Eğer bağlılık toprağa/vatana olsaydı, Peygamber Mekke’yi terk etmezdi;
Eğer kabileye/aşirete olsaydı, Kureyş ile savaşmazdı;
Eğer aileye olsaydı, Ebu Leheb’den bağını koparmazdı.
Lakin mesele; akidedir; o, topraktan da kandan da daha kıymetlidir.
Yakın çevremizde füzeler havada uçuşurken 86 milyonun tek bir ferdinin dahi kılına zarar gelmemesi için dikkatli, temkinli, sabırlı fakat haksızlıklar ve haydutluklar karşısında da bir o kadar dirayetli olmaya devam edeceğiz.
Evlilik bir duygu değil, bir süreçtir.
Her ilişki üç dönemden geçer: romantizm → ego savaşları → bağlılık.
Asıl sınav ikinci dönemdedir.
Çatışmayı yönetebilen çiftler, sevgiyi duygu olmaktan çıkarıp güvene dönüştürür.
Sorunlar evliliği yıkmaz; yönetilemeyen egolar yıkar.
Toksik ilişkilerde ise amaç çoğu zaman sevgiden çok kontroldür. Bu yüzden sağlıklı bir bağ kurmanın ilk şartı farkındalık ve sınır koyabilmektir. @turkiyegazetesi
Detaylar haberde 👇
https://t.co/zSUfEEbQcP
#Evlilik #Romantizm #EgoSavaşları #Bağlılık #TürkiyeGazetesi
“Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler.Ahiretten tamamen habersizdirler.”(Rum,7)
“Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler” ifadesi ne kadar dikkat çekicidir.
Ruhu/kalbi/ahireti ihmal etmenin akıbeti çok acı olacaktır.
Sadece ebedi hayat açısından değil,dünya hayatının huzur ve saadeti bakımından da durum farklı değildir.
Merhum Turgut Cansever’in tarihi sözlerini yeniden hatırlayalım:
“Şehirleri imar ederken nesilleri ihmal edersek, gün gelir ihmal ettiğimiz nesiller imar ettiğimiz şehirleri tahrip ederler.”
Yani dünyamız maneviyatsız kaldığı sürece kuru, kısır ve huzursuz olacaktır. Kaldı ki hep nimet,bolluk ve refah içinde bile geçse ömür, iman yoksa anlamsızdır. Kehf Suresinden bir kez daha okuyalım:
“De ki: “(Yaptıkları) işler bakımından en çok kaybedenleri size bildirelim mi?
(Onlar) iyi işler yaptıklarını sandıkları hâlde dünya hayatında çabaları boşa giden kişilerdir.
İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden işleri boşa giden kişilerdir ki biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü (terazi) tutmayacağız.” (Kehf,103-105)
Tesettürden Başörtüsüne, Başörtüsünden Trendlere...
Zamanla bazı kelimeler, asıllarından koparılır. Tıpkı "tesettür" kelimesinin "başörtüsü"ne indirgenmesi gibi.
Oysa tesettür, sadece başa sarılan bir bez değildir.
Tesettür, bir şuurun, bir emanetin, bir duruluşun adıdır. Kur’an’ın emrettiği tesettür, bir sembolün değil, bir hâlin ifadesidir. Sadece başı değil; bakışı, duyguyu, yürüyüşü, hatta niyeti bile örter.
Çünkü İslam’ın emrettiği örtü, yalnız deriyi değil, nefsin taşkınlığını, zihnin küfre meyyal duran tüm kapılarını da örter bütünüyle..
Bizim vahiyden öğrendiğimiz tesettür, bir "tarz" meselesi değil; bir "farz ikâmesi" ve bir mensubiyet beyanıdır. Bu beyan, kadının Allah’a verdiği sözdür: "Ben, tepeden tırnağa O’nun ölçülerine teslimim."
Ama bugün görüyoruz ki "başörtüsü", modern dünyanın laboratuvarında içeriği boşaltılmış bir sembol haline getirildi. Artık inancın değil, imajın parçası.
Moda dergilerinde, vitrinlerde, reklam panolarında dolaşan bir aksesuar oldu türban.. Kiminin başında bir direniş, kiminin başında bir süs; ama her hâlükârda manasından uzak.
Bu çağ, her şeyi estetikleştiriyor; hatta günahı bile.
Ve başörtüsünü; bir zamanlar uğruna hapisler, işten atılmalar göze alınan o simgeyi, şimdi kozmetik bir unsur haline getirdiler artık.
Süslenen örtüler, inceltilen kumaşlar, görünür kılınan gizlilikler… Artık "örtmek" değil "göstermek" için takılan bir başörtüsü imajı dolaşıyor dünyamızda..
Oysa hakiki tesettür, kadının bedeniyle birlikte izzetini de korur ve saklar.
Tesettür; imanla, dava şuuru ile, takva ile giyilir. Kadının yürüyüşündeki vakar, bakışındaki haya, konuşmasındaki ölçü, elbisesinin kumaşından çok daha yüksek bir haykırıştır tesettür.
Hakiki tesettür, başı namahrem nazarlardan koruyan bir "baş örtüsü" olduğu kadar "küfür ideolojilerinden" koruyan bir baş "örgüsü"dür de aynı zamanda.. Örgüsüz örtü, bir bezden fazlası değildir başta duran..
Tesettür, bir "aidiyet"tir.
Modern zihin bu aidiyeti taşımakta zorlandıkça, örtünün de anlamı soldu büsbütün.
Artık tesettür, kalbin derinliklerindeki iffeti sembolize eden bir dışavurum değil; maneviyatı gizleyen bir vitrin oldu. Ve biz, örtüsünü koruyup manasını yitiren bir nesille karşı karşıyayız.
Belki bugün en çok şunu hatırlatmak gerekiyor:
Tesettür, bedeni ilgilendirdiği kadar kalbi de; zihinsel dünyayı da alakadar eder.
Başını örten ama kalbini küfür inançlarına; seküler hayatın albenili modalarına açan bir kadın, Allah ve Resul'ünün nasslarda beyan ettiği anlamda bir tesettüre bürünmüş sayılamaz.
Merkez medresemizde ilim yolculuğuna yeni başlayan talebelerimizle hasbihal ettik.
“Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse, Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.”
(Müslim, Zikr, 38)
30 ülkeden alim ve mütefekkirin katıldığı Gazze sempozyumunda Rabbani ulema ile dünyaya meyleden ya da rahbani bir hayatı fazilet zanneden alimlerin rolünü konuştuk(Türkçe alt yazılı)
Kadir Mısıroğlu'nun bir polisle tartışması:
Polis bağırıyor. Atatürk var Atatürk inkılapları var. Eğildim bunun kulağına. Senin de onun da.. ağzıma geleni söyledim. Kudurdu.