Atatürk, 1930 yılında, kendisine ömür boyu cumhurbaşkanlığı teklif edilmesi üzerine şu açıklamayı yapmıştı:
"Bana öteden beri bu ve buna mümasil tekliflerde bulunanlar çok oldu. Siz ve efkârı umumiye bilmelisiniz ki bu yoldaki teklifler hoşuma gitmemiştir ve gitmez.
Benim gayem Türkiye'de yeni Türkiye Cumhuriyeti'nde millet hâkimiyeti takviye etmek ve ebedileştirmektir. Dediğiniz gibi bir teklifi benim idealimi cidden rencide eden bir manada telâkki ederim. Bu noktada şu veya bu tefsirlerle giden sözlerin manasını, beni iyi tanımış olan Türk milleti benden daha iyi takdir eder." (Gazi Mustafa Kemal, Akşam gazetesi, 25 Eylül 1930)
Kendisine yapılan “tek adamlık" tekliflerini “gülünç” ve “budalaca” bulduğunu söyledi. Bir gün Hasan Rıza Soyak’a şöyle demişti:
“Şaşarım o efendilerin perişan akıllarına! Hep biliyoruz ki memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca nedenlerinden biri de odur. Biz öteden beri böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Şimdi nasıl olur da benim ayrı yoldan gitmekliğim, yeniden devlet hayatında, tarafımdan böyle bir çığır açılması istenebilir.”
(Kaynaklar: Akşam, 25 Eylül 1930; Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 24, s. 282; Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, C. 2, İstanbul, 1973, s. 435-436).
Ayrıntı için bkz.👇
Sinan Meydan yazdı : ATATÜRK UYARMIŞTI: ‘EGEMENLİĞİNİZİ ASLA BİR ŞAHSA VERMEYİN’ | Cumhuriyet https://t.co/7T1CQCtnsH
Artık “Günaydın dostlar” diye basit bir tweet atmak ile bir Opera bestelemek aynı zorluk mertebesine indi. Tek tık.
Yozlaşmış ve yüzeysel bir dünyada kimsenin umurunda olmayan bir gelişme yaşanıyor;
insanın umudu olan sanat, yapay zeka algoritması sisteminin yardımı ile milyar veri baabında kopyalandı, tek düğmeye basarak bir kaç saniye içinde Opera bestelemiş oluyorsunuz…
Artık filanca Yapay Zeka App. Kopyalaması ile, şiir yazıyor, şarkı besteliyor, şarkı söylüyor hatta tüm dillerde söylüyorsunuz.
Hiç müzisyen olmayan biri ile dünyanın en büyük müzisyenlerinin tamamen eşitlendiği bir fırsattasınız. Siz bunu eğlencesine yaptığınızı söyleyebilirsiniz, ama değil, sistemin ve yarışın içindesiniz, istemediğiniz halde dahil edildiniz.
İlginçtir,5 dakikalık şarkınıza 20 saniyede kavuşuyorsunuz.
Yani 5 dakika “ne çıktı sonuç” diye merak edip dinlemeye zahmet bile etmemiş bir yapay zeka yardımı.
Şarkınız hazır
Hayatı boyunca yeni bir müzik için ilk albümüne yoğunlaşmış bir genç sanatçıyı düşünün, bambaşka bir meslekteki bir arkadaşı ona 15. Albümünü yaptığını anlatıyor…
O arkadaşı bu genç sanatçıyı niye dinlesin? Şu yarını muallak dünyada?
“Ben yaptım” de geç..
Bu böyle bir çağ.
Çocukluğundan beri üstün yetenekleri, emeği, azmi, yıllarca süren öğrenimi, onyıllarca süren deneyimi , tecrübesi, ürünleri ile “sanatçılık” bir yaşam biçimi, bir ekmek kapısı idi.
İstisnai yeteneklerin vardıkları yüksek seviye noktaların dünyaya tüm gezegene bir çığlık gibi sunulması ve insanlık duvarına bir tuğla ekleyerek progres göstermesi idi.
Bir ses idi.
Bir varoluş idi.
Şu anda ise her gün herkes 2000 yıllık gelişime -kendisinin olmayan- bir “vasat ve amaçsız KOPYA” ile ürün güya ekleyebiliyor tüm bu pastaya ortak oluyor, “ben yaptım” diyor.
“Sanatın değil ama sanatçı kariyerlerin sonu” olarak gösterilen bu çağda, ilginç bir şekilde sanatçılar olmadan nasıl sanat olacağı beya sanatçılar karnını doyuramadan bu işin nasıl olacağı konuları asla cevaplanmıyor ve es geçiliyor.
Kayıt dünyasının dijital platformlara aktarılmasındaki kapitalizm büyük yara açmıştı, şimdi ölüm vuruşu yolda.
İnsana özgü gelişim progreslerine de Aİ ve robot teknolojisi dahil ediliyor.
Robot 100 metre dünya rekorunu kırıyor. Çok doğal. Kırar tabi.
O zaman insan niye ilerlesin ve rekoru kırmayı denesin?
Tek düğmeye basıp Senfoni besteliyorsanız gerçek bir sanatçının senfonisi ne olacak?
Tüm bunlar…
Bir “ses” oluyor mu?
