Namazda huşûnun en azı bir andır.
Düşünün; iki rekât, üç rekât, dört rekât namaz kılıyoruz ve o namazın içinde, bir an bile olsa Allah Teala’nın huzurunda olduğumuzun şuurunda olamayabiliyoruz.
Namazın neresinde olursa olsun, bir an , sadece bir an olsun Allah Teala’nın huzurunda olduğunu idrak et.
İşte o bir an, seni
“Onlar ki namazlarında huşû içerisindedirler.”
ayetinin mazharı kılar.
En azından iftitah tekbiri anında. Ama gerçekten O’nun huzurunda.
Rabbim namazlarıda huşu içerisinde olanlardan eylesin.
Kalp çocuk gibidir, onu neye alıştırırsan onun için ağlar. Dünyaysa dünya, ahiret ise ahiret için ağlar.
(Seyyid Muhammed Sâkî Elhüseyni [kuddise sırruhû])
Serhend Takvim
“Kalp çocuk gibidir, onu neye alıştırırsan onun için ağlar. Dünyaysa dünya, ahiret ise ahiret için ağlar.”
Sultan Seyyid Muhammed Sâkî Elhüseyni (kuddise sırruhû)
#SerhendiVakfı
Anlamaz hayvan olan, insan olan anlar bizi.
Her seher bülbül gibi nâlân olan anlar bizi.
Açılıp güller gibi handân olan anlar bizi.
Ref' edip ten cübbesin üryân olan anlar bizi.
Ol sarây-ı vahdete mihmân olan anlar bizi.
Niyâzî-i Mısrî.
Namazda en çok huzur duyulan rükün secdedir. Çünkü kemal-i kurbet en çok secde anında vuku bulur ve bu yakınlığın fazlalığı sebebiyle şeytan insana yaklaşmaz.
(Osman Bedreddin Erzurûmî [rahmetullahi aleyh])
Serhend Takvim
“Arza hacet yok, halim sana ayandır.
Dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır.
Söze lüzum yok, susuşum sana kelamdır.
Kelama ihtiyaç yok, aşk sana figandır…”
Kim gözünü haramdan sakınır, nefsini şehvetlerden uzak tutar, iç dünyasını murakabe ile imar eder ve nefsini helâl yemeye alıştırırsa, ferâseti yanılmaz.
(Şah b. Şücâ-ı Kirmânî [rahmetullahi aleyh])
Serhend Takvim
Her kimin üç kızı olur, bunlar için sabrederse ve malından onları giydirirse o kızlar o kimse için cehennem ateşine perde olur.
(İbn Mâce, Edeb, 3)
Serhend Takvim
Sosyal medya artık sadece vakit geçirdiğimiz bir yer değil; zihinlerin, algıların ve inançların şekillendirildiği devasa bir alan hâline geldi.
Eskiden insanlar geleceği öğrenmek için falcıların kapısını çalardı. Bugün ise falcılar insanların cebine girdi.
Bir zamanlar birkaç kişinin konuştuğu hurafeler; şimdi milyonlarca kişinin ekranına “eğlence”, “kişisel gelişim”, “enerji”, “evren mesajı” veya “astroloji” adı altında servis ediliyor.
İnsanlara sorulduğunda çoğu, “Ben falcıya inanmıyorum.” diyor. Fakat aynı kişiler sabah kalkınca burç yorumuna bakıyor, karakterini doğduğu tarihle açıklıyor, evliliğini gezegen hareketleriyle yorumluyor, geleceği yıldızlardan okumaya çalışıyor.
Açık konuşalım:
Astroloji, modern çağın süslenmiş falcılığından başka bir şey değildir.
İnsan doğduğu gün gökyüzünde bulunan gezegenlerin onun karakterini, kaderini, rızkını, evliliğini veya geleceğini belirlediğine dair ne aklî, ne bilimsel ne de dinî hiçbir delil vardır.
İşin daha tehlikeli tarafı ise şudur:
Astroloji sadece bir eğlence değildir; insanın kalbini yavaş yavaş Allah’a tevekkülden uzaklaştırır. Kararlarını Allah’a danışmak yerine yıldızlara danışan, geleceğini duayla değil burç yorumlarıyla öğrenmeye çalışan bir anlayış üretir.
Oysa Kur’an’ın öğrettiği hakikat nettir:
Yıldızlar insan kaderini yazmak için değil, Allah’ın kudretine işaret etmek için yaratılmıştır.
Gaybı bilen yalnız Allah’tır.
Hiçbir yıldız, hiçbir gezegen, hiçbir doğum haritası yarının ne getireceğini bilemez.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir kâhine (falcıya) gider ve ona bir şey sorarsa, kırk gün namazı kabul edilmez.”
