Hz. Hüseyin Efendimiz muhiblerin miracıdır.
Efendimiz ﷺ buyurmuş:
“Hüseyin’i seveni Allah ﷻ sever.”
Hüseyin Efendimiz hem Allah ﷻ sevgisine ve hem de Rasûlullâh’a ﷺ miracımızdır.
Efendimizin ﷺ mübarek kalbinin arşına ulaştıran en yakın yol Hüseyin Efendimizi sevmektir.
Hicrî 61. yılı Âşûrâ günü şehid olan Hz. Hüseyin (ra) Efendimiz hakkında Nûr dedesi Rasûlullâh ﷺ’ın buyruklarına gönül kulağı verelim:
“Hasan ve Hüseyin benim dünyadaki iki reyhanımdır.”
“Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah, Hüseyin’i seveni sevsin.”
Hicrî 61. yılı Âşûrâ günü şehid olan Hz. Hüseyin (ra) Efendimiz hakkında Nûr dedesi Rasûlullâh ﷺ’ın buyruklarına gönül kulağı verelim:
“Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir.”
“Allah’ım! Ben onları seviyorum, Sen de onları sev; onları sevenleri de sev.”
Hicret, her müminin hayatında bir Mekke'nin, bir Medîne'nin ve bu ikisi arasında bir Sevr'in olması gereken bir yolculuktur.
Mekke sabır,
Sevr tevekkül,
Medîne, mahsûlün tahsîli dönemidir.
Hicret, ferdi olarak yaşanılan İslam'ın, ümmet olarak yaşanmasına açılan bir kapıdır.
Hicret, bir sene daha yaşlanman değildir.
Kâmil bir müminin yetişmesinde bir mihenk taşıdır.
Hicret, insandaki beşerî ve nefsî hâllerin beşeriyetten ve nefsânîyetten kurtulup rahmâniyete dönme yolculuğudur.
Hicret, kalbin bütün cihetleriyle Allah ve Rasûlü’ne kâmilen dönmesidir
Hicret bir takvim yaprağının değişmesi değildir.
Hicret, ilâhî bir mekteptir.
Hicret, bir şehirden çıkmak değildir.
Hicret, Allah'a ﷻ yönelmektir.
Hicret, coğrafî olarak bir mekan değiştirme değil, Allah'a ﷻ kulluk yolculuğudur.
Hicret, Hz. Ebûbekir Sıddîk (r.a) gibi Rasûlullâh ﷺ Efendimizle beraber olanın “Allah bizimle beraberdir.” hitabına mazhar olmasıdır.
Hicretin sırr u hikmeti
«لا تحزن إن الله معنا»
“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.”
âyetinde gizlidir.
Tasavvufun özü ne keşiftir, ne keramettir, ne de makamdır.
Tasavvuftaki maksadı keşif, keramet ve makam olanın kalbi Allah'a dönmemiş demektir.
Kardeşim,
Sen bu yola keşif, keramet ve makam için geldiysen, dışarıya!
Nefis tezkiyesi için geldiysen,
başım gözüm üstüne!
Abdullah Fârûkî Hazretleri;
kendine değil,
Allâh'a çağırmıştır.
Kendi yoluna değil,
Rasûlullâh’ın ﷺ yoluna çağırmıştır.
Kendi sözleriyle değil,
Allâh Kelâmıyla çağırmıştır.
Nefsi tezkiyeye çağırırken,
hevâ ve hevesiyle değil,
Rasûlullâh’ın sünnetiyle, sözleriyle çağırmıştır.
Kur'ân-ı Kerîm'in, toplumun maddî ve manevî hayatına sirâyet etmeyişinin ve bereketinin görülmemesinin en büyük nedeni;
Ümmetin, Rasûlullâh’dan ﷺ kopuk olması ve Kur'ân ahkâmının Sünnet'ten tecrit edilmesidir.
Peygamberimizin ﷺ’in ahlakıyla ne kadar ahlaklanırsan nefsin o nispette temizdir,
Peygamberimizin ﷺ ahlakından ne kadar uzak isen Allah’tan da o kadar uzaksın.