Acının içindeyken hikmeti görmek, bollukta şükretmekten daha ağır gelir. İnsan yaşadığı her imtihanı yalnız bir yük değil, aynı zamanda bir terbiye vesilesi olarak görebildiğinde; aynı hadise artık sadece elem olmaktan çıkar, anlam da taşımaya başlar. Her hastalık bir mürebbidir!
Hayat, insana sadece nimetlerle değil; darlıklarla, eksilmelerle, bekleyişlerle de konuşur. Mihnet bazen sabrı öğretir, bazen insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlar.Hastalık insana acziyetini,sınırlarını, kıymetini bilmediği nimetleri yeniden hatırlatır. Her mihnet bir mekteptir!
Hilafet-i Şer'iyye'nin yokluğunda her yer Müslümanlara olmuş kerbela. Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenlerin her biri bir bela!
Ve çağ…
Ne tam inkâr, ne tam iman…
Sadece eksik bir terazide sallanan insan…
“Firavun” kibri, tahakkümü ve zulmü temsil eder. Firavun'a karşı mücadele, sadece geçmişin kahramanlarına bırakılacak bir iş değildir. Her çağın kendi imtihanı, her insanın kendi sorumluluk alanı vardır. Firavunlarla ölüler değil, asrın diri kalmış direnen Musaları savaşacak!
Başkasının baharını çalanın bahçesi çiçek açmaz. Bir insanın yükselişi, başkasının yıkımı üzerine kurulmamalıdır; çünkü bereket, hakka riayet edilen yerde yeşerir. Başkasının baharına katkı sunanlar, çoğu zaman kendi bahçelerinde de beklemedikleri çiçeklerin açtığını görürler!..
Söz yerini, zamanını ve sonucunu gözetmediğinde kırıcı olur; tüketim sınır tanımadığında insanı nefsinin esiri hâline getirir. Olgunluk, çok konuşmakta değil yerinde konuşmakta ve ölçülü davranmaktadır. Ağzına geleni söylemek cahilin, önüne her geleni yemek ise hayvanın işidir!
Hilafetin yokluğunda Allah'ın dini aramızdan çekildi. Uydurduğumuz hurafelerle baş başa kaldık. Artık herkes kendi hurafesinin hakiki din olduğunun kavgasını veriyor. Bugün Gazze'de "Ey insanlar, Ey Müsümanlar!" diye yükselen çağrıyı üstüne alan kimse yok. Bunun ötesi lafü güzaf!
İyiliği küçümseyenler, çoğu zaman iyiliğin yükünü taşımamış olanlardır. Çünkü nezaket;öfkeye rağmen ölçülü kalabilmek,imkânı varken incitmemeyi tercih edebilmektir. Herkes sert olabilir;zor olan,güçlü olduğu hâlde zarif kalabilmektir. Nezaketi eziklik sayan yobazlıktan kurtulmaz!
İyiliği istismar edenle iyiliği takdir eden aynı yerde durmaz. Ancak buna rağmen insan, kendi ahlakını başkalarının kabalığına teslim etmemelidir. Çünkü kişinin değeri, karşısındakinin seviyesine inmesiyle değil; kendi seviyesini korumasıyla anlaşılır. Çünkü insan kalbi kadardır!
Hayatın içinde her söz cevap beklemez, her çıkış mücadeleyi hak etmez. İnsan bazen gücünü konuşarak değil, konuşmamayı bilerek gösterir. Çünkü her tartışma hakikati büyütmez; bazı tartışmalar sadece gürültüyü çoğaltır. Kralını silen, soytarı ile uğraşmaz!
Büyük insanlar her davete gitmez, her kavgaya girmez, her taşa dönüp bakmaz. Çünkü bilirler ki insanı büyüten, her sesi bastırması değil; hangi sese kulak vereceğini bilmesidir. Çünkü vakit, ömür ve emek; her sesin önüne serilecek kadar değersiz değildirler!
Bedelsiz imanın ağırlığı olmaz. İnsan neye inanıyorsa, onu en çok zor zamanlarda ortaya koyar. Bu sebeple iman yolunda ödenen bedeller, hakikatte kayıp değil; insanın inancını sağlamlaştıran, iradesini olgunlaştıran, karakterini derinleştiren ve cennete götüren duraklardır.
Tarih boyunca hakikati dillendirenler, çoğu zaman bunun karşılığında rahat değil imtihan bulmuşlardır. Çünkü “İllallah” demek; sadece bir söz söylemek değil, hayatın merkezine Allah’ın rızasını koymak, gerektiğinde menfaate, korkuya ve alışılmış düzene karşı durabilmektir.
Çatlasa da zamanlar, geçmeyiz sözümüzden, bir avuç kor taşırız sönmeyen özümüzden. Ne saltanat peşinde ne alkış sevdasında, hesabımız görülür vicdanın aynasında. Eğilmeden yürürüz imanın sahrasında. Yükümüz ağır olsa secdede diriyiz, Hakk’a nazar eyleyen hakikatin feriyiz!
Hilafetin ilga edildiği gün ümmetçe düştük, ama düşerken secdeyi unutmadık. Alkış tutan ellere değil sadece vahye inandık. Biz ne taşa yaslandık ne gölgeye kandık. Bir sabahın uğruna gecelerce yandık. Karanlık gecelerden umuda uyandık, hayatın çıkmazında bir tek Allah’a dayandık!
Bilgiye erişimin tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir zamanda yaşıyoruz. Buna rağmen hakikati aramak yerine kanaatini mutlaklaştırmak, bilmediğini bilmeyi zayıflık görmek ve her meselede hüküm verme cesareti göstermek, yeni bir cehalet biçimi üretiyor. Bunun adı hadsizlik!
İlim ile Bilim İslam dininin çocuklarıdır. İslâm olmasaydı, ilim de bilim de olmazdı. Müslümanları ilimden ve bilimden uzaklaştırmak, ayrı düşünmek ve ayrı tutmak, Müslümanları İslam dininden ayırmak gibi bir cinayettir. Dinde ilim Kur'an'ın, bilim de kainat kitabının tefsiridir!
İnsanı yücelten; malının çokluğu değil, duruşunun sağlamlığıdır.
İslâm insanı olma yolunda çelikleşsin iraden, kır esaret bağlarını,
Bir secdeye değişme dünyanın tahtlarını..
Eğilme zorbalara, başın yalnız Hakk'a eğsin,
İman varsa bir kalpte, karanlıklar neylesin!
İnsan; bin umutla doğar, bin telaşla yürür, bin hasretle yorulur ve bir ölümle susar. Allah yolunda terk-i cihad eylemek, âlimin de, abidin de, imanını sarsar. Çocukların feryad edip ağladığı bir dünyada seyirci konumunda kalanı vicdan mahkemesi suç ortağı ilan edip asar!..