Yargı sistemimize göre İ. Melih Gökçek'in sabahın köründe evden alınması, gözaltı ve muayene sırasında videolarının çekilip yayınlanması, mallarına elkonulması, şirketlerine kayyım atanması gerekmiyor mu ?
Bugüne kadar herkese bunlar yapıldığı için sordum.
Herkes haddini bilecekmiş, dini değerlerle alay edilemezmiş...
Peki madem öyle neden bakara-makara diyen adama haddini bildirip ters kelepçe takmadınız ve üstelik büyükelçilikle ödüllendirdiniz?
Kamuoyunun Dikkatine!
Dünyanın en köklü aktif müzik grubu olarak yapılan bu saygısızlığa karşı avukatlarımız gerekli hukuksal süreçleri başlatmıştır.
Asdfghjkl 😂
Şaka şaka.
Son gösterine bayıldık, İyi ki varsın 🙏 @idgoktas
Neşemizi de çalamazlar ya 😜
@kilicdarogluk Mühürsüz pusula lar geçerli sayıldığında veya diplomasız aday olunduğunda halkı sokağa çağırma cesareti olmayandan ana muhalefet olmaz... Boş teneke olur
@kilicdarogluk İki olasılık var, 3. yok:
1- Saraya çalışıyorsun. Ya çıkar ilişkisi kurdun ya tehdit edildin. İkisi de aynı...
2- Bunadın. Kendine gerçeklerle ilgisi olmayan başka bir dünya kurdun. Etrafındaki saçma sapan tiplerle...
Cumhuriyet Halk Partisi’ni kimin yöneteceğine, Ak Parti Yargı Kolları değil, Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar bu binadayım, hiçbir yere gitmiyorum.
Majestelerinin muhalefeti olmayı reddediyoruz.
Teslim olmayacağız!
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
Değerli keklerim
Gerçek başkanlık sistemi işte böyle olur.
ABD Yüksek Mahkemesi, Trump‘ın kararname ile kafasına göre koyduğu gümrük vergilerini, yetki aşımı olarak
değerlendirdi ve durdurdu.
Başkanlık sisteminin taklitlerinden sakınınız!!
Ağır bedel ödersiniz!!!
Capisci??
Vekil maaşından önce, vekil sayısına odaklanmak gerek…
Eskiden 450 idi…
Sonra 550 oldu…
Ardından 600…
Sayı arttıkça temsili demokrasiyi iliklerimizde hisseder olduk!!!!
Fenerbahçe taraftarlarının Kadıköy’de, Özhan Canaydın'ı saygı duruşu bitene dek alkışlayarak tarihe geçtiği anlardan 1-2 yıl evvel Galatasaray tribünlerinde “Siktir ol git Özhan” besteleri söyleniyordu.
Saygıdeğer bir hayat yaşayanlar daima Kadıköy semalarında saygıyla uğurlanır.
Peki Fenerbahçe bunları yaparken siz ne yaptınız? Kurşunlanan Fenerbahçe otobüsünün akabinde taraftar grubunuzun sosyal medya hesaplarından "seni sevmeyen ölsün" tweeti atmadınız mı? otobüslerde poz verip tişört bastırmadınız mı? Bu yüzden sizin Fenerbahçe’ye hiçbir şey söylemeye hakkınız yok.
En hazini de şu, Bugün dahi Gökmen Özdenak’ı anmıyorsunuz. Onu sadece, kendi taraftarınızdan gelecek tepkileri azaltmak için bir kalkan olarak kullanıyorsunuz. Ne Gökmen Özdenak ne de ölümü zerre umurunuzda değil. Tek derdiniz, yönetemediğiniz korkularınız. Bırakın Fenerbahçe’yi siz kendi taraftarınızdan bile ölesiye korkuyorsunuz.
Mağlubiyeti ve yönetiminizin iş bilmezliğini karartmaya çalışmayın. Bir defa dürüst olun ve camianıza hesap verin.
Muhalifler olarak, önce temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrımı, şeffaflık, hesap verilebilirlik gibi demokrasinin temel ilkelerini kurtaracağız,
ondan sonra liberal demokrasi mi, sosyal demokrasi mi, muhafazakar demokrasi mi diye siyasi arenada tartışırız, gerekirse kapışırız!!
Ama önce elbirliği ile demokrasiyi kurtarmamız gerek…
Her şey bu kazanamayacak adayın, ısrarla ve emrivaki ile kendisini aday göstertip, “anayasaya aykırı ama mağdur olmasın diye Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz etmeyeceğim” demesiyle başladı ve devam ediyor!!!
Ne kadar kolaymış bu iş yau!!!
Yıllarca boşuna 40-50 bin canla, 100 milyarlarca dolarla bedel ödemişiz!!
Bütün mesele, Ankara’da yüzde 7-8 oyu olan bir siyasetçinin çıkıp
“Sayın kurucu önder, lütfen örgütünüze silah bırakma çağrısı yapınız” demesine,
onların da “ayıp ettin, lafı mı olur, emrin olur abi” demesine bakıyormuş!!!
Diplomasını yırtan Boğaziçi Üniversiteli genç,
- “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”
- “Türk milletini, cumhuriyeti, devletin kurum ve kuruluşlarını aşağılama” ile gözaltına alınıp, suçlandı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna “1923 kanlı darbesi” diyen şeye şimdiye kadar en ufak bir hukuki süreç başlamadı.
Hukuk devleti ya!!!