🔴SAYIN MEHMET ŞİMŞEK BAKANIMIZA
5 SORU: BU FATURAYI NEDEN HEP MİLLET ÖDÜYOR?
Siyaset halk için yapılır, rakamları güzelleştirmek için değil!
Ben siyasetçiysem ve bu halkı temsil etmeye çalışıyorsam, milletin yaşadığı sıkıntıyı yüksek sesle dile getirmek benim görevimdir.
Sayın Mehmet Şimşek’e açıkça soruyorum:
1. Enflasyonla mücadele edeceğiz diye vatandaşın alım gücünü eritmek çözüm müdür?
2. Yüksek faiz altında esnafın, çiftçinin, sanayicinin ve yatırımcının finansmana ulaşmasını zorlaştırarak üretim ve istihdam nasıl artırılacak?
3. Vergi ve harç yükünü sürekli artırıp bütçenin faturasını dar gelirlinin, esnafın ve vatandaşın sırtına yüklemek adalet midir?
4. Emeklinin maaşı kiraya ve mutfağa yetmezken, asgari ücretlinin parası ay sonunu görmezken hangi ekonomik başarıdan söz edeceğiz?
5. Vatandaş kredi kartıyla ve borçla hayatını çevirmeye çalışırken, esnaf siftahsız kepenk kapatırken bu programın sosyal maliyetini kim hesaplıyor?
Ekonomi yalnızca faiz, vergi, bütçe açığı ve istatistik değildir.
Ekonomi insandır! Ekonomi mutfaktır, pazardır, kiradır, ekmektir, üretimdir, istihdamdır.
Bir ekonomik programın başarısı vatandaşın sofrasına yansımıyorsa, o programın rakamlar üzerinde başarılı görünmesinin millet açısından ne anlamı vardır?
Bir kez daha gür bir sesle uyarıyorum:
Milletin sabrını ekonomik programın sınırsız kaynağı zannetmeyin.
Sayın Mehmet Şimşek’in politikalarının oluşturduğu bu ağır ekonomik ve sosyal tablo böyle devam ederse,
bu sefalet yarın çok daha büyük felaketlere yol açacaktır.
Sonra kimse, “bizi uyarmadılar” demesin.
Bugünden açıkça söylüyorum: Bu yol, yol değil!
Benden söylemesi!
Üst üste yaşadığımız olaylar artık tek tek kişilerin ahlaksızlığıyla açıklanamayacak kadar ciddi bir toplumsal ve kurumsal bunalımın içinde olduğumuzu gösteriyor.
Bir hakim, görevinin sağladığı gücü kullanarak bir kadını taciz etmekle suçlanıyorsa mesele yalnızca o olay değildir.
O hakimin daha önce baktığı davalara da dönüp bakılması gerekmez mi?
Yüzlerce dosyada kimler lehine, kimler aleyhine karar verdi? Davanın taraflarıyla görev dışı ilişkiler kurdu mu? Verdiği kararlar arasında yeniden incelenmesi gerekenler var mı?
Bunları araştırmadan yalnızca ortaya çıkan olayı cezalandırıp dosyayı kapatırsak çürümeyi ortadan kaldırmış olmayız; üzerini örtmüş oluruz.
Üstelik konuşma cesareti gösteren kadının bundan sonra karşılaşabilecekleri de devletin sorumluluğundadır. Bir insan güçlü bir çevreye karşı şikayetçi olabiliyorsa, o cesaretin bedelini daha sonra ödemeyeceğinden emin olmalıdır.
Bir eczanede suç teşkil eden görüntüler ya da başka ciddi ihlaller ortaya çıkıyorsa aynı soru orada da sorulmalı:
Bu ilk olay mı?
O iş yerinde geçmişte neler yaşandı? Başka mağdurlar veya benzer olaylar var mı?
Belediyelerde yürütülen soruşturmalar da yalnız para trafiğiyle sınırlı kalmamalı.
Kimler işe alındı?
Hangi nitelikleri nedeniyle alındı?
