDEBİLMEKTİR.
Yara izlerinle gurur duy.
Onlar senin eksikliğin değil, hayatta kaldığının kanıtıdır.
Eksiksin ama Güçlüsün.
Yarım değilsin, sadece AĞIRSIN.
Halk arasında "Kahpe Felek" denilen şey, kör bir talih veya zalim bir kumarbaz değildir.
Felek; senin içindeki o ham demiri, çeliğe dönüştürmekle görevli KOZMİK BİR MEKANİZMADIR.
Sistem sana oyun oynar, çelme takar, en zayıf anında saldırır. Neden? Seni ezmek için değil.
Seni UYANDIRMAK için. Senin reflekslerini, zekanı ve ruhsal kaslarını parçalayarak büyütmek (hipertrofi) için.
Konforlu bir koltukta "Usta" olunmaz. Deniz sakinse, herkes kaptandır. Ama Üstatlar, gemiyi o korkunç fırtınanın ortasında terk etmeyenlerden çıkar.
Hayatta başına gelen olayların %99'unu kontrol edemezsin. (Ekonomik kriz, ihanet, ölüm, doğal afet).
Tanrı rolü oynamayı bırak. Her şeyi kontrol etmeyi, her şeyi yetmeye çalışmayı bırak.
Kontrol edebileceğin TEK BİR KALE vardır: TEPKİN.
Senin gücün sana ne yapıldığında değil, senin ona nasıl cevap verdiğinde saklıdır.
Metanet (Stoacılık); acı hissetmemek veya robot olmak değildir. Metanet; ciğerin yanarken duruşunu bozmamak, kaosun ortasında paniğe kapılmadan hamle yapabilmektir.
Fırtınada kaskatı duran meşe ağacı kırılır. Ama fırtınayla dans eden, esneyen ama kökü sağlam duran BAMBU hayatta kalır.
Olaylar seni incitemez, seni inciten şey olaylara yüklediğin "Bakış açındır".
Şu yanılgıdan çık: "Hayat geçilmesi gereken bir sınavdır."
Hayır. Sınavda kalırsan biter.
Hayat ise "Öğrenilmesi Gereken Bir Derstir."
Dünya bir okuldur ve sen o dersi verene kadar zil çalmaz.
Eğer hayatına sürekli "Aynı tip ucube insanlar" giriyorsa...
Eğer sürekli "Aynı yerden" para kaybediyorsan...
Eğer sürekli "Aynı hataları" yapıp kendini zor duruma düşürüyorsan.
Bu, Felek sana gıcık olduğu için değil; SİSTEMİN SANA AYNI SORUYU SORMASIDIR.
Sen "Hayır" demeyi, sınır çizmeyi veya iradeli olmayı öğrenmediğin sürece, hayat öğretmeni o konuyu tekrar tekrar önüne koyar.
Kişiler değişir, dekor değişir ama senaryo aynı kalır. Döngüyü kırmanın tek yolu, dersi almaktır.
Nietzsche'nin en büyük formülü budur: Amor Fati.
Başına gelen felaketi sadece "Kabul etme" (Boyun eğme). Onu SEV. Onu KUCAKLA.
Sanki "Bunu ben istedim, bu benim gelişimim için gerekliydi" diyerek o ateşin içine yürü.
Bunu gerçekten başardığın gün büyüdüğün ve durdurulamaz bir şekilde ileriye gittiğin gün olacak.
Şikayet etmek, zayıfların ilahisidir.
Şikayet etmek, şeytana edilen dualardır.
Güçlü ruh; başına gelen felakete bakar ve şöyle der: "Güzel. Bu zorluk beni daha keskin yapacak."
"Bu acı benim yakıtım olacak."
"Neden ben?" diye sorma. "Sıradaki gelsin" de.
Pozitif direniş budur.
ARENAYA HOŞ GELDİN
Bu yazıyı okuyorsan, tribünde çekirdek çitleyen bir seyirci değil, arenada kan ve ter içindeki bir GLADYATÖRSÜN.
Felek senin antrenöründür.
