Gördüğüm lüzum üzerine Hâkimler ve Savcılar Derneği yönetiminin herhangi bir kademesinde yer almayacağım. Herkese hayırlı, uğurlu olsun.
Yönetimimiz boyunca yaptığımız bazı faaliyetlere aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz:
https://t.co/3RfyZLpR3h
İlginç bir istatistik: Gelir düzeyi yüksek olan ülkelerde malvarlığına karşı suçların ve kasıtlı öldürme oranlarının da genel olarak daha düşük olduğu görülüyor.
Suçla Mücadele Ekonomik Refah ve Sistemin Değişimiyle Mümkündür: İsviçre, Norveç, Singapur ve Finlandiya'da Suç Oranları Ne Kadar?
https://t.co/KNyMxhKfyU
‘Dava masrafları yüzünden haklı vatandaş bile davadan vazgeçiyor’
HAKSAV Başkanı Hakim Mustafa Polat, artan dava maliyetlerinin vatandaşların hak arama özgürlüğünü ciddi şekilde kısıtladığını belirtti.
Detaylar haberimizde...@mustafpol
https://t.co/l7HoV9Lee6
'Vali, Hakim ve Savcıların Üstü Değildir'
Hâkimler ve Savcılar Derneği Başkanı Mustafa Polat, yargı bağımsızlığına ilişkin önemli bir açıklama yaptı.
Yargı mensuplarının vali ve kaymakam ziyaretlerinin doğru olmadığını belirtti.
https://t.co/gKHlvhdUuF
Vali, sadece Cumhuriyet Başsavcısı'nın değil; savcıların ve hâkimlerin de üstü değildir. Bu nedenle, görev yeri değişen veya ilk kez bir yere atanan meslektaşlarımızın, iadeiziyaret niteliği taşıyan durumlar dışında vali veya kaymakamları ziyaret etmeleri doğru bir uygulama değildir.
Kurumlar arasında elbette koordinasyon ve karşılıklı iletişim olmalıdır. Ancak bu iletişimin, yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin algıyı zedelemeyecek şekilde yürütülmesi gerekir.
Yargı bağımsızlığı sadece verilen kararlarla değil, yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki görünümüyle de ilgilidir. Bu nedenle, devlet protokolü ve yerleşik teamüllerin de kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun şekilde yeniden değerlendirilmesinin hukuk devleti ilkesine katkı sağlayacağı muhakkaktır.
https://t.co/4Zv9n896vJ
Bugün ülkemizde bir davayı açmanın ve sonuna kadar takip etmenin maliyeti, birçok vatandaş açısından ciddi bir yük hâline gelmiştir. İdare mahkemelerinde, asliye hukuk mahkemelerinde, aile mahkemelerinde, iş mahkemelerinde ve ticaret mahkemelerinde dava açan bir kişi; harçlar, bilirkişi ve keşif giderleri, tebligat masrafları ve davayı kaybetmesi hâlinde karşı taraf lehine hükmedilen vekâlet ücretleri nedeniyle on binlerce liralık bir mali risk üstlenmektedir.
Özellikle duruşmalı ve keşifli davalarda toplam maliyet, davanın türüne göre 60.000 TL'nin üzerine çıkabilmekte, bazı davalarda ise çok daha yüksek tutarlara ulaşabilmektedir. Bu durum, haklı olduğuna inanan birçok vatandaşın dahi "Ya davayı kaybedersem?" endişesiyle yargı yoluna başvurmaktan çekinmesine neden olabilmektedir.
Oysa hak arama özgürlüğü, Anayasa ile güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hakkın etkili şekilde kullanılabilmesi için mahkemeye erişimin yalnızca hukuken değil, ekonomik açıdan da mümkün olması gerekir. Adalet, yalnızca haklı karar verilmesiyle değil; vatandaşın makul bir mali yük altında mahkemeye başvurabilmesiyle de sağlanabilir.