Yöneticilerle özel ilişkileri işe girişlerinde veya yükselmelerinde etkili oldu mu?
Çünkü namusuyla çalışan, eğitim alan, sıra bekleyen insanlar bir kenarda dururken; para, ilişki veya başka yollarla her şeyi elde edebileceğine inananların yükseldiği bir düzen yalnız ahlaki değil, devlet açısından da bir güvenlik problemidir.
Böyle insanlarla güçlü bir devlet kurulmaz, zor zamanlarda ülke de savunulmaz.
Çünkü mesele yalnızca yolsuzluk ya da ahlaksızlık değildir. Mesele, çıkarı için makamını, arkadaşını, ailesini, kurumunu hatta ülkesini satmayı normal gören bir insan tipinin çoğalmasıdır.
Ve burada dönüp aileye bakmak zorundayız.
Bu erkekleri de bu kadınları da birileri yetiştiriyor.
Belki de mücadeleye en baştan başlamak gerekiyor:
Çocuğuna yalnızca başarılı olmayı değil, ne pahasına olursa olsun başarılı olmamayı öğreten aileleri yeniden güçlendirmekten.
Türkiye Süper (!) Ligi’ne hoş geldin dünya
Dün geceden bu yana gerek sosyal medyada gerek uluslararası haber sitelerinde Mohamed Salah’la ilgili haberleri takip ediyorum. Ortaya çıkan tablo aslında Türk futbolu adına çok çarpıcı.
Reuters, Salah’ın Türkiye’deki ilk lig başlangıcını “etkileyici” buluyor, iki golünü ve maçın yıldızı oluşunu dünyaya aktarıyor. İngiliz basını Salah’ın Trabzonspor formasıyla gösterdiği performansı konuşurken maçın hakem kararlarını da ayrıca haberleştiriyor. The Sun, Salah’ın ceza sahasında düşürüldüğü pozisyonda penaltı beklerken sarı kart görmesini anlatıyor ardından attığı yaklaşık 50 metrelik golün son derece tartışmalı bir ofsayt kararıyla iptal edildiğinin altını çiziyor.
Al Jazeera daha da açık. Salah’ın 78. dakikada ceza sahasında engellendiğini, hakemin penaltı vermek yerine kendisine aldatmadan sarı kart çıkardığını yazıyor ve bunu maçın en tartışmalı anlarından biri olarak tarif ediyor. Salah’ın karara şaşkın bir gülümsemeyle karşılık verdiğini dahi dünyaya aktarıyor. Goal’ın Arapça yayını da aynı pozisyonu “tartışmalı sarı kart” başlığı altında ele alıyor ve Salah’ın ceza sahasında müdahaleye uğradığını yazıyor.
Şimdi insan dönüp Türk futbolunu yönetenlere şunu sormak istiyor! Görüyorsunuz öyle değil mi? Siz hâlâ meseleyi Türkiye’de pazartesi akşamı televizyon programlarında tartışılacak bir hakem pozisyonu zannediyorsunuz.
Dünya Salah’ın iki golünü görüyor aynı anda Ali Şansalan’ın kararlarını da görüyor. Dünya Trabzonspor’un büyük yatırımını görüyor aynı anda Türkiye’nin hakemlik standardını da ölçüyor. Daha vahimi, bizim yıllardır “hakem hatası”, “yorum farkı”, “VAR takdiri” gibi cümlelerin arkasına sakladığımız görüntüler artık Avrupa’da İngiltere’de, Mısır’da ve Arap dünyasında haber oluyor.
Bakın Salah’ı aldığınız anda küresel ölçekte milyonlarca gözü Türkiye’ye çevirdiniz. Onları kameraları açık yani kapanmıyor :)
Hakem penaltı beklenen pozisyonda dünya çapındaki bir oyuncuya aldatmadan sarı kart gösterdiğinde de çalışıyor. VAR bir pozisyona girip benzer başka bir pozisyonda ortadan kaybolduğunda da çalışıyor. Attığı goller tartışmalı kararlarla iptal edildiğinde de çalışıyor.