Vurduğu her darbe, seni final maçına hazırlar.
Dersi öğrenirsen sınıfı geçersin, oyun kolaylaşır.
Dersi reddedersen, hayat sopayla öğretir.
Metanetini kuşan. Feleğin çarkı dönerken başın dönmesin, gözün hedeften ayrılmasın.
Oyunun kuralı basit: Düşmek zorunludur, ama yerden kalkmak bir TERCİHTİR.
Senin tercihin ne?
"Hayatın matemini tutmaktansa ona gülmek insana daha yakışır."
- Seneca
13.8 milyar yıl önce büyük patlamayla oluşan Evrendeki
2 Trilyon galaksiden sadece biri olan Samanyolu’ndaki
Yüz milyarlarca gezegeninden 4.5 milyar önce oluşan Dünya adlı gezegeninde çok kısa bir zaman aralığında var oluyoruz.
90 yıl yaşasak Dünyanın toplam ömrünün 50 milyonda biri. Toplamda yaşayan 117 milyar insandan biriyiz..
Bence Aşk acısı ,varoluşsal sancı, siyasi hırs, ergenlik krizi vs hepsine iyi gelen bir bilgi bu ..
DÜŞÜNMEYE DAVET
. Ahlâktan soyutlanmış inanç, ritüeldir (merasimdir).
. Hukuktan soyutlanmış idare, zorbalıktır.
. Liyakatten soyutlanmış görev, niteliksizlik kaynağıdır.
. Kamu yararı anlayışından soyutlanmış yönetim, çıkar ve yolsuzluk kaynağıdır.
. Bilimsellikten soyutlanmış eğitim, cehalet ve bağnazlık kaynağıdır.
. Akıl ve dünya gerçeklerinden soyutlanmış ekonomi yönetimi, aldatma ve yoksulluk kaynağıdır.
. Yoksullukla mücadele programı içermeyen bir ekonomi yönetimi, insan hakları ihlalidir.
. Yurttaş değil, tebaa (tabî ve güdülebilir) arayan bir siyaset anlayışı, demokrasinin değil, tiranlığın kaynağıdır.
. Kendisini niteliksizlerin ve bağnazların (ideolojisi ve inancı ne olursa olsun) yönetmesine izin veren bir topluluk, niteliğin ve özgürlüğün ne olduğunu öğrenenez.
. Üretimi değil, edinimi ve tüketimi teşvik eden bir kültür, soygun ve asalaklığın kaynağıdır.
. Kendi yaptığı yasaları çiğneyen bir toplum, hukuk devleti oluşturamaz.
. Seçimler ve sonuçlarıyla oynanmasına izin veren bir toplum, demokratik olamaz.
. Kendisi için istediğini herkes için istemeyen insanlar topluluğu, barışını sağlayamaz.
İnsanlık tarihi, en büyük depresyonunu yaşıyor. Herkesi, bir şekilde bağımlı yapamaya çalışan, düşünmemek için insan yetiştiren, emeği sevgiyi sabırlı olmayı küçümseyen, bir sistemin esiriyiz. Savaşlar artık iç dünyamızda... Hayatın en büyük direnişindeyim, insan kalma direnişi.
GÜNEY AFRİKA’DA BİR ÜNİVERSİTENİN GİRİŞ KAPISINDA AŞAĞIDAKİ MESAJ YAZAR:
Herhangi bir ulusun yok edilmesi atom bombası veya uzun menzilli füzelerin kullanılmasını gerektirmez.
Sadece eğitim kalitesini düşürmek ve sınavlarda kopya çekilmesine izin vermek yeterlidir.
Hastalar bu tür doktorların ellerinde ölür.
Binalar bu tür mühendislerin ellerinde ç��ker.
Para, bu tür ekonomistlerin muhasebecilerin elinde kaybolur. Ve
İnsanlık, bu tür din görevlilerinin elinde ölür.
Adalet, bu tür yargıçların elinde kaybolur.
"EĞİTİMİN ÇÖKÜŞÜ MİLLETİN ÇÖKÜŞÜDÜR."