Bu nedenle, yargılama harçlarının, keşif ve bilirkişi giderlerinin makul seviyelerde tutulması, ayrıca davayı kaybeden taraf üzerinde oluşan mali yükün yeniden değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Amaç, haksız davaları teşvik etmek değil; haklı olduğuna inanan vatandaşın sırf yüksek maliyet korkusu nedeniyle adliyenin kapısından geri dönmesini önlemektir.
Hukuk devleti ilkesinin gereği, adaletin sadece var olması değil, herkes için ulaşılabilir olmasıdır.
Yürütmenin durdurulması istemli açtığım davada yaklaşık 6.500 TL harç ödedim. Duruşma da talep etmiş olsaydım ödeyeceğim harç daha da artacaktı. Kendi davamdan ziyade vatandaşlarımız açısından düşünüyorum. Hak arama özgürlüğünün etkin şekilde kullanılabilmesi bakımından yargılama harçlarının makul seviyelerde tutulması önemlidir. Bu nedenle, vatandaşlarımızın adalete erişiminin güçlendirilmesi amacıyla yargılama harçlarının gözden geçirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.
HSK'ya Karşı Bilgi Edinme Hakkı Kapsamında Dava Açtım
Hakkımda düzenlenen müfettiş hâl kâğıtları ile performans değerlendirme ve geliştirme formlarının (PGDF) tarafıma verilmesi istemiyle yaptığım başvurunun reddedilmesi üzerine, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanlığına karşı Samsun İdare Mahkemesinde iptal davası açmış bulunuyorum.
Davanın temelini, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 30/03/2026 tarihli aykırılığın giderilmesine ilişkin kesin kararı oluşturmaktadır. Anılan kararda, müfettiş hâl kâğıtları ile aynı mahiyetteki performans değerlendirme ve geliştirme formlarının (PGDF), 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında ilgililerine verilmesi gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.
Bu karardan sonra yeniden yaptığ��m başvuruda, müfettiş hâl kâğıtlarının verilmesi istemim açıkça reddedilmiş; performans değerlendirme ve geliştirme formlarına ilişkin talebim hakkında ise herhangi bir karar verilmemiştir. Bu nedenle, söz konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun bağımsız yargı tarafından denetlenmesi amacıyla dava açılmıştır.
Bu dava, herhangi bir kişi veya kuruma yönelik bir ihtilaftan ziyade; bilgi edinme hakkının kapsamı, yargı kararlarının idare tarafından uygulanması ve hukuk devleti ilkesinin somut olayda nasıl hayata geçirileceğine ilişkin hukuki bir uyuşmazlıktır.
Mahkemenin vereceği kararın yalnızca şahsım bakımından değil, benzer durumda bulunan diğer hâkim ve savcılar bakımından da uygulamanın hukuki çerçevesinin netleşmesine katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Yargısal süreç devam ettiğinden, bundan sonraki değerlendirmelerimi de sürecin gerektirdiği hukuki hassasiyet çerçevesinde sürdüreceğim.
Bu konuda benzer bir durum yaşayan meslektaşlarım olursa, açtığım dava ve süreç boyunca edindiğim tecrübeleri paylaşmaktan memnuniyet duyarım. İsteyen meslektaşlarım bana özel mesaj yoluyla ulaşabilirler.
İYUK'un 28. Maddesinde Yapılmak İstenen Değişikliğin Hukuk Devleti İlkesi Bakımından Değerlendirilmesi
12. Yargı Paketi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesine eklenmesi öngörülen düzenleme; savunma, istihbarat ve kolluk hizmetlerinde görev yapan belirli kamu personeline ilişkin göreve iade kararlarının, genel idari yargılama usulünden farklı olarak ancak mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra yerine getirilmesini öngörmektedir.
