İnsanlar öldükten sonra attığınız nutuklara değil, yaşarken alacağınız önlemlere ihtiyacımız var.
Deprem olur, kimse istifa etmez.Maden çöker, tren devrilir, çocuklar ölür, sel olur, yollar çöker... Yine kimse suçlu değildir.
Her felaketin ardından aynı sessizlik!
#hatay
YENİDEN YÖNETİCİ GÖREVLENDİRME SÜRECİNDE YAYIMLANAN GÖRÜŞ YAZILARI MAĞDURİYET YARATMAKTADIR
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen yeniden yönetici görevlendirme sürecinde son günlerde yayımlanan görüş yazıları, sahada görev yapan okul yöneticileri açısından ciddi kaygı, mağduriyet ve adaletsizlik tartışmalarını beraberinde getirmiştir.
Yönetici görevlendirmelerinde esas alınan değerlendirme ölçütleri uzun süredir bilinmekte ve eğitim yöneticileri kariyer planlamalarını, proje çalışmalarını ve mesleki faaliyetlerini bu kriterlere göre yürütmektedir. Ancak süreç başladıktan sonra yayımlanan görüş yazıları ile bazı belge ve çalışmaların kapsamının daraltılması, uygulamanın geriye dönük biçimde değiştirilmesi anlamına gelmektedir.
Özellikle;
Sosyal sorumluluk programlarına ilişkin puanlamanın yalnızca ortaöğretim kurumlarıyla sınırlandırılması,
Daha önce kabul gören bazı çalışmaların ve belgelerin sonradan geçersiz sayılması,
Sadece güncel belgeye puan verilmesi yönündeki yorumların süreç devam ederken uygulanmaya çalışılması,
eşitlik ve hukuki güvenlik ilkeleri açısından ciddi sorunlar doğurmaktadır.
Görevde bulunan birçok okul yöneticisi;
yıllarca Bakanlığın teşvik ettiği projelerde görev almış,
kurumlarında kalite ve belgelendirme süreçlerini yürütmüş,
sosyal sorumluluk faaliyetlerini organize etmiş,
mesleki gelişim çalışmalarına emek vermiştir.
Bugün ise aynı yöneticiler, başvuru süreci devam ederken ortaya çıkan yeni yorumlar nedeniyle puan kaybı ve görev kaybı riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.
Daha da vahimi; yönetmelikte açık hüküm bulunmayan bazı konuların “görüş yazıları” ile yeniden yorumlanması, iller arasında farklı uygulamalara yol açabilecek bir belirsizlik ortamı yaratmaktadır. Aynı belge bir ilde kabul edilirken başka bir ilde reddedilebilecek, bu durum ise liyakat ve adalet duygusunu zedeleyecektir.
Eğitim kurumları kişisel yorumlarla değil; açık, öngörülebilir ve herkese eşit uygulanan kurallarla yönetilmelidir.
Bizler;
yönetici görevlendirme süreçlerinde hukuki güvenliğin korunmasını,
süreç başladıktan sonra kriter değişikliği yapılmamasını,
görüş yazılarıyla yeni mağduriyetler oluşturulmamasını,
tüm eğitim kurumları için eşit ve objektif uygulama sağlanmasını,
emek veren yöneticilerin hak kaybına uğratılmamasını
talep ediyoruz.
Unutulmamalıdır ki eğitim kurumlarında adalet duygusunun zedelenmesi yalnızca yöneticileri değil, tüm eğitim sistemini olumsuz etkilemektedir.
@BirGun_Gazetesi@halktvcomtr@Hizamrc@ozkan_oztas@sendikatobsen@serkanbebek61@solhaberportali@tcmeb@Yusuf__Tekin@ogretmenlersyfs@gundemogretmen1@egitimajansi@TvCumhuriyet
Genel Başkanımız Deniz Ezer'den 1 Mayıs'a Çağrı!
Değerli üyelerimiz ve halkımız, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde haklarımız için alanlardayız!
- Ekmek, adalet, hak ve hukuk talebimiz için alanlarda olacağız.
- Emeğimizin sömürülmesine ve yok sayılmasına karşı omuz omuza duracağız.
- Laik ve bilimsel eğitim talebimizle, çocuklarımıza güvenli bir yaşam sunmak için sesimizi yükselteceğiz.
- İşsizliğe ve adaletsizliğe karşı mücadelemizi büyüteceğiz.
Tüm halkımızı ve eğitim emekçilerini, adalet talebiyle TÖBSEN kortejinde buluşmaya davet ediyoruz!
Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın iş, ekmek, adalet mücadelemiz!