İşte anlamadığınız mesele tam olarak bu! Mohamed Salah Türkiye’ye gelirken beraberinde dünyayı da getirdi. Onlar Trabzonspor’u izlerken sizin berbat hakemliğinizi de seyrediyor.
Sonra uluslararası basında Salah’ın muazzam performansının hemen yanı başına “tartışmalı hakem kararı”, “penaltı yerine sarı kart”, “çok ince ofsayt kararı” ifadeleri düşüyor. Buyurun işte, istediğiniz uluslararası tanıtım!
Ne alâ memleket… 😁
Adalet Bakanı Akın Gürlek:
— Önce içicileri aldık.
— Sosyal medyadaki ünlü isimler bu yüzden alındı.
— Daha sonra torbacılarını aldık.
— Daha sonra İstanbul’daki 4 ana dağıtıcıyı tespit ettik.
— Şimdi sıra Baronlarda.
Ülkemizde bir çocuğu altı yaşında okula veriyoruz. 18 yaşında geri geliyor.
Dil öğrenmemiş
Din öğrenmemiş
Meslek öğrenmemiş
Ecdadına tarihine ilgisiz kayıtsız
Adab-ı muaşeret öğrenmemiş.
Çok azı müstesna maalesef durum bu!
Mecburi eğitim beş yıl olsun!
Zorla çocuk okutulmaz!
En ufak meselede iktidar seçmenine “koyun” diyenler, önlerine konulan her adaya “tıpış tıpış” gidip oy verdiler.
Dünyanın en beceriksiz en ahlaksız adamları, kendilerini Atatürkçülük maskesi ile pazarladı, neredeyse sırtlarında taşıdılar.
Yetmedi… Mücadelenin en yoğun zamanında FETÖ’nün kayığına hiç düşünmeden bindiler, her algı operasyonunun peşine takıldılar.
O da yetmedi… Sırf iktidara zarar verme uğruna devlet kurumlarını itibarsızlaştırdılar; ne idüğü belirsiz dernekleri ise devletin alternatifi gibi pazarladılar.
Bugün oy verdikleri adama “hain” diyorlar.
Para yağdırdıkları adam ise dolandırıcılıkla suçlanıyor…
Millete “koyun” diyenler biraz olsun utanır mı?
Sanmam
ACİL ELDEN ELE YAYIP
BU AHLAKSIZLIĞI DURDURALIM ⚠️
Uluslararası ve Yerel medyada yeralan
Reklam ve duyurulara göre,
Büyük bir LGBT (GAY) kruvaziyer gemisi
Önümüzde ki günlerde (8 Temmuz)
İstanbul’a 5.000 LGBT'li getiriyor ⚠️
Sayın yetkililerimizin bu kepazeliğe
İvedilikle ✋ dur demesini bekliyoruz..
Sayın @TC_icisleri@TCKulturTurizm@TC_istanbul@mustafaciftcitr@gul_davut
Mezuniyet ve karne günlerini fazla abartmasak mı artık?
İlkokul mezuniyetlerini sünnet düğünü çizgisine taşımasak..
Sadece çocuklar neşelense...
Ama velilerin ve öğretmenlerin tören histerisi, okulların gösterisi bitse...
Fena mı olur?
https://t.co/pDqwJ7ZOJk
AK Parti Gençlik Şöleni’nde sunuculuk için seçilen isim Eser Yenenler olmuş.
24 yıllık iktidarın kültürel ve ideolojik iddiasının geldiği noktayı görmek isteyenler, sadece bu tercihe baksın…
Önümüzdeki yaz Yunanistan kıyılarında keyif yapmayı düşünen dostlara da bir çift lafım var...
Ama yazmayacağım...
Çünkü kibarca söylemeyi şu an becerebilmem zor...
Çete kurup tuzağa düşürdüğü iş adamlarının servetini elinden alan kadını kurbanlarından biri öldürünce aylarca adalet eylemi yaptılar.