(Sahih Muslim, Hadis No: 2230)
Başka bir rivayette ise şöyle buyurmuştur:
“Kim bir kâhine veya falcıya gider de onun söylediklerini tasdik ederse, Muhammed’e indirileni inkâr etmiş olur.”
(Müsned-i Ahmed, 2/429; ayrıca Sünen Ebû Dâvûd, Hadis No: 3904 ve Sünen Tirmizî, Hadis No: 135’te benzer lafızlarla rivayet edilmiştir.)
Bugün kâhinlerin bir kısmı cübbe giymiyor, kristal küre kullanmıyor olabilir. Bazıları ekranlarda, bazıları sosyal medyada, bazıları ise “astroloji uzmanı”, “doğum haritası danışmanı” veya “enerji yorumcusu” unvanıyla karşımıza çıkıyor.
İsim değişse de mantık aynıdır:
Allah’ın bildirmediği gaybı bildiğini iddia etmek veya buna kapı aralamak.
Müslüman’ın rehberi burçlar değil Kur’an’dır.
Müslüman’ın umudu yıldızlar değil Allah’tır.
Müslüman’ın yolunu gezegenler değil vahiy aydınlatır.
Bu yüzden mesele sadece bir burç meselesi değildir.
Mesele; tevhid ile hurafenin, vahiy ile zanların, hakikat ile modern çağın cilalanmış batıl inançlarının mücadelesidir.
Ekranlarımızı korumak sadece zamanımızı korumak değildir.
Kalbimizi, aklımızı ve inancımızı korumaktır.
"Kalabalıkta artistlik yapıp tenhada ağlayıp zırlamayın. 'Erkek olun,' diyeceğim ama cibilliyetinizde erkeklik olmadığını iyi biliyorum."
Demiş bilen biri.
Sessiz Çığlık: Evlatlarımız Gözlerimizin Önünde Nereye Gidiyor?"
1-Sokaklardaki o pırıl pırıl gençleri izlerken iç sızlatıcı bir gerçekle karşı karşıyayız. Kimseyi suçlamak ya da yargılamak için değil; bu coğrafyanın ortak sızısı, hepimizin ortak derdi üzerine düşünme vaktidir...
Evlatların zihinleri, o tertemiz kalpler sessizce uzaklaşıyor.
2/ Önümüze gelen rakamlar, her bir yüzdenin aslında bir can, bir anne babanın göz bebeği, göz yaşı olduğunu hatırlatıyor. 15 yıl önce inançsızlık bu topraklarda %2 gibi çok küçük bir azınlıktı.
Bugün ise yapılan araştırmalar genel toplumda bu oranın %10’lara fırlatıldığını gösteriyor.
Rakamlar sadece istatistik değil; yavaş yavaş eksilen bağlar demek.
3/ En büyük kırılma ise can parçalarımızda, gençlikte yaşanıyor. 15-25 yaş arası her 4 gençten biri (%25'i) ateizm, deizm ya da agnostisizm kıyısına vuruyor.
Bu çocuklar kötü olduklarından değil; sığınacak, dertleşecek samimi bir liman ararken kayboluyorlar.
4/ Çünkü bugünün dünyası çok acımasız. Gençlerin karşısına felsefeyle, popüler bilimle, psikolojiyle ve sosyal medyanın o rengarenk dünyasıyla çıkıyorlar. Sorgulayan, arayan tertemiz zihinleri modern dünyanın yalnızlığıyla, şüpheleriyle bulandırıyorlar.
Onlar her koldan ruhlara dokunurken, geleneksel yaklaşımlar bazen çok uzakta kalıyor.
Mesafeler büyüdükçe, dijital dünyanın o dipsiz kuyularında teselli aranıyor.
5/ Halbuki bu medeniyet sevgiyi de aklı da bilimi de en derinden kucaklayan bir okyanus. Asıl mesele; bu güzelliği, bu hakikati günümüzün gençliğine onların anladığı dille, incitmeden, sevgiyle ve rasyonel bağlarla aktarmakta geç kalınıyor olması.
6/ Artık oturup seyretme vakti değil. Bu gençliğe büyük bir borç var. Onların şüphelerini nefretle değil; bilimle, felsefeyle, akılla ve en önemlisi kocaman bir şefkatle çözecek, hem dünyayı hem ukbayı bilen "çift kanatlı" bir anlayışı bu topraklarda yeniden yeşertmek şart.
7- Konuyla alakalı çalışmalara başladık. Sizden tek isteğimiz 5 vakit namazların peşinde, teheccüde kalktığınızda,
Rabbimizin muvaffak etmesi için, elleriniz arşa yükselirken bizi de dualarınıza katmanızdır. Gayret bizden, muvaffakiyet yüce Rabbimizdendir.