Şeyh Tantâvî diyor ki:
"70 yıldır kitap okurum. İbnü'l-Cevzî'nin şu sözünden daha hikmetli bir söz görmedim:
İbadetlerin meşakkati gider, sevabı kalır. Günahların lezzeti gider, azabı kalır.”
1983'te Kalp ameliyatı sırasında
aldığı bir kan nedeniyle
AIDS'ten ölen efsanevi
Wimbledon oyuncusu Arthur Ashe
taraftarlardan birisi ölmeden önce bir soru sorar:
“Tanrı neden böyle kötü bir hastalık için seni seçti?”
Arthur, buna şöyle cevap verdi:
“50 milyon çocuk tenis oynamaya başladı,
5 milyonu tenis oynamayı öğrendi,
500 bini profesyonel tenis oynamayı öğrendi,
50 bini devreye girdi,
5 bini Grand Slam'e ulaştı,
50'si Wimbledon'a katıldı,
4'ü yarı finallere kaldı,
2'si finale yükseldi...
…ve ben kupayı elime aldığımda
Tanrı'ya hiç sormadım:
“Neden ben?” diye.
Şimdi acı çektiğim için bunu
Tanrı'ya nasıl sorabilirim?
‘Neden ben?’ diye.
Bazen hayatınızdan memnun değilsiniz,
fakat bu dünyadaki birçok insan
sizin yaşadığınız hayatı yaşayabilmeyi istiyor.
Bir çiftlikte yaşayan bir çocuk
uçakları hayal eder.
Ancak, uçaktaki bir pilot,
çiftlik evini ve eve dönme hayallerini kuruyordur.
Hayat işte…
Keyfinize bakın arkadaşlar…
Zenginlik mutluluğun sırrı olsaydı,
zenginler sokaklarda sürekli dans ediyor olurdu.
Ancak sadece çocuklar bunu yapıyor.
Güzellik ve şöhret ideal ilişkiler getirseydi şayet,
ünlülerin mükemmel evlilikleri olurdu.
Yaşayın,
mutlu olun!
Alçak gönüllülükle yürümek ve gerçekten sevmek
En muhteşem sermaye.
Hem hayatta başkalarının çektiği acıyı bilmeden
ön yargıda bulunmayın
ve kendinizi dünyanın en dertli insanı olarak görmeyin.
Empati yaparak yaşadığınız her şeye şükredin.
İnsan olmak yaratılan her şeye
onun nazarıyla bakmak ve hürmette bulunmaktır.
Yaşamayı içinden çıkılmaz hale getiren de
nasılsa bir gün öleceğimiz gerçeğini unutmaktır.
Ayrıca sevdiğiniz insanların
kaypak çıkmasına üzülmeyin;
sevmeyi bilen bir kalbiniz olduğu için şükredin.
İnsanların nankör olduklarına hayıflanmayın;
ne kadar harika bir yol arkadaşı
olduğunuz için şükredin.
Menfaati için seni satanları umursamayın;
merhamet ve iyilik dolu bir kalbiniz olduğu için şükredin.
Bütün dertleri sırtına yükleyip kaçanlara aldırmayın;
Allah'a en yakın olmayı seçtiğiniz için şükredin
Çünkü hayat
sabır ile şükür arasında
mekik dokumaktır.
https://t.co/1z2hVmMEgY
İnsanda tevazu gelişimi üç döneme ayrılıyormuş;
1- Kendisini gerçekten çok değerli ve önemli hissedip, bunu da herkese söylediği dönem.
2- Kendisini çok beğenmeye devam ettiği halde tersi yönde cümleler kurarak karşı taraftan “Estağfurullah” beklenen dönem.
3- Ne kadar aciz olduğunu fark edip kendinden bahsetmeyi bırakma ve sessizleşme dönemi.
Siz hangi dönemdesiniz?
Vedalaşamıyoruz... İnsanlarla, eşyalarla ve hatıralarla... İstifledikçe ağırlığımız artıyor ve hayat bizi daha dibe doğru çekiyor. Telefon rehberimizde minik mezarlıklar var artık. Kaç adım attığımızın hesabını tutan cihazlar, akşamları hedefe ulaşamayanların ifadesini alıyor.
Neye, ne kadar vakit harcayacağımıza tarifeler karar verirken, kotalar arası maratonda nefes nefese bir telaş yaşıyoruz.
Kompulsif biriktirme hastalığı artık eşyalarla sınırlı değil. Çöp evlerin dramı ruhlara sirayet etmiş durumda. Hafızasında yer kalmayan dijital cihazlar gibi ağır aksak yaşıyoruz hayatı. Gereksiz şeylerle öyle bir dolmuşuz ki geçmişten bir şeyler silmeden yeni hayal bile kuramıyoruz.
