MİAT!
Monza ve Venezia maçlarındaki 5-0 lık sonuç , oynanan oyun, Okan Buruk açıklamaları , hazırlık dönemi tecrübelerim ve sizlerin soru , yorumları..
Yayına bekleniyorsunuz
TS 21.30
https://t.co/ADVmp0V2yY
Merhaba, Bundan önceki 2 "X" hesabım da Türkiye'de yasaklandı, o yüzden bu hesabı açtım. Devlet ve iktidar olarak çok uğraşabilirsiniz ama ben yılmayacağım
15 Temmuz planlayan, hayata geçiren, ülkemizi büyük bir kaosa sürükleyen, 251 insanımızı emelleri için şehit düşüren, sonrasında milyonların perişan olmasını sağlayan hainleri 15 Temmuz'un 10. yıldönümünde Allah kahr-u perişan etsin.
Kimin zerre kadar bu kalkışma da payı varsa, kim bu kalkışmayı kendi cıkarlarına döndürdüyse, kim bu kalkışmayı bu ülkenin çocuklarına zulme çevirdiyse Allah gelsin hakkından ..
Elfü Elfi Amin.
Tüm 15 Temmuz şehitleri ve sonrasında ortaya çıkan milyonlarca mağdurları için dua ile.
Not:
Meclis araştırma raporunun ortadan kaldırılmasına 2 çift söyle(ye)meyen ve Amin diyemeyip bıdı bıdı yapanlara takılmayın, diyemeyenin karın ağrısı bellidir .
Bu öğrencinin hapishanede ne işi var? Siyasi hesaplaşmaların bedelini gençler, öğrenciler ve hastalar ödememeli. Adaleti,intikam aracı yapmaktan vazgeçin. @adalet_bakanlik
HastaTutuklu ÖğrenciMeryem
BİR STAND-UP’A, BİR ŞAKAYA YENİLECEKSİNİZ.
Deniz Göktaş “kasten adam güldürmekten” tutuklandı. Bu karara şaşıranlar var. Oysa birçoğumuzun şaşırma refleksi çoktan yok oldu. Artık “Eşkıyanın ne yapacağı belli olmaz. Her ihtimale hazır ol” devrindeyiz. Bu, bir teslimiyet değil; bir durum tespiti…
Şunu anlamamız lazım: Türkiye uzun süredir bir olağanüstü hal rejiminde, gün be gün koyulaşan bir otokraside yaşıyor. Siyasetin alanı ortadan kalkıyor. Erdoğan, yargı bağımsızlığını yok ettikten sonra, tetikçi yargıçları ve savcıları aracılığıyla bütün muhaliflerini susturma lüksüne kavuştu. Artık kendisinin müdahalesine gerek yok; bir emriyle partili yargıçları, en yakın rakibini tutukluyor, ana muhalefet partisinin yönetimini değiştiriyor, kaybettiği belediyeleri iktidara iade ediyor, saraya laf söyleyeni hapsediyor.
Deniz Göktaş’ın tutuklanması, Saray’ın tahammül sınırlarının iyice daraldığını, korkusunun da hepten büyüdüğünü gösteriyor.
Her diktatör gibi, Erdoğan da bir kez eleştiriye göz yumarsa, bir kez meydan okumaya kapı aralarsa arkasının geleceğini biliyor; cesaretin yayılmasından korkuyor. Ve her diktatör gibi, kendisine diktatör diyenleri hapsederek susturmaya çalışıyor.
Saray rejimi, memleketin ünlü komedyenlerinin suskunluğuna bakıp korkuyla hepsini esir aldığını düşünüyor olabilir. Ama Deniz’in tutuklanmasına gösterilen tepki, yeni ve cesur bir kuşağın habercisi aynı zamanda… Gösteriyi izleyen milyonlarca genç, içine tıkıştırılmaya çalışıldıkları bu cendereyi reddediyor. NATO zirvesine gelecek olanlar, halkın Erdoğan’ı sevdiğini sansın diye susmaya razı olmuyor. Batılı liderler, Türkiye’yi zengin sansın diye evini boyatmıyor. Saray eleştiri sevmiyor diye sesini kısmıyor.
