Bir doktor anlatıyor;
"84 yaşındaki hastam, raporlu ilacını yazdırmak için yanıma geldi. Özellikle 1 kutu yaz diyor. Bu sabah sordum, bu ilaçlar raporlu neden 3 kutu yazdırmıyorsunuz da, her ay gelip 1 kutu ilaç yazdırıyorsunuz diye.
Cevabı: 84 yaşındayım, ne zaman öleceğim belli değil, ilaç israf olmasın.."
Belki de böyle nur yüzlü büyüklerimizin hatırına ayakta bu memleket...
Allah şu bilinci bizlere de nasip etsin...
Özel Öğretmenler Sendikası, depremden hemen sonra da bölgede yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için çalışma başlatmıştı. Sadece Hatay’da yaklaşık 3 bine yakın öğretmen özel okullarda, etüt merkezlerinde, kurslarda ve ücretli olarak çalışıyordu.
Depremden bir yıl sonra bu konuya ilişkin haberleri kamuoyuna yansıtmıştım.
Mesleki kariyeri 10 yılı bulan öğretmenler, deprem bölgelerinde kamuya geçiş hakkı tanınmasını talep etmişti. Aşındırmadıkları kapı kalmamasına rağmen çağrıları sonuçsuz kaldı. Oysa 1999 depreminden sonra benzer bir uygulama yapılmıştı.
#hatay
EVLENİYOR MUSUN?
Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki:
“Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.”
Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka?
Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş.
Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi.
Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır.
Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle.
Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim.
Evvela kadına değil, kendine bak.
Sen yurt tutacak adam mısın?
Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun?
Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın?
Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin?
Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir.
Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır.
Sonra karşındakine bak.
Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur.
Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir.
Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun?
Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır.
Bir de şuna bak:
Merhameti var mı?
Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir.
Ve nihayet şunu unutma:
Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir.
Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi.
Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır.
Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır.
O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma.
Soyuna sopuna değil, haline bak.
Sözüne değil, susuşuna bak.
Gülüşüne değil, öfkesine bak.
Süsüne değil, çekmecesine bak.
Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak.
Ve hepsinden önce aynaya bak:
Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
Millet erkenden kalkıp Milli Takım maçı için hazırlık yapıyor. Beraberinde ailesiyle kahvaltı keyfi yapmak istiyor. Ama yine malum firmanın azizliğine uğruyor.
Bu şehirde elektriğe ulaşabilmek
hakikaten lüks oldu.
Sabah 6.30'dan bu yana farklı mahallelerden mesaj kutuma onlarca şikayet yağdı.
#hatay
Şirketlere devletin el koyması, kayyum marifetiyle ticari faaliyetlerin yönetilmesi ve yargılama sürerken şirketlerin üçüncü taraflara satılması evrensel hukuk ilkelerine ve insan haklarına açıkça aykırıdır.
Bu işe tevessül eden bir ülkeye yabancı yatırımcı gelmeyeceği gibi, yerli girişimci bile bu ortamdan kaçarak başka ülkelere gitmeye bakar.
Pahalı mal satıyor gibi bir gerekçeyle şirketlere el konuyorsa, yakında mahalle bakkalı, manavı ve berberine de kayyum atanabilir. Serbest piyasa düzeninde sanki hiçbir hukuki tedbir yokmuş gibi, derhal el koymayı normal kabul ediyorsanız, insanlığınızı sorgulayın derim.
Bu hukuk yanlışının kamuoyu tarafından infial halinde konuşulmamasına da hayret ediyorum doğrusu.
Acımız büyük.
Öfkemiz daha çok...
Ağrı Hamur Soğanlıtepe'de Irmak Öğretmenimizin köyündeyiz. Sınıfı açık, kalemi kitabı masada...
Tahtada el yazısı. Öğrencileri sınıfta. Her şeyden habersiz...
Irmak öğretmenimizin duyulmayan çığlığı, bugünden itibaren bizim meydanlardaki sesimizdir.
Güle güle öğretmenim. Hesabını soracağız!
