Sınıf sınıf inceledim: Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi bu yıl 128 mezun verdi. Bu 128 öğrenciden 21’i üniversite sınavında ilk 100’e girdi. Bu durum, hayatın olağan akışına aykırı görünmektedir. Konunun açıklığa kavuşturulması amacıyla mutlaka adli ve idari soruşturma başlatılmalıdır.
Bir baba, kızının doğum gününde gelecek kimsesi olmadığı için sizi davet ediyor:
"14.06.2026 Pazar saat 13.00'te Emaar AVM 1 No'lu doğum günü odasında 4 yaşındaki kızım Karaca'nın doğum gününü kutlayacağız. Ankara'dan İstanbul'a geldik ama burada akrabamız ve kızımın arkadaşı yok. Tek başına üzülmesin istiyoruz. Çocuğunuzla, yeğeninizle ya da sadece siz gelip "Doğum günün kutlu olsun Karaca" derseniz çok seviniriz. Palyaço ve Barbili pasta olacak. Hediye istemiyoruz, sadece yanımızda olmanız yeter"
Bir annenin kızmasıyla bir babanın kızması çocukta neden aynı etkiyi yaratmaz, hiç düşündünüz mü? 🤔
Özellikle Batı terminolojisiyle yetişen uzmanlar annelerin anlık tepkilerini bazen çok sert eleştirebiliyor. Ancak durum sandığımızdan biraz daha farklı. Çocuk, annenin içinden doğar ve ilk 6 ay boyunca anneyi kendi bedeninin bir parçası, bir organı gibi algılar. Aralarında öyle bir iç içelik vardır ki, annenin anlık parlaması, "oğlum, kızım" diyerek sesini yükseltmesi ya da o meşhur terliği fırlatması çocukta dışarıdan gelen bir "şiddet" olarak kodlanmaz. Bu anlık tepkiler çocuğun kişiliğini zedelemez. (Elbette zarar verici, sürekli bir şiddet modelinden bahsetmiyorum!).
Fakat baba "öteki"dir; dış dünyayı temsil eder. Bu yüzden babanın sesini yükseltmesi çocuk için bambaşka ve çok daha sarsıcı bir olaydır. Çünkü biz özgüveni, sınırları ve dış dünyayla bağlantı kurmayı babadan öğreniriz. Sevgiyi, duygusal regülasyonu ve iç disiplini ise anneden alırız.
Annelerin o kendine has, duygusal ve sınırları esnek dünyasını eleştirirken bu derin bağı gözden kaçırmayalım. Peki siz evde anne ve baba olarak bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? Yorumlarda buluşalım. 👇🏻
En mi última sesión con mi terapeuta dije:
“Siento que se me está acabando el tiempo para construir la vida que quiero”.
Ni siquiera me preguntó por qué. Solo me miró con calma y dijo:
Anksiyetesi olan hekim cok ayrı bisey ya.Dün konuşuyoruz.1 yaş cocugu var,ateşi olmus.3 gecedir uyuyamamis ama atesi düşüremediği icin degil aklina gelen tanilardan.Sebebi bilinmeyen ates dersi vardir tıpta. 40-50 tane tanı vardır orada. Kanserlerden bazi enfeksiyonlara romatizmal hastaliklardan ilaclara kadar. Onlarin hepsini düşünmüş ve tek tek elemek icin detaylı muayene etmis miniğimi:) Neyseki işi tetkike kadar götürmemiş🙏Aslinda cocuk soguk alginligi ama boğazı cok degil azicik kızarık diyor. İşte anksiyete boyle biseydir. Kişinin elinde değildir bunlari düşünmek. Bu kişilere asla ama asla bilerek yapıyor yada huyu böyle demeyin...
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca bazı insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
Bir kadın, erkeklerin de erkeklerden nefret ettiğini iddia etti:
“Hani bazen ‘Erkek şiddeti ne? Biz anlamıyoruz’ diyorlar ya o kadar iyi anlıyorlar ki.
Kız çocuğunuza erkek bakıcı tutar mısınız? Peki kız çocuğunuzun kız arkadaşlarını mı daha didik didik incelersiniz yoksa erkek arkadaşlarını mı?
Kızınızı eve arabayla bir kız arkadaşımı bıraksın isterseniz yoksa erkek arkadaşı mı?
Kızınız sarhoş oldu diyelim. Çevresinde kadınlar mı olsun istersiniz yoksa erkekler mi?
Siz erkek şiddeti ne demek çok iyi biliyorsunuz. Yalnızca bilmezden geliyorsunuz.”
Eyüp’üm için çok az imza geldi. Lütfen o öldürüldü. 12 yaşında ‘ yavaş çalışıyor diye bıçaklandı.’ Şimdi üstü kapatılıyor. Nolur buna izin verme 🥺 https://t.co/XfWVi4tEra
arkadaşlar merhaba. iş yerim panik atağım sebebiyle çıkışımı vereceklerini söyledi bugün.
ben hem evime, hem anneme, hem kedi çocuklarıma bakıyorum. çalışmak mecburiyetindeyim.
ankara/yaşamkent civarı kasiyerlik başta olmak üzere uygun olan her işe talibim.
paylaşır mısınız? 🙏