Gezi’nin artçı kuşağı onlar… Gezi’den 13 yıl sonra, benzer bir neşeli itirazda, Deniz’in mizahında kendini buldular. Orantısız zekânın ne kadar etkili olabileceğini gördüler. Erdoğan’ın oğlunun işlediği cinayetin nasıl örtbas edildiğini hatırladılar. Deniz’in cesaretinden cesaretlendiler. Deniz, içeride ama yükselen dalgaları dışarıda işitiliyor.
Meşhur sloganı yeni bir formda söylemenin zamanıdır şimdi:
Bir stand-up’a, bir şakaya yenileceksiniz.
#DenizGöktaş @candundaradasi
O zaman gerçek milli takımımızdı, şimdi o ruh gitti, AK Milli oldu. Hüsranlı sonuç kaçınılmaz oldu. Federasyonun tanıtım reklamında savaşa gidiyormuş gibi sunumlar yapıldı. Hiçbir ülkenin spor bakanı, federasyon başkanı ve yönetimi takımla aynı otelde ve kampta kalmaz. Türkiye hariç.
Her şeyi yasalara uygun yaptık, hepsi de çok sağlam bir sürü delil topladık. Hırsız olduğunu, çetesindeki sözde iş adamlarıyla devletin kasasını soyduğunu, milyarlarca liramızı çaldığını söyledik.
Bize darbeci dediler, terörist dediler, hapse attılar ama sahip çıkmadınız. Gel dediler, ben de gittim teslim oldum. Yıllarca hapis yattıktan sonra, canımı yurt dışına zor attım. Kimi polisler, halen daha hücrede. O gün bu gündür, sizin de iki yakanız bir araya gelmiyor. Her şey bir Bilal uğruna yaşanıyor, oysa ki çok farklı olabilirdi.
Vardır bir hayır. Benim vatan hasreti ile, toplumun da şehzade ile yaşaması gerekiyormuş.
@bbosports Fenerbahçe yi borç batağına getirdiğinide söyle Aziz…Herkesi düşmanlaştırdığınıda söyle Aziz…Yönetime aldığın bir iki kişi hariç hemen hemen hapsiyle küs olduğunuda söyle Aziz efendi
-Sen Gültekin Avcı'nın nesi oluyorsun?
-Babasıyım
İzmir'de yargılandığı davada Ağır Ceza Reisinin yaşlı babacığıma tuhaf sorusu.
Karalanmış ismim,
kara bir pelerin gibi örtmüştü babamın masum yüzünü.
Oysa benim davalarım İstanbul'daydı.
Babamın davasıyla ve mahkemesiyle zerrece ilgisi bulunmayan davalar.
Böyle bir soru neden sorulur babama?
O zamanlar az çok tanınan bir insandım.
Bu soru aslında bir kimlik sorusu değildi.
Elbette ki kaderin kapıyı çalmasıydı.
O mahkeme salonu…
Ben orada yoktum, ama babacığımı solduran o salonda en çok ben vardım.
Anladım ki;
Ben artık yalnız kendim değildim.
Ben, babamın yargılanma sebebiydim.
İşte o an…
Bir kelime, bir hükme dönüştü.
Bir bağ, dosyada görünmeyen "psikolojik bir delil"e dönüştü.
Yaşlı bir baba üstünde oğlunun ismi yazan zincirlere vuruldu.
Oysa babacığımın dosyasında "cemaat mensubudur" diyen iki tanıktan başka hiçbir şey yoktu.
O tanıklardan birisi de başka davalarda yalan tanıklık yapmaktan tutuklandı.
Ama bir şey değişmedi.
Benim ismim yaşlı babacığımın 7,5 yıl hapse mahkum olmasına yetti.
Bir evlat için en ağır yük nedir bilir misiniz?