Hayır.
“Mış gibi oluyor mu?”
Maalesef evet…
Fazıl Say
Böyle kanun olur mu?
Demokrasinin en belirgin özelliklerinden biri yetkililerin, karar vericilerin gerektiğinde tüm eylemleri için millete hesap verebilmesidir.
Demokraside "Siz bu konudaki görevleriniz için hesap vermeyeceksiniz!" diyen bir kanun olmaz, eğer olursa o düzen demokrasi olmaz!
Türkiye'de çevrenin korunması adına umut verici bir gün. Bu yeni mahkeme kararının duyulmasına destek verirseniz sevinirim. Bizzat kendi adıma ve tüm memleket hayrına Aydın’daki yeni maden ocağı projesinin ruhsatının iptali için açtığım davada maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Böylelikle, valiliğin “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı açtığım davada Aydın 2. Idare mahkemesinden aldığım iptal kararından sonra bu sefer de Aydın 1. İdare Mahkemesi tarafından ilgili müteahhit firmaya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (“MAPEG”) tarafından verilen maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Öyle orman gördüğünüz her yeri darmaduman edecek şekilde kazmayı vurup kazmaca yok. Memleketin doğasına sahip çıkan vatandaş var. Hukukçular var. Aydın'da hakimler var.
Bu kararın ilgili sayfalarını 290,000 takipçime iletiyorum. Memleketin nice yerlerindeki doğa katliamlarına karşı kullanılabilecek önemli bir karardır. Eğer duyurulmasına ve elden ele dolaşarak bilinmesine katkı verebilirseniz, koruma etkisi benim yetişebildiğim yerlerle sınırlı kalmamış ve yurt sathına yayılabilmiş olacaktır.
Siz bakmayın Özgür Özel şunu yanlış yaptı bunu yanlış yaptı diye yumuşak sedirinde kıçından ahkam kesenlere. Özgür Özel tek başına müthiş bir demokrasi mücadelesi veriyor. Genel merkezden çıkması bile partiyi korumak için yaptığı bir hamle parti binasına polis yollayan utanmazlara karşı bir CHP lilik gösterisi.
🔴 UN Secretary-General Guterres:
''Atatürk was a leader who understood that peace does not emerge by chance.
Atatürk’s vision of ‘Peace at home, peace in the world’ reflects the spirit of the UN.''
CELAL ŞENGÖR HOCA'dan MÜTHİŞ YAZI...
Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur, plansız şehirlere şekilsiz gökdelenler inşaa ederek yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir.
Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır.
Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde, devletinde Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflâsyonu başlattığını bilmez (çünkü Avrupalı dünyayı keşfederken, muhteşem(!) padişahları hareminde gönül eğlendirmekte, dünyayı öğrenelim diyen Pirî Reis'in kafasını vurdurmaktadır...
O, muhteşem(!) yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa düşmüştür ki, öğrenci haydutluğa başlamıştır (buna softa şekâveti denir). Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhteşem(!) Süleyman devrinde aldığımız gibi (1.Viyana bozgunu 1529), Hint Okyanusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da bu büyük(!) padişah efendimizin devrindedir.. Yine onun zamanında dünya keşfedilirken, Hint Okyanusu'na kadırga denen sandallarla açılan ve 1554'te Hindistan'da karaya oturan büyük(!) bir amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmıştı. El alemin dünyayı öğrendiği bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip, eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir detaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı...
Büyük(!) Sultanımız Süleyman'ın Fransa kralı 1.François'i hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'nın kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu?
Tek becerdiği kalıcı şey, aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa'yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak oldu..
Artık yeter!. Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip büyütüyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz... Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım...
Prof.Dr. Celal Şengör
Ayrıca, halka bilgi vermekten çok uyutmaya odaklanan, kavgalarla Reyting toplamaya çalışan, yok kuaförüm sensin, yok yemekteyiz veya temizlik benim işim gibi basit, birbirini aşağılayan, saçma sapan programlardan da bıktık, usandık, bu kanalları yönetenleri şiddetle kınıyor ve bir an önce aydınlatıcı öğretici programlar yapmalarını diliyorum.
“Türkiye’den yurtdışına kaçırılan yaklaşık 9.000 tarihi eseri tek tek tespit edip yeniden vatanıma kazandırdım; fakat havalimanında beni karşılayan tek bir kişi bile yoktu…”
Tanıştıralım: Veysel Donbaz, Türkiye’nin sayılı Sümerologlarındandır. Beş ölü dil bilmektedir: Sümerce, Akadca, Asurca, Babilce ve Hititçe.
200’e yakın uluslararası makale yayımlayan Donbaz, ayrıca İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca bilmektedir.
Bugüne kadar çivi yazısıyla yazılmış yaklaşık 10.000 kil tableti okumuştur. Envanterini tuttuğu tablet sayısı 60.000’dir ve 43 yıl boyunca İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesindeki Eski Şark Eserleri Müzesi Tablet Arşivi’nin şefliğini yapmıştır.
Şu an 86 yaşında olan Veysel Donbaz, ne yazık ki hak ettiği ilgi ve alakayı hiçbir zaman görmemiştir.
— Veysel Donbaz (Asurolog / Sümerolog)