Banu Avar : Ama siz ERMENİ kökenlisiniz
Patrick Deveciyan : Burası bir ULUS DEVLET ve ben de FRANSIZ yurttaşıyım; yani FRANSIZ'ım
Banu Avar : Ama siz değil misiniz TÜRKİYE'de, KÜRT, LAZ, ÇERKEZ, ERMENİ, SÜRYANİ'ler var; "TÜRKİYELİ" DENİLMELİ diyen?
Patrick Deveciyan : O BAŞKA!
İşte bütün mesele bu iki kelimede gizli: "O BAŞKA!"
Bu bir dil sürçmesi ya da masum bir çelişki değil; küresel ölçekte yürütülen iki yüzlü bir kimlik mühendisliğinin en net itirafıdır!
Fransa söz konusu olduğunda "ulus devlet" kutsal, vatandaşlık bağı "Fransızlık" tartışmaya kapalı; ama hedef Türkiye olunca, aynı odaklar birden "mikro-milliyetçilik" havarisi kesilir, "Türkiyeli" kavramını dayatır.
Peki neden?
Çünkü buradaki amaç eşitlik, çoğulculuk veya demokrasi falan değildir. Buradaki amaç, kavramları sulandırarak tarihi bağları koparmak, aidiyet duygusunu yok etmek ve Türk kimliğini kendi topraklarında sığınmacı konumuna düşürmektir. Fransa'da entegrasyonu savunanlar, Türkiye'de ayrışmayı fonlar.
Kendi ülkelerinde tek bir ulus kimliği altında birleşenlerin, bize gelince "Türkiyeli" masalı anlatması masum bir sosyolojik tercih değil, bilinçli bir jeopolitik operasyondur.
Kavramlarını teslim eden bir millet, en sonunda coğrafyasını da teslim eder. Milliyetinin adını söylemekten çekinenler, yarın o kimliği savunacak iradeyi de bulamazlar.
Tekrar ediyoruz: Fransa vatandaşı Fransız'dır, Almanya vatandaşı Alman'dır, İtalya vatandaşı İtalyan'dır. Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes de TÜRK'tür!
Peki bu ülkenin adını, kimliğini ve ruhunu "Türkiyeli" diyerek nötrleştirmek isteyenlerin asıl derdi nedir?
Biz bu toprakların yabancısı ya da geçici misafiri değiliz!
Biz Türkiyeli değil, TÜRK'ÜZ! 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Mekânın sahibi biziz!
#NeMutluTürkümDiyene
#TürkiyeliDeğilTürküm
Duruşma salonuna pasta getirecek kadar gerçeklikten kopmuşlar. Kocası 2430 yılla yargılanırken ortada kutlanacak ne var? Bu, vicdan yoksunluğunun ve utanmazlığın geldiği son nokta olsa gerek.!!!
Dilek İmamoğlu / #sallandık
Tüüh yazıklar olsun...
#Atatürk 'ün huzurunda bile provokasyon yapabilecek hale geldiler. Kullanamadıkları, tek #Anıtkabir kalmıştı.
Aldığı talimatlarla #CHP'yi böldü yetmedi, Anıtkabir'i kirletti!
Bu rezilliğin de sonu gelecek elbet...🇹🇷
Tüüh yazıklar olsun...
#Atatürk 'ün huzurunda bile provokasyon yapabilecek hale geldiler. Kullanamadıkları, tek #Anıtkabir kalmıştı.
Aldığı talimatlarla #CHP'yi böldü yetmedi, Anıtkabir'i kirletti!
Bu rezilliğin de sonu gelecek elbet...🇹🇷
Şu rezillere bakar mısınız?
Atatürk’ü istismar ettiklerinin en net kanıtı.
Orada bile olay çıkardılar, neyseki askerler hepsini şutladı…
Tarihe geçen bir maskaralık!
@DrTarkanOzcetin@BaranHalit Hazır mamaları farelerle birlikte yiyen kedilerin doğasıyla oynanıyor! Aynı kaptan yediği fareyle karşılaşınca onu yemek bir yana, adeta oyun oynuyor #kediler!
🇹🇷 Üzerinde Türk Bayrağı ve Atatürk olan olan paramız, Amerikan markası taşıyan kartlardan daha önemlidir.
Para sadece bir değişim aracı değil aynı zamanda bir EGEMENLİK ve DİRENME aracıdır.
Nakit paranın geçmediği işletme olmaz.
Kağıt parayı savunmak zorundayız.
İzmir’de görev yapan Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Şeyda Örs Kaya, akciğer sönmesini saniyeler içinde tespit edebilen yenilikçi bir mobil uygulamaya imza attı 👏
Sağlık alanında hayat kurtarabilecek bu önemli çalışmanın daha fazla kişiye ulaşması ve hak ettiği değeri görmesi için destek olmaya devam edeceğiz 🙏
Bilimle, emekle ve azimle gelen bu başarı hepimize umut veriyor 💙
Metroda 5-6 yaşlarında bir çocuk ve anne birer koltukta otuyorlardı. Tren kalabalıklaşınca anne çocuğuna
- Hadi teyzeye yer ver sen yanıma otur, dedi.