#IrmakAyşeKoparan
#IrmakÖğretmenİçinAdalet
@tcmeb@Yusuf__Tekin@egitimis@egitimisagri
TEŞHİR EDİYORUZ !!!
IRMAK KOPARAN ÖĞRETMEN'E,
"70 bin lira maaş alıyor, günde 2-3 bin lirayı da yola versin, ne olacak?"
diyerek mobbinge maruz bırakan İlçe Millî Eğitim Müdürü'nü unuttuk mu sandın?
İlçe Millî Eğitim Müdürü Mehmet Özmüş görevden alınıp derhâl tutuklansın.
TEŞHİR EDİYORUZ !!!
IRMAK KOPARAN ÖĞRETMEN'E,
"70 bin lira maaş alıyor, günde 2-3 bin lirayı da yola versin, ne olacak?"
diyerek mobbinge maruz bırakan İlçe Millî Eğitim Müdürü'nü unuttuk mu sandın?
İlçe Millî Eğitim Müdürü Mehmet Özmüş görevden alınıp derhâl tutuklansın.
#solcumedyahaber
Arsuz merkezdeki ana caddenin hâli. Bilmeyenler için kısa bir özet geçmek isterim. Buradaki tüm işletmelerin iş yapabildiği dönem Mayıs-Eylül ayları arası. Sezon açıldıktan sonra işletmeler kazanç sağlayabiliyor. Çünkü dışardan ziyaretçi yaz sezonu buraya geliyor. Burada daimi olarak yaşayan nüfus sayısı yüksek olmadığı için kış dönemi bizim gibi işletme sahipleri için çok sakin geçer. Görüldüğü gibi hala yollar kazılmaya devam ediyor ve her yer toz toprak çukur içinde. Nasıl ayağa kalkabileceğimizi birisi bana anlatabilirse çok iyi olur. Gerçekten akıl sağlığımızı korumakta zorlanıyoruz.
Türk Gıda Kodeksi yönetmeliğine göre E 171 olarak bilinen Titanyum Dioksit rafine beyaz ekmek, beyaz şeker peynir, sakız diş macunlarında bile kullanılan katkı maddesi
ABpotansiyel karsinojenik etkisi nedeniyle yasakladı
Türkiye'de henüz kimse duymadı
Gıda Terörüne Dur De,
Nous sommes le 02 juin 2026, quand vous lirez ces lignes j’aurais quitté ce monde.
Pour ceux qui ne me connaissent pas, je m’appelle Christine Cotton, je suis ce qu’on appelle une lanceuse d’alerte. j’ai travaillé 25 ans pour l’industrie pharmaceutique dans la gestion et l’analyse des données cliniques. En tant que biostatisticienne, Depuis décembre 2020, je me suis plongée dans les documents du vaccin covid du laboratoire pfizer. J’ai ecrit de nombreux documents et fait de nombreuses émissions pour partager les vrais résultats. Mes conclusions sont catastrophiques, en plus de la non validité des résultats due à des erreurs voire des fraudes manifestes. Le vaccin pfizer que la population a recu, que vous avez peut-être recu n’est pas celui de l’essai clinique au 95% d’efficacité annoncée par tous les politiques, journalistes et médecins de plateau. On vous a administré un produit pour lequel il n’y avait strictement aucun résultat , ni d’efficacité, ni de tolérance. Ce message n’a pas pour but de faire du sensationnalisme sur les reseaux mais pour vous informer de l’une des plus grosses manipulations que l’humanité aut connu. Toutes les preuves se trouvent dans la derriere version de mon travail que je vous invite a télécharger et a lire. Pour les plus feignants et les tres occupes, les quelques pages de la conclusion et les liens sur les docs sources vous éclaireront déjà beaucoup.