Oysa Türk idari yargı sisteminde yerleşik ilkelere göre, iptal kararları hukuka aykırı idari işlemi tesis edildiği andan itibaren hukuk düzeninden kaldıran sonuçlar doğurmakta olup, bu kararların kesinleşmesi beklenmeksizin yerine getirilmesi esastır. Bunun anayasal dayanağı, Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında yer alan; yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu kararları hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve yerine getirilmesini geciktiremeyeceği yönündeki emredici hükümdür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de, kamu görevlilerine ilişkin işlemler bakımından mahkeme kararlarının uygulanmasını geciktiren benzer nitelikteki bir düzenlemeyi E.2014/149, K.2014/151 sayılı kararıyla iptal etmiştir. Yüksek Mahkeme söz konusu kararında; iptal davasının, bireylerin idareye karşı sahip oldukları en etkili yargısal koruma mekanizması olduğunu, hukuka aykırılığı tespit edilen idari işlemin hukuk düzeninden kaldırılmasının hukuk devleti ilkesinin doğal sonucu olduğunu vurgulamıştır. Kararda ayrıca, mahkeme kararlarının uygulanmasının kanun yolu incelemesinin sonuna kadar ertelenmesinin, iptal kararlarının hukuki sonuçlarını önemli ölçüde etkisiz hâle getirebileceğine dikkat çekilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin anılan kararında ortaya konulan bazı temel değerlendirmeler şu şekilde özetlenebilir:
İdarenin Mahkeme Kararlarını Geciktirme Yetkisi Bulunmamaktadır: Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca idare, mahkeme kararlarını yerine getirme konusunda takdir yetkisine sahip değildir. Kararların uygulanmasının geciktirilmesi veya farklı yöntemlerle ertelenmesi anayasal bağlayıcılık ilkesi bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.
Hukuki Güvenlik ve Hak Arama Özgürlüğü: Bireylerin yargı mercileri önünde elde ettikleri hukuki sonucun, sonradan yapılan kanuni düzenlemelerle etkisinin azaltılması veya geciktirilmesi; hukuk devleti, hukuki güvenlik ve hak arama özgürlüğü ilkeleri bakımından anayasal tartışmalara yol açabilecek niteliktedir.
Mahkeme Kararlarının Etkililiği: Anayasa Mahkemesi, mahkeme kararlarının fiilen uygulanmasını güçleştiren veya geciktiren düzenlemelerin, yargısal korumanın etkinliği bakımından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamış; mahkeme kararlarının bağlayıcılığının hukuk devletinin temel güvencelerinden biri olduğunu ifade etmiştir.
Bu çerçevede, 12. Yargı Paketi ile öngörülen "kesinleşme şartı", terörle mücadele veya milli güvenlik gibi kamu yararına dayalı gerekçelerle açıklanmakta ise de, Anayasa Mahkemesinin 2014 tarihli kararında ortaya koyduğu anayasal ilkeler bakımından benzer hukuki tartışmaları gündeme getirebilecek niteliktedir. Düzenlemenin Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi, 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve 138. maddesinde yer alan mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesi yönünden anayasal denetime konu edilmesi kuvvetle muhtemeldir.
Hukuk devletinde temel ilke, mahkeme kararıyla hukuka aykırılığı tespit edilen idari işlemin sonuçlarının gecikmeksizin ortadan kaldırılmasıdır. Bu ilkeye getirilecek istisnaların ise Anayasa'nın öngördüğü yargı kararlarının bağlayıcılığı, hukuki güvenlik ve etkili yargısal koruma ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle söz konusu düzenlemenin, anayasa hukuku ve idare hukuku bakımından öğretide ve yargı uygulamasında önemli tartışmalara konu olması beklenebilir.
Anayasa Değişikliği Şart Fakat Şu An Değil
Demokratik hukuk devletlerinin temel direği, toplumsal barışı, adaleti ve bireysel hakları güvence altına alan anayasalardır. Ülkemizin mevcut anayasal metninin, günümüzün hızla değişen sosyo-ekonomik dinamiklerine, hukukun evrensel ilkelerine ve modern demokratik standartlara daha uyumlu hale getirilmesi amacıyla kapsamlı bir anayasa değişikliğine ihtiyaç duyduğu açık bir gerçektir. Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin alanının genişletilmesi ve devlet mekanizmalarının daha etkin çalışması adına yapılacak bir reform, ülkemizin geleceği için elzemdir.
