Murat Bardakçı, İsrail propagandacısı Fatih Altaylı’ya ‘Hamas’ ayarı verdi:
- Hamas’a terör örgütü demek Kuva-yi Milliye’ye terör örgütü demektir
- Savaş zamanında bizde de yerleşim yerleri olsa biz de öldürürdük
- Rumları getirip yerleştirselerdi biz de temizlerdik, çiçeklerle mi gideceksin?
Olacak iş değil bu...
Bakın, görgüsüzlük, vurdumduymazlık ya da değersizlik demiyorum; sadece olmaz diyorum.
Millet aç, perişan nutukları atacaksın, sonra sadece kuş sütü eksik bir masaya oturacak, milleti karşına dikip lokmaları yuvarlayacaksın.
Onlar da ayakta böyle seni seyredecekler...
Çocukken bunun binde birini yaptığım için annemden dayak yemiştim. Sadece diğer çocukların yanında muz yedim diye karşısına dikip, "Ayıp oğlum, alan var, alamayan var. Bu nasıl görgüsüzlük! Nasıl yaparsın bunu?" diyerek beni bayağı hırpalanmıştı...
Ama bugün bir siyasi partinin genel başkanı olan Özgür Özel bu görüntüyü verebiliyor.
Söyleyecek söz yok!
EYLEMİN KRALI
İspanyol futbol kulübü Real Sociedad taraftarlarının Gazze’ye destek için yaptıkları eylem ne kadar muhteşem, ne kadar etkileyici öyle!
İnsanın tüyleri diken diken oluyor!
Linçlerle Yaşıyorum!
Son Linç bittiyse bir iki kelime etmek istiyorum.
1)Bu yıl gazetecilikte 36.yılım. Her gün canlı yayın yapan biri olarak sık sık tartışmaların ortasında kendimi linçlenirken bulmak artık beni şaşırtmıyor. Hatta dostu düşmanı tanımak için iyi bir vesile oluyor.
2) Canlı yayınlarda kendi kendimin gazına gelip zaman zaman bazı konuları hızlı anlatıyorum, bazılarına fazla hiciv katıyorum, elbette bazen hatalı tespitlerde bulunuyorum, etmemem gereken lafları da ediyorum. İnsan olarak hata yaptığımı gördüğümde de özür diliyorum. Son video da elbette bağlamından kopartılıp buralara salınınca ben de izlediğim kendimden çok memnun kalmadım! 'yavşak' ya da 'uyduruk' ya da 'entel dantel' terimlerini kullanmasam mesele daha doğru bir düzlemde tartışlabilirmiş. Bunun için samimi olarak özür dilerim, eleştirilerinizi yayınlarda daha dikkatli bir dil kullanmam yönünde önemli ve değerli bir uyarı olarak alıyorum.
3) Konuşulan konuların çerçevesi meselesi... Ba(ğ)zen bir şey tartışılırken işin konrolünüz dışında nerelere gelebildiğini gördüğünüzde ağzınız açık kalabiliyor. Çözüm süreci, çerçeve yasa tartışmaları yaşanırken işin bir anda Sabancı Üniversitesi'ne gelmiş olmasını da anlamakta zorlanıyorum. Hiç eğip bükmeden söyleyeyim. Sabancı Üniversitesi bu ülkenin gurur duyduğu bir kaç özel üniversiteden biridir. Eğitim kadrosundan yönetimine, öğrencisinden akademisyenine kadar dünya çapında başarılara imza atan saygın ve değerli bir kurumdur. Nokta.
4) Gelelim nihayet asıl meseleye. Bakın dün de YPG ve SDG Suriye'de kendini lağvetti ve Suriye ordusuna entegre olduğunu ilan etti. Oysa bizim ekranlarda haftalarca Suriye'de kürtlerin Öcalan'ı asla dinlemeyeceği, YPG'nin silah bırakmayacağı anlatıldı durdu.
E n'oldu?
Bıraktı işte. Peki stüdyolarda o lafları eden 'akademisyenler' bugün en azından küçük bir özürcük bile dilemeyecekler mi?
5) 90'ların karanlığında gazeteciliğe başlamış biri olarak bu tür süreçleri halklar, ülkeler adına bir fırsat olduğunu düşünüyorum. 'Nasıl bozarız'dan çok 'nasıl hayata geçiririz' kısmı benim için gazeteciliğin de ötesinde insani bir mesele... Daha sağlıklı bir zeminde tartışmamız konuşmamız gerek bunun da farkındayım ama belki de onca şeyin tanıklığı ve ağırlığı ile bende de bazen ipler kopabiliyor!
6) Bu linç de bana ders olsun:))
https://t.co/FmCIVF2VjD
@TuncSatiroglu Gelirinin büyük bir kısmını kiraya veren bizim gibi kiracılar için Hükümet; ev sahibi dostu; Evini faizle kıyaslayıp kirasından memnun olmayan içinde Hükümet; ev sahibi düşmanıdır. Yani ne alan ne veren memnun.. kökten saçmalık