@TarakNL@Faisalooloo@Replay_remix Calling a belief system that has stood for 1,400 years ‘unsustainable’ is historically a weak claim. And equating 2 billion people with violence is not a sound analysis.
@Faze_tlayuda36 @Red_Noah_ @desitrolls62@stats_feed Islam doesn’t teach killing people.
Struggles exist in every community, but Islam draws a clear line between feelings and actions.
Judgment belongs to Allah, not to internet comments.
@sakallimaco Mescidi haram hakkında dediği doğrudur.
Mescidi nebevinin fazileti bin kattır. Bazı rivayetlere göre 10 bindir.
Mescidi Aksanınki 500 dür. Bir rivayete göre bindir.
Camiden kastedilen herhalde cemaatle namazdır. Onun hakkında hadis var zaten 24 ile 27 derece diye.
@katfar Plastik maketlere karşı poz verip kendini ‘inkılap savaşçısı’ sanman, zihinsel seviyeni ele veriyor. Gerçek cesareti bilmeyenler nefretle şov yapar; senin yaptığın tam olarak bu. Ezikliğini ideoloji diye paketlemişsin, kimse de yemiyor.
Kıymetli Murat Hocam,
İhtilat meselesine fetva ararken, aklımızla değil, vicdanımızla karar vermek daha doğru değil mi sizce?
Bütün mesele tek bir soruda gizlidir: Sahabe’den bir zatı alıp, Altay Cem Meriç konferansının o kadın-erkek karışık ortamına soksak... Ne olurdu?
• O Sahabi’nin Hayâ dolu bakışları, o perdesizliği nasıl karşılardı?
• Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) meclisinin edebiyle yetişmiş o nur yüz, bu yakınlığı, bu sınır tanımazlığı hangi takva ölçüsüyle ölçerdi?
• O, bu ortamı, kalpleri hastalıklardan koruyan İslami çizgilerin çiğnendiği bir yer olarak mı görürdü; yoksa 'Müslümanların toplantısı budur' mu derdi?
Onlar, 'En büyük zaruret, kalbin takvasını kaybetmektir' derlerdi. Bizim bugün fetva aradığımız bu durum, onların koruduğu kalenin tam ortasındaki gediktir.
Lütfen, hükmü dünyevi bahanelerle değil, o mübarek neslin Hayâ ve Takva mirasıyla verelim.
Öncelikle, seni ciddiye alıp takan kim ki, bu kadar uzun açıklama yapma gereği duyuyorsun? Sürekli durumu duygusala vurarak ve ‘sosyal baskı’ gibi bahanelerle yumuşatmaya çalışman, gerçeği değiştirmez: yaptığın şey apaçık bir münafıklık.
İnançla amel birbirini sürekli tutmuyorsa, literatüre göre bunun tek adı var: nifak. Kalben inanmadığın hâlde, dışlanmamak veya bir çevrenin ‘hazzını’ kaybetmemek için İslami ritüellere sarılmak, dinin en katı sınırlarını çiğnemektir. Duygusala vurmak bu gerçeği değiştirmez.
Vahyin inişi anlıktı ama kaydı ve muhafazası asla sizin anlattığınız gibi gevşek değildi.
Rasûlullah (s.a.v.) vahiy geldiğinde mahalle çocuğu gibi
“Ayet indi, duydun mu Ömer?”
diye dolaşmadı; her harfi yazdırdı, ezberletti, ümmete düzenli şekilde öğretti.
Tarihi karikatürleştirirken fark etmiyorsunuz ama aslında Usûl’ü, ilmi ve sahabenin vakarını küçültüyorsunuz.
Sizin kafanızda karikatürize ettiğiniz şekilde olsa, İslam dini diye bir şey kalmazdı; biraz aklınızı çalıştırın.
Hz. Peygamber (asm) bir gün camiden çıkarken, erkek ve kadınların birbirine karıştığını görünce, kadınlara seslenerek:
"Çekilin! Yolun ortasında gitmeye hakkınız yoktur, yolun kenarlarında yürüyün, dedi. Bunun üzerine kadınlar duvara bitişik yürümeye başladılar, öyle ki elbiseleri duvara takılıyordu." (Ebû Davud, Edeb, 179).
Madem ‘kitaplarını kopyalayın’ demedin, o zaman En‘âm 90 ayetini hadis–Kur’an karşıtlığına çekmen zaten kendi içinde tutarsız. Ayetteki ‘yol’ vahiy yoludur, doğru. Peki o zaman bir soru: Resûlullah’ın sünneti nedir? Hevâ mı? Kur’an açıkça diyor ki: ‘O hevâdan konuşmaz; söyledikleri kendisine vahyedilenden başkası değildir.’ (Necm 3–4)
Yani senin ‘hadis yolu’ diyerek küçümsemeye çalıştığın şey, aslında Resûl’e öğretilen vahyin bir parçası.
‘Yol vahiy yoludur’ deyip sonra peygamberin vahiy kaynaklı beyanını yok saymak Kur’an’a değil, kendi yorumuna uymaktır.
En‘âm 90’ın anlamı şudur:
“Onlar vahiy ile hidayet buldu; sen de sana vahyedilene uy.”
Bu da Kur’an + Resûlün vahiy kaynaklı beyanıdır.
Sünneti devreden çıkarıp yerine kendi fikrini koymak — asıl tutarsızlık budur.
Kimse dinlerin farklı olduğunu söylemedi, bunu sen uyduruyorsun. Tevhid aynı, doğru. Ama şeriatlar, hükümler, pratikler farklıydı: ‘Her topluluk için bir şeriat ve yol kıldık’ (Maide 48). Musa’nın şeriatıyla İsa’nınki aynı mıydı? Değildi. Dolayısıyla Peygamberimiz önceki peygamberlerin kitabını değil, ALLAH’ın ona vahyettiği Kur’an’ı ve o vahyin beyanı olan sünneti takip eder. En‘âm 90’ın dediği ‘tevhid çizgisidir’, ‘kitaplarını kopyala’ değil. Ayeti bağlamından koparıp Kur’an’a karşı kendi yorumunu dayatıyorsun. Kur’an’ı savunuyormuş gibi yapıp aslında sünneti hedef almanın adı da tam olarak budur: Kur’an’la savaş.
"Ustalık eseri" falan değil, bu düpedüz bir zillet heykeli. Kimileri idam sehpasında İslam uğruna şehadeti görürken, siz o sehpanın dibindeki celladı karizmatik buluyorsunuz. Bu, olsa olsa tarihe ve inanca karşı beslenen kinin plastiğe dökülmüş halidir. Ama iyiki sorgu sual var iyiki cehennem var.
İyiki var ki, bu dünyada zulmü ve zalimi sanat diye pazarlayanlar, o ilahi adaletten kaçamayacak. Sizin bu 'karizma' diye gösterdiğiniz şeyin bedeli, ahiretteki o büyük hesaplaşmada ağır olacak. O gün, ne "ustalık eseri" kalır ne de bu zilletin gölgesi. Sadece ilahi adalet kalır!