DOĞAL SELEKSİYON VE HANTA VİRÜSÜ
Kötülük kendi kendisini imha eden bir süreçtir.
Örneğin : "Köpek anneleri" Çoğu kistlerden dolayı doğum yapamıyor, zaten yapabilse de tercih etmiyor. Böylece var olanlar bitlerin, pirelerin, parazitlerin, pis kokuların içinde yaşayacak ve kalanlarının da nesli tükenip yok olacak.
Oysa Gökçe bebek gibi tatlı yavrusuyla hayatını mutluluk ve neşe içinde geçiren insanlar, insan neslinin devamı olacak.
Mesela Fetöcüler. Düşük akıllarıyla ters orantılı yüksek hırsları sayesinde sahipleri tarafından hunharca kullanılıp bir kenara atıldılar.
Şimdi farelerden yayılan Hanta virüsün ayak sesleri duyulmaya başladı. Bu virüs muhakkak farelerin cirit attığı ülkeleri vuracak. Normalde Türkiye bu konuda dünyada en iyi konumda ülkelerden birisiydi. Fakat mama lobisi ve ruh hastaları sayesinde her köşe başına koyulan kedi mamaları, fare maması haline geldi. Ve mamaya alışmış kedilerimiz farelerle birlikte bu mamaları yerken görülmeye başlandı.
Yani eskiden fare yiyen yeterli sayıda kedimiz ve çok az fare vardı. Fakat artık kalabalık bir (fare yemeyen) kedi ve kalabalık bir fare nüfusumuz var.
Artık bu mama lobisinin faaliyetlerine son vermenin zamanı gelmiş ve geçmekte... Doğal seleksiyona uğramak istemiyorsak, bu sınavı başarıyla geçmek zorundayız.
Thiago Avila kaçırıldıktan sonra annesi vefat etti, bundan haberi dahi yok.
Filistin'i savunan ve bu uğurda bedel ödeyen bu güzel insana benim vefa ve minnet borcum var.
Özgür bırakılana kadar, susmayın haykırın!
Bir kaç gün önce Van'da köpekler 5 yaşındaki Hamza evladımızı öldürdü, 11 yaşındaki bir evladımızı ağır yaraladı. Bugün yine Van'da bir evladımızın camiye giderken köpekler tarafından ağır yaralandığı haberi var. Bu nasıl bir rezalet! Bu ülkede çocuklarımız sokakta güvenlik içinde yürüyemeyecek mi! Nerede yerel ve genel idare! Hz. Ömer kıssalarını anlatmak iyi de uygulama nerede!
@mila3545tt@tugberk37 Zaten mi?! Bir evde babanın sağlıklı olması dışında trilyon tane daha parametre mükemmel olacak ki anne sağlıklı birey olsun, imkânsız değil ama bir tık gerisi. O da ayda max 20 gün. 10 günü gene tufan 🤣
Bugün çok nadiren yaptığım bir şeyi yapacağım: gündeme dair konuşacağım
Malumunuz çok çok önemli konular gündemimizde birikti, sürekli tekerrür ediyor ve artık içten içe toplumu rahatsız eden bir gaz kütlesi gibi homurtuları artıyor. Bunları başlıca sayacak olursak; sokak köpeklerinin çocukları parçalaması, ailelerin kurulamaması/kurulanların dağılması, buna bağlı olarak ortaya çıkan nüfus krizi, yeni nesillerin başıboş ve sorumsuz yetişip ailede, okulda ve toplumda çeşitli krizlere sebep olması (ki bu, henüz yeni başlayan ve sadece birkaç ağır neticesini gördüğümüz bir sorundur), gençlerin amaçsızlık boşluğuna ve haz bağımlılığına mahkûm olup içe kapanması yahut çeteleşip dışı iğfal etmesi ilâ ahir...
Aklıselim sahibi her insan bilir ki kartopu gibi yuvarlandıkça büyüyen bu sorunlar aslında bir milleti yok edecek potansiyelde bir atom bombasından farksızdır ve korkutucudur. Gençler evlenmiyor, evlenenler boşanıyor, nüfus kendisini yenileyemiyor, mevcut çocuklarımız sokak köpeklerine, çetelere, akran zorbalıklarına yem oluyor. Elde kalanlar ise talim terbiye görerek hayata hazırlanamıyor, yeni bir dünya kuramıyor. Hâsılı toplum kendi varlığını sürdürecek vasfını hızla kaybetmektedir. Ve bütün dünyada olduğu gibi Türkiye için de tehlike çanları çalmaktadır.