O imrenilen lüks içindeki yaşamların;
hayran olunan bol estetikli bol kaslı bedenlerin, güzel yüzlerin;
ulaşılmak istenilen makam ve mevkilerin;
aşk doluymuşçasına uluorta sergilenen fake ilişkilerin;
apoletlerin, ünvanların
nasıl bir çamur deryası olduğunun görülmesi toplumsal bir iyileşme, saflaşma, kendi değerini fark etme halini tetikler umarım.
Basit ve filtresiz yaşamlar “mutluluğun tek sığınağı”.
Son yıllarda toplumca yaşadığımız görüş ve menzil kaybını telafi etmek gençlere karşı sorumluluğumuz.
Zayıf bir adam kadını ilk sıraya koyar.
Ortalama bir adam kendisini ilk sıraya koyar.
Ama güçlü bir adam Tanrı’yı, hedefini ve emeğiyle kazandığı yolu ilk sıraya koyar.
Arada çok ama çok büyük bir fark var.
Çünkü güçlü adam bilir ki:
Önce değerler inşa edilir, sonra hayat şekillenir.
Önce amaç olur, sonra ilişkiler anlam kazanır.
Önce disiplin kurulur, sonra bolluk gelir.
Her şeyi merkeze alan adam savrulur.
Merkezi olan adam ise çekim merkezi olur.
psikolojik olarak sağlıklı kişiler kendilerine her anlamda Özen gösterirler. Kendilerine fayda sağlamayan şeylerle zihinlerini meşgul etmezler. Başkalarının hayatlarını izleyip kendilerini onlarla kıyaslamazlar
Çekilen sıkıntılar, yürünen zorlu yollar insanı başlı başına bilge yapmaz. Ders çıkarılmamış, üzerinde tefekkür edilmemiş her acı boş yere çekilen bir ızdıraptır.
İnsanı; yaşadıkları ve kat ettiği yollar değiştirmiyorsa, daha iyi bir yere vardırmıyor, kulluğunu ve insanlığını iyileştirmiyorsa, zamanın dönen çarkı ona bir şey katmadıysa yolculuğun ne anlamı var. Hakikat, bir ömürde ne yaşandığı değil de ne öğrenildiğidir.
"Utanç" demişti Bergman, "Dünyayı bir tek utanan insanlar kurtarabilir. Çünkü utanmak "kibir" denilen en büyük günahın panzehiridir. Yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın önündeki en büyük engeldir."
Ingmar Bergman "Shame" (Utanç)
Meşguliyet şifadır. Sorunların kendiliğinden düzelmesini ve hayatınızı yoluna koymayı istiyorsanız, sürekli meşgul olun. Doğa yürüyüşü, spor, iş, örgü, hobiler, etkinlikler... Zihniniz bunlarla meşgul olsun.
İnsan boşta kaldıkça kendini yiyip tüketen bir varlıktır. Boş zihin, geçmişin yükünü ve geleceğin endişesini büyütür. Oysa meşgul bir zihin bugüne odaklanır, üretir, öğrenir, iyileşir. Kendinizi bir uğraşa verdiğinizde kalbiniz de huzur bulur. Her gün küçük de olsa bir işle ilgilenin; çünkü hareket bereket getirir.
Meşguliyet, insanın iç dünyasında sessiz bir terapi gibidir; fark ettirmeden onarır, güçlendirir ve yeniden umut aşılar.
Hayırla, iyilikle, sevgiyle, merhametle, ibadetle beslenmeyen bir kalp kararır
İlimle, kitapla, edebiyatla, sanatla beslenmeyen bir ruh çoraklaşır
Gayretle, meşguliyetle, hareketle,
iradeyle beslenmeyen bir beden çürür
Zamanın fırtınalı, dünyanın acı dolu, sözün de faydasız olduğunu gördüğünde ruh sağlığını korumak, kalbini iyileştirmek ve faydalı bir şeyler yapmak için, iç dünyana dön, yeni bir hayale tutun ve anlamlı bir meşguliyete yönel. Aksi halde o karanlık seni de sessizce yutar.