Eskiden mektup yazıp gönderirdik. Bütün duygularımız o minicik zarfa sığar ve bizden ayrılırdı. Zarfı yalayıp kapatırken içimizde cümlelere veda etmenin hafifliği olurdu. Ama şimdi gönderdiğimiz bütün yazılar “gönderilmiş postalar” sekmesinde...
Yirmi yaşında sosyal medya penceresinden öfkeyle haykırdığımız cümleler, kırk yaşında gelip yüzümüze çarpabiliyor.
Büyük veri denilen şey bu kadar büyümeden önce, tatile çıkar ve bütün yorgunluğumuzu ya sahildeki kumlara gömer ya da dağ zirvesinde bir ağacın dallarına asardık. Eve de hafiflemiş olarak dönerdik.
Şimdi geçmiş tatillerin fotoğrafları galerimizde, konum bilgisi haritalarda, kalan taksitler de ekstrelerde peşimizden gelmeye devam ediyor. Aldığımız uçak biletinden, verdiğimiz kiloya kadar her şey kayıt altında.
Kavgalarımızı hikâyelerde afişe ediyor, Whatsapp penceresine konan kırgınlıkları günlük sitemlerle besleyip büyütüyoruz. Hikâyede kalmasın dediğimiz birçok şey, hayat hikâyemize gereksiz ve yorucu satırlar ekliyor.
Yani geçmişimiz bir türlü geçmiyor ve yaşanmış her şey çeşitli formatlarda peşimizden koşturmaya devam ediyor. Bu arada hafıza-ı beşer bir türlü nisyan ile malül olamadığı için, unutup rahatlayamıyoruz.
Ve kaydettikçe, kaybediyoruz.
Barınağa teslim edilen dişi köpeğin korkak ve mutsuz tavırları dikkat çekmiş. Yapılan kontroller sonrasında yakın zamanda doğum yaptığı ve yavrularının alındığı tespit edilmiş. Bir araştırma sonucu yavrularına ulaşarak anne ve yavrularının tekrar bir araya gelmesi sağlanmış ve ortaya bu şahane manzara çıkmış.
📹 marinhumanesociety - Youtube
ÇOCUK EĞİTİMİNDE NELERİ YOK ETTİK?
1- Çocukların istedikleri her şeyi alarak sevinçlerini yok ettik.
2- Üzülmelerine hiç fırsat vermeyerek empati duygularını yok ettik.
3- Sıkılmalarına izin vermeyerek hayal güçlerini yok ettik.
4- Her sendelediklerinde hemen kollarına girerek problem çözme becerilerini yok ettik.
5- Her işi onların adına kendimiz yapmaya çalışarak öz güvenlerini yok ettik.
6- Okul başarısını hayatın tam merkezine yerleştirip, ahlaklı insan yetiştirme kaygısını yok ettik.
7- Çocuğun yanında sürekli okulu ve öğretmenleri çekiştirerek, öğretmene saygılarını yok ettik.
8- Daha okula başlamadan ellerine tablet ve akıllı telefon vererek akran iletişimini yok ettik.
9- Çocukları okuldan kulübe, kulüpten etüde, etütten özel derse koşturarak aile hayatını yok ettik.
10- Çocuğumuzun her anını sosyal medyada paylaşarak mahremiyet duygusunu yok ettik.
Sonuç?
Galiba biz çocuk eğitiminde işleri bayağı bir yok ettik.
Yorgun musun? 8 saat uyu
Üzgün müsün? Güzel müzik dinle
Düşünceli misin? Günlük tut
Sinirli misin? Egzersiz yap
Stresli misin? Yürü
Tükendin mi? Kitap oku
Boşlukta mısın? Ekran süresini kısıtla ve yeni kararlar al.
Güzel ve mutlu bir hayat size gelmiyorsa siz ona gidin 😎
#KadirGecesi
Güneşli bir semt pazarında buz satan adamın "sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin" diye bağırması gibi dualarımız..
Bilirsin, biz yine aynısını yapacaz...Ama yine de bize merhamet et,kimsemiz yok Yarabbim...sen o adamın da Rabbisin
Kadir geceniz mübarek olsun
Şamana “Zehir nedir?” diye sormuşlar, “İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir” demiş:
“Güç, yiyecek, ego, hırs, kıskançlık, korku, öfke, kendini beğenmişlik, hatta iyi niyet...”
Türk Yoğun Bakım Derneğinin,
60 ayrı merkezde yatan
951 hastanın aşılı ve aşısız olma durumlarını gösteren araştırması.
Tartışacak bir şey kalmıyor.
Aşı tam doz ise ,
yoğun bakıma yatmaktan ve
ciddi hastalıktan net bir şekilde koruyor.