Çocuk tek başına oturmak istedi.
Ayaktaki yaşlı kadın:
Bırakın çocuktur otursun, dedi Anne hepimize ders gibi bir cevap verdi.
- Çocuklar keyiflerinin her istediğini yapamayacağını öğrenmeli. Şimdi, burada bunu öğrenmezse ömür boyu öğretemem, dedi ve çocuğunu yanına aldı.
Çocuklara aşırı hoşgörü göstermek, her istediğini yapmak da ona bir kötü muameledir.
Erdemli anneler erdemli çocuklar yetiştirir.
Bir yayıncının Kahramanmaraş olaylarından sonra, Eşref Rüya vb. dizilere tepkisi gündem oldu:
“Kendi ülkemde kafayı yemek üzereyim! Siz benim vatanımda neden hap atan adamı izletip, mafya güzellemesi yapıyorsunuz!”
Bir takipçimin yorumu. Takdir sizin!
***
Bir ev düşün.
Sabah çocuk kapıdan çıkıyor. Anne derin bir nefes alıyor:
“Okula gitti, kurtuldum.”
Aynı çocuk okul kapısından giriyor. Öğretmen içinden geçiriyor:
“Akşam olsa da kurtulsak.”
Çocuk gün boyu iki kapı arasında dolaşıyor.
Birinde yük, diğerinde kalabalık.
Kimse onu istemiyor gibi.
Kimse açıkça “git” demiyor belki ama kimse “kal” da demiyor.
İşte mesele burada başlıyor.
Bu çocuk aç değil.
Bu çocuk çıplak değil.
Bu çocuk cahil de değil.
Ama bu çocuk sahipsiz.
Sahipsizlik ne yapar?
Sahipsizlik çocuğu hemen bozmaz.
Önce sessizleştirir.
Sormaz
İtiraz etmez
Dikkat çekmez
Sonra yavaş yavaş şunu öğretir:
“Ben olmasam da olur.”
Bu cümle yerleşti mi, gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Aile neyi kaçırıyor?
Aile şunu zannediyor: “Çocuğum okulda, güvende.”
Hayır.
Çocuğun bedeni güvende olabilir ama zihni boşta.
Zihin boşta kaldığında:
Telefon doldurur
Algı doldurur
Kimlik satıcıları doldurur
Uyuşturucu doldurur
Radikal fikirler doldurur
Aile sonra şaşırır: “Biz nerede hata yaptık?”
Cevap acıdır: Çok erken rahatladınız.
Okul neyi kaybetti?
Okul artık çocuk için:
Merak edilen bir yer değil
Güvenilen bir yer değil
Dinlenilen bir yer değil
Okul, sadece:
Not
Sınav
Yoklama
Bu kadar.
Öğretmen yorulmuştur, evet.
Ama çocuk bunu bilmez.
Çocuk şunu hisseder:
“Bu adam da beni istemiyor.”
Bir çocuk iki yetişkinden de aynı hissi alırsa, üçüncü bir yere gider.
O üçüncü yer:
Sokak olabilir
Ekran olabilir
Çete olabilir
Para olabilir
Ama asla masum olmaz.
En büyük yanılgı
Herkes diyor ki: “Bizim zamanımızda böyle değildi.”
Evet, değildi.
Çünkü o zaman çocuk:
İsteniyordu
Fark ediliyordu
Birinin umurundaydı
Şimdi çocuk sadece yönetiliyor.
Yönetilen çocuk bağlanmaz.
Bağlanmayan çocuk savunmaz.
Savunmayan çocuk satılır.
Bir çocuk, istenmediği yerde ya kabalaşır ya kaybolur.
Bugün kabalaşanlar:
Öğretmen dövenler
Kuralla alay edenler
Bugün kaybolanlar:
Kimliksizler
Umursamazlar
“Bana ne” diyenler
Aynı hikâyenin iki sonucudur.
Bu çocuklar bozulmadı.
Bu çocuklar boş bırakıldı.
Ve boş bırakılan her alan, bir gün mutlaka başkası tarafından doldurulur.
Öncedn,ciddi psikolojik sorunu olan çocuklar dışnda,bu tür durumlr yaşanmzdı.Annelerin"Ayıp, yasak, günah"uyarıları vardı. Bunlar katı uygulanmaz, sessizce yapılrdı.Ta ki, Pedagoglar,kişilikli/özgür çocuk yetştirmk adına,bunları yasaklayana kadr!
Çocuk,ebeveyni elinde oynatıyor!
Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik.
Şeyma Çekici
#çocuk #eğitim #aile #anne #baba
Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik.
Şeyma Çekici
#çocuk #eğitim #aile #anne #baba