Ancak, anayasalar sadece hukuki metinler değil, toplumun her kesiminin ortak iradesini yansıtan en üst düzey toplumsal sözleşmelerdir. Bu nitelikteki köklü yapısal değişikliklerin başarısı, yürütülecek sürecin kapsayıcılığına ve meclis zeminindeki güçlü uzlaşıya doğrudan bağlıdır.
Mevcut Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) aritmetiği incelendiğinde, hiçbir siyasi parti veya ittifakın tek başına ya da mevcut ortaklıklarıyla anayasa değişikliğini doğrudan gerçekleştirecek veya referanduma sunacak nitelikli çoğunluğa (360 veya 400 sandalye) sahip olmadığı görülmektedir. Bu matematiksel gerçeklik, zorlama formüller veya anlık siyasi transferlerle aşılmaya çalışılmamalıdır. Böyle bir çaba toplumsal uzlaşıyı zedeleme riski taşır.
Bu doğrultuda;
*Yeni ve sivil bir anayasa sürecinin, siyasi kutuplaşmalardan arınmış, toplumun tüm kesimlerinin katılımına açık geniş bir istişare ortamında yürütülmesi,
*Söz konusu köklü reformun, milletimizin iradesinin meclis aritmetiğine yeniden ve en taze haliyle yansıyacağı önümüzdeki ilk genel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından ele alınması,
*Seçim takviminin getireceği dönemsel yoğunluğun, anayasa gibi kalıcı ve kapsayıcı olması gereken bir metnin hazırlık süreçlerini etkilememesi adına; çalışmaların yeni yasama dönemine bırakılarak daha geniş bir zaman diliminde yürütülmesi çok daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.
Netice itibarıyla, anayasa değişikliği ihtiyacı ne kadar acil ve gerekli ise, bu değişikliğin önümüzdeki seçimlerden sonra, milli iradenin en taze temsiliyle oluşacak yeni meclis yapısı bünyesinde ve tam bir toplumsal mutabakatla yapılması da o kadar hayati bir sorumluluktur.
Hâkim ve savcı maaşları, kamuoyunda çoğu zaman yalnızca rakamsal olarak değerlendiriliyor. Oysa bu meslek; yoğun iş yükü, binlerce dosyanın sorumluluğu, hedef süre baskısı, sürekli disiplin soruşturması riski, sık görev yeri değişiklikleri ve verilen kararların doğurduğu ağır hukuki sorumlulukla birlikte değerlendirilmelidir.
Ayrıca, hâkim ve savcıların mesleki geleceklerini doğrudan etkileyen Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararlarının önemli bir kısmına karşı etkili bir yargı yolunun bulunmaması, mesleğin taşıdığı idari ve hukuki yükü artıran unsurlardan biridir. Bunun yanında, 2008 yılı öncesinde mesleğe başlayanlarla 2008 yılı sonrasında göreve başlayan hâkim ve savcılar arasında emeklilik döneminde ortaya çıkan maaş farklılığı da uzun yıllardır tartışılan ve çözüm bekleyen önemli bir özlük hakkı sorunudur.