Je suis tombée malade au moment ou j’ai porté plainte contre les autorités de santé. Je souffre depuis plus d’un an de douleurs atroces partant des lombaires jusque dans les jambes, de brulures dans la peau ,essentiellement dans les jambes et le dos. J’ai consulté des médecins généraliste, neurologues, ostéopathe, virologue, dermatologue, rhumatologue, psychiatre , homéopathe… j’ai avalé des milliers de gélules de compléments alimentaires, des anxiolytiques, des neuroleptiques, des antidouleurs prescrits par le centre antidouleur. J’ai meme fait des seances de bioresonnance et vu des magnétiseurs et ce, sans aucun résultat.
Je suis a bout de ce que je peux supporter.
Je demande pardon a ceux qui m’aiment, vous qui me suivez sur les réseaux sociaux depuis 4 ans, mes amis, mes parents et surtout a dieu ou quel que soit sa nature ou son nom de mettre fin a ma vie, moi qui n’aie eu de cesse de la protéger depuis l’enfance , que ce soit la vie végétale, animale ou humain.
Je remercie du fond du coeur ceux qui m’ont soutenue , encouragée et tous ceux qui prient ou ont organisé des groupes de prière. Je vais vous demander de prier encore pour que mon ame soit au plus vite dans la lumière du créateur.
Günlerdir butlan kararı sonrası yaşananları ayrıntılarıyla takip ediyorum. Tartışmalar, iddialar, atışmalar, bela okumalar, ıslanmalar, bilmiyorumlar vs. vs.
Türk Milleti'nin gözüne indirilmiş bir oyunun her perdesinde farklı farklı toplum mühendisliği kokan; gerçeğin algı ile olan savaşına takınıklık ediyoruz.
Şimdi bu meselenin cambaz meselesi olduğunu anlamamız lazım.
İpi çeken: İktidar.
İpe çıkan: CHP
İpi izleyen: Vatandaş.
Vatandaşı soyan: Malum şirketler...
Sirkin sahibi ise ülkenin her noktasını toprağından tarımına, ormanından madenine, fabrikasından borsasına işgal eden Batı sermayesi.
İpe çıkan CHP'de iki cambazın Batı ile olan ilişkilerine inersek, Yaşlı cambazın yıllarca bugünler için hazırladığı "meclis kurgusuna" itiraz yükselten bizlerin zamanında yaşlı cambaza bağlı CHP'liler tarafından nasıl yaftalandığını hatırlıyorum.
Genç cambaza ses yükselten, "Türk Milleti'nin yanında dur" diyen, "Batı'dan medet umma" diyen, "iktidarın oyununa gelme diyen, "süreçte olma" diyen bizlerin genç cambaza bağlı CHP'liler tarafından "ulusalcı" olarak nitelendirilip nasıl düşman ilan edildiğini hatırlıyorum.
Tabi bu arada iktidarın "aptal" olmayıp Barrack'a tek kelime edemediği, Yahudi lobisi ziyareti sonrası maden izinlerinden başlayan "meşruiyet ödemesi" imzalarını ardarda çıkardığı; fakirliğin, yoksulluğun, işsizliğin, faiz ödemelerinin, enflasyonun konuşulmadığı sadece ipe çıkanların ortada olduğu basit bir sirkin içinde klasik bir sonucu yaşıyoruz.
Soyuluyoruz. Fakirleşiyoruz.
Arada olup bitenlere bakalım. TFF'nin maçlarda İstiklal Marşı'nı kaldırması, İç borçlanma, teröristlere af, anayasaya değişikliği var.
Türk Milleti'nin daha büyük resme odaklanması lazım. Adalet, hak, hukuk arayışı içinde soygunun donuna kadar indiğini görmesi lazım.
CHP'nin ip üzerindeki oyun sahnesinde bu soygundan uzaklaşmaması lazım.
Haziran ayında sirkin içinde bizleri daha farklı ve heyecanlı oyunlar bekliyor.
Türkiye "sivil" anayasa adı altında geleceğini büyük riske atıyor. Türk Milleti'ni meşgul etmekten keyif alan iktidar-muhalefet ikilisinin sirk içindeki mücadelesi anayasa söz konusu olunca göreceksiniz ki; ortak gösteriye dönecek.
İyi seyirler...