Bu sorunların hepsinin kaynağı tektir. Neredeyse bütün toplumları hâkimiyeti altına alan ve tek tip yaşam tarzı dayatan küresel hegemonya. Ve ona ayak uydurmak zorunda hisseden toplumlar. Köpekleri kutsayan bu iradedir, kadınları (kadınlıklarını terk etmeleri şartıyla) kutsayan bu iradedir, bireyselliği kutsayan bu iradedir, ilh... Çocukları parçalasalar da başıboş köpeklerin sokaklarda gezmesine karar veren onlardır, aile kurumu dağılsa da kadınların çalışması gerektiğine karar veren onlardır, nüfus yok olma noktasına gelse de bireyselliği savunan onlardır... Bütün dünya bu iradeye teslim olmuş durumdadır. Dil bariyerinin kalkmasıyla birlikte bunu daha rahat görebiliyoruz.
Neden böyle? Çünkü küresel ticaretin kasası böyle doluyor. Siz erkeklere ne satabilirsiniz ve ne kadar satabilirsiniz? Erkek beyni çözüm odaklı düşünür, ihtiyaca göre hareket eder. Bir sistem çalışıyorsa tamamen durmadığı müddetçe onu yenilemeye gerek duymaz. Ama kadın beyni detay ister, desen ister, düzen ister. Bir şeyin yalnızca çalışması yeterli değildir daha iyi çalışmalı ve daha estetik olmalıdır. İki litre su bidonunu süsleyip erkeklere satamazsınız ama kadınlara satarsınız. Onun için kadınlar çalışmalıdır. Para, emekli olunca köye ev yapma ideali taşıyan canlılarda olmamalıdır. Ot yiyip süt veren koyundansa mama yiyip zarar veren köpek daha hayırlıdır! İş isteyen aş isteyen genç erkeklerdense eve kapanmış ekran müptelası ev gençleri daha makbuldür.
Bu sorunlar sürekli konuşuluyor, saydıklarım yeni teşhisler değil ama ortaya konulan tedavilere baktığımızda akıl ve izanımızı dumura uğratan manzaralara şahit oluyoruz. Hastalığı iyileştirmek şöyle dursun pek çoğunun bizzat hastalığa sebep olan amiller olduğunu görüyoruz. Böyle olunca da -benim gibi- kimsenin konuşası ve bir şey diyesi de gelmiyor. Çaresizce olup biteni seyrediyor, hatta görmemek için gündemden kaçıyoruz. Evet, kaç yıl oldu haber seyretmiyorum. Seyredemiyorum.
Geleceğe dair hiç mi umut yok? Böyle yok olup gidecek miyiz? Hiçbir fikrim yok ama tamamen umutsuz da değilim. Şu kısa ömrümde şahit olduğum kadarıyla gördüğüm, devletin iki ajandası vardır; biriyle kamuoyunu meşgul eder, diğeriyle icraat yapar. Buna dair birkaç örnek verecek olursak;
I- Başörtüsü sorunu 2010'larda ancak çözülebildi. Bu tarihlere kadar sayısız defa dönemin başbakanı Erdoğan'a bu konu soruldu ve “Gündemimizde yok” dedi. Ben bu konuyu bizzat takip ediyordum ve artık bir noktadan sonra ümidimi kaybetmiştim ki bir anda gelişti ve başörtüsü yasağı kalktı.
II- Bir diğer örnek Ayasofya'dır. Kendimi bildim bileli her mayıs ayında “Zincirler kırılsın Ayasofya açılsın” sloganlarıyla Ayasofya'nın açılışına hazırlandık. Fakat her 29 Mayıs'ta sukutuhayale uğradık. Hatta en sonunda slogan atan bir topluluk “Siz önce Sultan Ahmet'i doldurun” şeklinde sert bir çıkışa maruz kaldı. O günden sonra Ayasofya'nın açılacağına dair inancımı tamamen yitirdim ve bir daha da bu konuyu takip etmedim. Lakin bir Temmuz ayında bir anda içindeki iskele bile sökülmeden, 29 Mayıs beklenmeden pat diye Ayasofya açılıverdi.