Varlığının ve isminin başkasına yük olması ihtimali.
Benim değersiz ismim…
Babamın kaderine eklenmiş bir dipnot gibi değil,
kara bir mühür gibi çöktü.
Ve insan, işte tam orada parçalanır:
Ne kendini silebilir,
ne sevdiğini kurtarabilir.
Yorgun kalbimde hala şu cümle yankılanıyor:
“Ben olmasaydım, belki o özgür olacaktı…”
Hapiste solan 9 yılımdan daha ağır bir düşüncedir bu.
Babacığım asla bir nedamet veya şikayet emaresi göstermedi.
O huzurlu ve kararlıydı.
Ve benden hep razıydı.
Ama ben hala mahkemenin o lüzumsuz
ama bir o kadar da manidar sorusunda kilitli kaldım.
Kader elbette.
Ama tecellinin zahiri sebebinin benim ismim olmasıyla kanıyorum hala.
Şimdi düşünüyorum da…
Benim ismim
onun puslu hücresine kapanan kapı mıydı?
Benim yazdıklarım,
onun ömründen çalınan yıllar mıydı?
Bir insanın ömrü yaşadığı yıllarla değil,
kaybettiği yıllarla ölçülür bazen.
Babamın kaybettiği yılların içinde,
benim kanayan adım var.
Ama yine de…
Her şeyin altında, sarsılmaz bir şey duruyor:
Babam beni inkar etmedi.
Beni bir yük gibi taşımadı, bir suç gibi saklamadı.
Beni söyledi.
Açıkça. Saklamadan. Titremeden.
“Babasıyım. O benim oğlum."
Şimdi 78 yaşında hapiste Alzheimer emareleriyle zamandan ve hatıralarından düşüyorsun sevgili babacığım.
Oğlunun ismi senin hayatını soldurdu.
Bir gün seni solduran o ismi de unutacaksın.
İçimde iki yangın var.
Biri geçmişin “keşke ben olmasaydım” diyen yangını.
Diğeriyse istikbalin “ya beni unutursa?” diyen alevleri.
Babam bir gün her şeyi unutsa bile o cümleyi ben unutmayacağım.
“Babasıyım. O benim oğlum."
Belki o hatırlamayacak,
ama ben onun hatırlayanı olacağım.
Yaşarsam onun yerine ben taşıyacağım hafızayı.
Onun yerine ben söyleyeceğim:
“Ben onun oğluyum.”
Bir gün bu hikaye anlatıldığında, ben bana yüklenen suçları değil, bu cümleyi hatırlayacağım:
Bir baba vardı
oğlunun ismini yük değil, kimlik olarak taşıdı.
Ve ben…
O gün anladım ki
insanı yakan şey felaketler değil
sevdiklerinin kaderinde kendini görmektir.
Bu dünya bize göre değil baba.
Gidelim buralardan...
KHK hukuksuzlukları sürdükçe, Allah’ın izniyle biz de mücadelemize devam edeceğiz. Destek olmak için yeni hesabımı takip etmeyi unutmayın. Hepinizi yürekten seviyorum.
#KHKToplumsalYara
Arkadaşlarım, güzel haber, bir kaç yıl önce yaptığımız film “Gazelle” , Amerika’da yayına başlıyor. Fragman ve web sitesini paylaşma istiyorum. Çok sevgiler 🌺 @Gazelle_Film
https://t.co/ilffk7Y4Na
Gazelle | Official Trailer https://t.co/aeypKm3wAz via @YouTube
Aziz Yıldırım varken Fenerbahçe’ye başka düşman aramaya gerek yoktur. Kulübü batma noktasına getirdikten sonra Ali Koç’un başarılı olmaması için tüm gücüyle Nihat Özdemir destekli pervasızca çalışmışlardır. Mourinho’yu koz göstererek kulübü mimimum 100 milyon euro zarara uğratmıştır. Bir gün gerçekler ortaya çıkınca kulübe nasıl hainlik yaptığı ortaya çıkacaktır. Vesselam