Ölen bir terörist için haftalarca saçlarını ördüler ama çocuklara kendisini siper eden gerçek kahraman Ayla Öğretmen için tek kelime etmiyorlar
1923 yılından 1950 yılına kadar TEK PARTİ olarak CHP Ülkeyi yönetti..
Hiç bir partiye izin dahi vermediler.
Bu dönemde ;
-Musul / Kerkük elden gitti..
-Adalar elden gitti…
ABD’nin emri ile;
-Kayseri Uçak Fabrikası (TOMTAŞ): 1926'da kurulan fabrika, 1940'larda mühimmat üretiminden uzaklaşmış, 1950'lerin başında ABD yardımları (Marshall Planı) ile uçak üretimi tamamen durdurularak kapatıldı..
-Nuri Demirağ Uçak Fabrikası
Nu.D-36 ve Nu.D-38 uçaklarını üreten fabrika, devletin siparişleri iptal etmesi ve engeller nedeniyle üretimini sonlandırmak zorunda kalmıştır.
-Şakir Zümre Silah Fabrikası: Türkiye'nin ilk yerli mühimmat fabrikalarından biri olan tesis, mühimmat siparişi alamadığı için 1950'li yılların başında soba üretimine geçmiştir.
-Eskişehir Tank Fabrikası:
NATO standartlarına uymadığı gerekçesiyle faaliyetlerine son verildi..
En stratejik gereksinimlerimiz tamamen Heykel yapmayı kendine marifet gören CHP tarafından yok edildi..
Şimdi ki CHP işi bir adım ileriye taşıyarak Milleti soymayı,Milletin parası ile saltanat sürmeyi,Uçaklar da ve Oteller de ALEM yapmayı kendine amaç edinmiş..
Utanmadan sıkılmadan SEÇİM naraları atıyorlar..
Devlet ne yapıyor şimdi ?
-Savaş Uçağı
-Savaş Gemisi ( Aynı anda 50 gemi birden üretebilen tekülkeyiz.
-İHA/SİHA ( Dünya da zirvedeyiz )
-Helikopter..
-TANK (süreç devam ediyor)
-Otomobil..
-Balistik Füze..
-Elektronik harp sistemleri..
-Asker ve Polisimiz kendi ürettiğimiz silahları kullanıyor…
Bunlar şimdilik bildiklerimiz.
Ya bilmediklerimiz neler kim bilir..
Selametle…
Uyuşturucudan tutuklanan ünlüler, hangi yüzle ülkenin çocuklarının yüzüne bakacaksınız?
Toplum çürümenin dibini gördü sizin yüzünüzden!
Hâlâ kasıla kasıla yürüyorsunuz!
Yazıklar olsun!
#SonDakika 📍
MHP, gündüz kuşağı programlarının yasaklanması için kanun teklifi verdi.
Türk aile kültür yapısına zarar veren bu programlar bir an önce kapatılmalı, TikTok ve benzeri uygulamalarda yasaklanmalı.
Nerelerden geçtiğimizi çabuk unuttunuz!
Unutmayın!
Erdoğan geldiği gün;
- Türkiye iflastaydı
- 30 banka hortumlanmış ve batmıştı
- ülke IMF ve Dünya Bankasına bırakılmış korkunç bir borç vardı
- Savunma sanayii fişek ve top mühimmatı dışında varlık gösteremiyordu
- Fetö tüm Devlet sistemine sızmıştı
- Sağlık sistemi çökmüş, hastane ve doktor yetersizliği vardı, eczane ağı gelişmemişti, muayene karneyleydi ve ilaçlar hastane içinde sıra gelirse alınıyordu.
- Konut yakıt tipi çağ dışı kömürdü, hava kirliliği korkunçtu
- Emekli maaşları için sık sık IMF’den borç alınıyordu,
- Konut sahibi oranı sadece %4tü , şuan %88
- Araç sahibi oranı %6’ydı , şuan %96
- İthalat ürünler ülkeyi işgal etmiş, ihracat neredeyse durma noktasındaydı
Kusura bakmayın yazarken parmaklarım ağrıdı, yorum bölümünde siz devam edin 😊