Bu nedenle, yalnızca maaş miktarına bakılarak sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve nitelikli hukuk hizmetinin sürdürülebilmesi için, hâkim ve savcıların üstlendikleri sorumluluk ve çalışma şartlarıyla uyumlu ekonomik ve özlük haklarına sahip olmaları önem taşımaktadır. Mevcut ücretler ve özlük haklarının, mesleğin yüklediği sorumluluk ve fedakârlıkla daha uyumlu hâle getirilmesi yönündeki taleplerin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Hâkim ve Savcılara Özel Sosyal Medya Platformu HAKSAV Sosyal Açıldı: Hâkim ve savcılarımızın yoğun iş yükü, hedef süre ve meslek stresinden biraz olsun uzaklaşabileceği, tamamen yerli ve milli imkanlarla geliştirilen sadece hâkim ve savcılara açık olan yeni dijital sosyal medya platformumuz HAKSAV Sosyal resmi olarak yayında! ⚖️📱
Platformumuz, yargı camiasının saygınlığına ve bilgi güvenliğine yakışır şekilde, dış dünyaya tamamen kapalı bir devre olarak tasarlandı. 🔒 Platforma yalnızca aktif olarak kürsü başında görev yapan hâkim ve savcılarımız adalet. gov. tr uzantılı resmi e-posta adresleriyle kimlik doğrulaması gerçekleştirerek üye olabilmektedir. İçerideki paylaşımlar hiçbir şekilde dışarıdaki vatandaşlar veya arama motorları tarafından görüntülenemez.
HAKSAV Sosyal İçerisinde Neler Var?
📱 Çoklu Platform Esintisi: Twitter’ın anlık gündem yaratma gücü, Instagram’ın görsel paylaşım estetiği, Facebook'un ve WhatsApp’ın samimi anlık mesajlaşma özelliklerinin tek bir güvenli çatıda harmanlandığı benzersiz bir deneyim.
🎙️ Sesi Yazıya Çevirme Teknolojisi: Mesleki hayatınızı kolaylaştıracak bu yapay zeka entegrasyonu sayesinde, telefondan sesli olarak kaydettiğiniz notları veya düşünceleri, bilgisayar ortamında anında metin olarak açıp çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
📖 Entegre Hukuk Sözlüğü: Kürsüde ya da dosya incelerken her an elinizin altında bulunacak, mesleki ihtiyaçlara yönelik kapsamlı bir dijital asistan.
📍 İnteraktif Tayin Modülü: Harita entegrasyonu sayesinde, tayin dönemlerinde meslektaşlarımızın gidecekleri bölgeler, adliyeler ve lojmanlar hakkında birbirleriyle güvenli ve sansürsüz şekilde bilgi, fikir ve yorum paylaşabileceği özel bir alan.
🎲 Eğlence ve Stres Atma Odaları: Yoğun duruşma ve dosya temposuna kısa bir ara vermek isteyen meslektaşlarımız için diğer hâkim ve savcılarla online olarak Satranç, Tavla veya Okey oynayabileceği dijital hobi alanları.
🚗 İkinci El Alım Satım Modülü: Güvenilir ve sadece camia içine açık, meslektaşlar arası ikinci el araç ve eşya alım-satım alanı.
💼 Kurumsal İndirimler ve Anlaşmalar: Hâkim ve savcılarla anlaşmalı olan kurumları takip edebileceğiniz özel modül.
📚 Halka Açık Mesleki Paylaşımlar: Platform içi iletişim tamamen kapalı olsa da meslektaşlarımızın yazdığı kitaplar, makaleler veya hukuki bilgilendirmeler gibi vatandaşlarımıza ve avukatlarımıza faydalı olabilecek içerikleri halka açık alanda paylaşma imkanı sunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki; halka hizmet, Hakka hizmettir.