III- Suriye. Artık her şeyin bittiğine, savaşın kaybedildiğine ve Esed imparatorluğunun güçlenerek kökleştiğine inanmıştık. Hatta milyonlarca insanın boşuna ölüp yurtsuz kaldığını düşünmeye başlamıştık. Bir sabah uyandık ki kaybedenler kazanmış, Esed bavulunu alıp kaçmış. Bakın burada gözden kaçırmamanız gereken bir şey var ki bu adam kaç tane seçimi kaybetme pahasına, rakipleri sırf “Suriyeliler” üzerinden kampanya yürütmesine rağmen “koltuğuma mal olsa da vermem onları” diyerek diretti. Bir şey biliyordu, bir ajandası vardı ama biz buna vakıf değildik.
Bunlar hepimizin bildiği bariz örneklerdir.
Mevcut durum nereye çıkar? Ne kadar güçlü olduğumuza bağlı. Ne kadar güçlüyüz? Bilmiyorum. İcraat ajandasında ne var? Bilmiyorum. Verdiğim örneklerden de anlaşılacağı üzere devlet günü birlik olaylara göre hareket etmiyor. Bu duruma da elbette müdahale edilecek ama ne zaman, ne şekilde? Bilmiyorum. Sadece şunu biliyorum ki bir sabah uyandığımızda manşetlerde “Kadın annedir, kim iş hayatına sürükledi kadınları?” diye bir serzenişte bulunulmayacağından hiçbirimiz emin değiliz. Diğer meseleler de öyle... İşte beni nötr olmaya ve sessiz kalmaya iten budur. Kimin ne zaman ters köşe olacağı belli olmayan bir keşmekeş...
Allah nefislerimizi, nesillerimizi muhafaza eylesin. Ayaklarımızı sıratı müstakim üzere sabit kılsın. İdarecilerimize basiret, feraset, kuvvet, kudret ve istikamet ihsan eylesin. Amin.
❝Sürekli gelişim, değişim gerektirir❞
❝Küresel bir marka olarak ülkemiz ve geçmişimizden aldığımız güçle, yeni bir geleceğe ve hedeflerimize yürüyoruz❞
ASELSAN, küresel marka imajını güçlendirecek yeni logo ve mottosuna ilişkin paylaşımda bulundu
https://t.co/m5nsW3zlCk
@a_uraloglu Sizi seçip iş başına getiren milletten o kadar kopuksunuz ki... Ne anlatsam boş.. Size tavsiyem bir gün tebdili kıyafet sokağa inin, yanınızda dalkavuklar, konuşacağınız kişiyi önceden ayarlayan yalakalar olmadan.. Bir sorun halkın dertlerini, sonra aile milenyumu ilan edersiniz.
@VolkanOkcuoglu Olsun, 20 yıl öncesine göre kadını kaç kat iş hayatına dahil ettik, 4+4+4 zorba eğitim ile eğitimin içine ettik, zanaatı, meslekleri yok ettik, her yere üniversite açarak evlilikleri dibe vurdurduk, modern, seküler hayatı referans edip köyleri boşalttık,
...
...
Olsun, uçuyoruz!
HÜDA PAR Aile Başkanı Sülün: Tamamı kadın personelden oluşan kadın doğum hastaneleri kurulmalı
HÜDA PAR Aile Başkanı Aynur Sülün, kadınların mahremiyet hassasiyetleri nedeniyle tedavilerini ertelemek zorunda kaldıklarına dikkat çekerek, tamamı kadın personel ve doktorlardan oluşan "Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastaneleri"nin kurulması çağrısında bulundu.
https://t.co/FPoJtOkKjy
Hasan Alkan hocamızla görüştük.
Kolundaki saate “3 milyon” gibi asılsız bir değer atfederek kamuoyunu yanıltmaya ve güya insanları İslam’dan uzaklaştırmaya çalışan haber kanalları hakkında tekzip metni hazırlanıp gerekli hukuki süreç başlatılacaktır.
Tekzip talebine ilişkin ihtarımıza uyulmaması hâlinde, Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde gerekli hukuki başvurular derhâl yapılacaktır.
Artık Müslüman’a iftira atıp yanınıza kâr kaldığı günler bitti !!!
@sarseven Farkında olarak veya olmayarak israile hizmet ediyorlar.. Kadın istihdamı yüzünden, nüfus gitti, kreşte büyüyen velet terörü ahlaksızlık merhametsizlik gırla... Toplum hızla çöküyor, devletin de sonunu bu getirir teşekkürler akp..