🎬 Uygulamanın detaylı kullanımını anlattığım tanıtım videosunu buradan izleyebilirsiniz: https://t.co/HfgPm577is
🚨 Ekstra Güvenlik Projemiz: Ayrıca yine adalet camiamız ve tüm vatandaşlarımız için geliştirdiğimiz, acil durumlarda konum tabanlı hızlı SMS göndermeyi sağlayan Acil Durum Butonu uygulamamızın detaylarına da web sitemiz üzerinden göz atabilirsiniz: 🔗 https://t.co/IuMySdfWIy
Tüm yargı camiamıza ve kıymetli meslektaşlarımıza hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. 🏛️✨
👇 HAKSAV Sosyal Platformuna Erişim Linkleri:
🌐 Web Sitemiz: https://t.co/1g5kJwRXb6
🌐 Web: https://t.co/nIuiAotpYW
🤖 Android İndirme (Google Play): https://t.co/u2bO8c3IkK
🍏 iOS İndirme (App Store): https://t.co/KsRHUeeV9h
Türkiye'nin Avrupa Birliği yolculuğu, Başbakan Adnan Menderes döneminde yapılan ilk resmi başvuru tarihi olan 31 Temmuz 1959'dan bu yana 67 yıldır devam ediyor. Bu kurumsal hafıza ve vizyon, bugün ülkedeki birçok kişi ve kurumdan daha eski.
Avrupa Parlamentosunda Akın Gürlek ve Türk Yargı Sistemine İlişkin Sert Eleştiriler İçeren Türkiye Raporu Kabul Edildi
Avrupa Parlamentosu, A10-0106/2026 sayılı Türkiye Raporu'nu Genel Kurul'da yapılan oylama sonucunda kabul etti. Raporda, Türkiye'deki hukuk devleti mekanizmaları, yargı sistemi, temel hak ve özgürlükler ile bazı kurumsal yapılara ilişkin değerlendirme ve eleştirilere yer verildi.
Raporun dikkat çeken yönlerinden biri, bazı Türk yetkililer hakkında Avrupa Birliği'nin Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında kısıtlayıcı tedbirlerin değerlendirilmesi çağrısında bulunulması oldu. Bu kapsamda, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve mevcut Adalet Bakanı Akın Gürlek'in ismi de raporda açık şekilde yer aldı. Raporda ayrıca, insan hakları ve temel özgürlüklere ilişkin ihlallerden sorumlu olduğu değerlendirilen bazı kişi ve uygulamalar bakımından yaptırım mekanizmalarının değerlendirilmesi tavsiye edildi.
Metinde, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) yapısına ilişkin eleştiriler de yer aldı. Raporda, Kurulun hâkim ve savcıların seçimi, atanması ve terfilerindeki rolü değerlendirilirken, yürütme organından yeterli düzeyde bağımsız olmadığı yönünde görüşler ifade edildi. Bunun yanında, adli ve idari yargı kararnameleriyle gerçekleştirilen görev yeri değişiklikleri ile bu işlemlere karşı etkili bir yargısal denetim mekanizmasının bulunmadığı yönündeki değerlendirmelere de yer verildi.
Raporda ayrıca yargı bağımsızlığı, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, yüksek profilli davalar, yerel yönetimlere ilişkin uygulamalar, basın özgürlüğü ve temel haklar gibi başlıklarda da çeşitli eleştiri ve öneriler bulunmaktadır.
Bununla birlikte, Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen bu tür raporların doğrudan bağlayıcı hukuki sonuç doğurmadığını belirtmek gerekir. Söz konusu metinler, Avrupa Parlamentosu'nun siyasi değerlendirmelerini ve tavsiyelerini yansıtan belgeler niteliğindedir. Raporda yer alan yaptırım çağrılarının veya diğer önerilerin uygulanabilmesi için Avrupa Birliği'nin yetkili kurumları tarafından ayrıca değerlendirme yapılması ve ilgili karar süreçlerinin işletilmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla kabul edilen rapor, Türkiye açısından doğrudan hukuki sonuç doğuran bir belge olmaktan ziyade, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye'deki hukuk devleti, yargı sistemi ve kurumsal yapılara ilişkin g��ncel yaklaşımını ortaya koyan siyasi bir metin niteliğindedir. Bununla birlikte, görevde bulunan bir Adalet Bakanının isminin yaptırım çağrısı bağlamında açıkça anılması, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri bakımından dikkat çekici ve istisnai bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
Raporun tam metni:
https://t.co/fUoDNZdIA3