#1Mayıs #1mayısişçiveemekçibayramı #EmekVeDayanışmaGünü #HakHukukAdalet #Sendika
Eskişehir Mihalıççık'ta, Doruk Madencilik bünyesinde çalışan ve aylardır maaşlarını alamayan, haksızca işten çıkarılıp tazminatlarına el konulan madenciler, seslerini duyurmak için günlerdir yollarda. Bugün Enerji Bakanlığı'na yürüyerek sadece hakları olanı talep etmek istediler. Karşılaştıkları manzara ise muhatap bulmak yerine biber gazı, polis kalkanları ve gözaltılar oldu.
Sendika yöneticileri ve maden işçileri gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra, şu an bakanlık önünde açlık grevine başlamış durumdalar.
Emeğin ve haklı taleplerin karşısına barikat kurulamaz.
Bizler, en zor zamanlarda birbirinin elinden tutanlar olarak, bugün Ankara asfaltında hakkını arayan madencinin direnişini iyi anlıyoruz. Maden işçisi yalnız değildir.
Haklı mücadeleleri sonuç verene, o alın terinin karşılığı ödenene kadar onların sesini duyurmaya devam edeceğiz.
Direnen tüm maden emekçilerine
Bin selam olsun."
#MadencininEliniTut
Vicdanları yaralayan bir hukuksuzlukla daha karşı karşıyayız.
Aydın KYK Güzelhisar Kız Öğrenci Yurdu’nda asansörün düşmesi sonucu hayatını kaybeden öğrencimiz Zeren Ertaş’ın davasında, tüm kamu görevlileri hakkında beraat kararı verilmiştir. Bu karar, adaletin değil; cezasızlığın somutlaşmış halidir.
Bu dava, birkaç taşeron çalışanına kesilen göstermelik cezalarla kapatılmak istenmiş; asıl sorumlular bilinçli bir şekilde korunmuştur. Bu karar, yalnızca bir davayı değil, toplumun adalete olan inancını da yok etmektedir.
Zeren Ertaş’ın ölümü bir “kaza” değildir. Bu bir ihmaller zincirinin, denetimsizliğin ve kâr hırsının sonucudur. Bu bir cinayettir.
Öğrencilerin barınma ve güvenlik hakkını piyasanın insafına terk edenler, bu ölümün doğrudan sorumlusudur. Kamusal hizmetleri tasfiye eden, denetimi ortadan kaldıran, liyakati yok sayan anlayış; gençleri güvencesizliğe ve ölüme sürüklemektedir.
Devletin görevi; öğrencileri tarikat ve cemaat yurtlarına mahkûm etmek değil, güvenli, ücretsiz ve insan onuruna yaraşır barınma koşullarını sağlamaktır. Bu sorumluluğunu yerine getirmeyenler hesap vermek zorundadır.
TÖBSEN olarak açıkça ilan ediyoruz:
Zeren Ertaş’ın ölümüne neden olan herkes yargılanana ve hak ettiği cezayı alana kadar bu davanın peşini bırakmayacağız.
Bu düzenin yarattığı karanlığa teslim olmayacağız.
Ne laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelesinde geri adım atmayacağız,ne de gençlerimizin geleceği için mücadeleden taviz vermeyeceğiz.
Zeren Ertaş için adalet istiyoruz.
Cezasızlığa boyun eğmeyeceğiz.
TÖBSEN YÜRÜTME KURULU
#ZerenErtaş #aydın #kyk
Yaşasın 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı!
Emeğimiz, haklarımız ve aydınlık yarınlarımız için omuz omuza veriyoruz! TÖBSEN olarak, gücümüzü birliğimizden alıyor ve meydanlarda sesimizi hep birlikte yükseltiyoruz.
Eğitim emekçileri başta olmak üzere tüm emek dostlarını, haklı mücadelemizi büyütmek ve dayanışmayı örmek için 1 Mayıs'ta TÖBSEN saflarında buluşmaya davet ediyoruz.
🗓️ Tarih: 1 Mayıs 2026 Cuma
📍 Toplanma Yeri: Maksim Alanı
🕧 Toplanma Saati: 12.30
🚩 Miting Alanı: Sevsen-Nevzat Şahin Ortaokulu Karşısı, Defne/Hatay
#1Mayıs #TÖBSEN #İşçiVeEmekçiBayramı #Yaşasın1Mayıs #Sendika
@sendikatobsen
Hatay Valiliği’nin Antakya ilçesi için yarın bir gün süreyle okulları tatil etmesi doğru bir karardır. Zira iki saatlik yoğun yağış dahi ciddi riskler oluşturabilecek niteliktedir.
Ancak Defne ilçesinde tatil kararı alınmamış olması isabetli değildir. Antakya’dan Defne’ye günlük olarak gidip gelen öğrenci ve öğretmenlerin bulunduğu bilinen bir gerçektir. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda, ulaşım güvenliği ve olası riskler açısından Defne ilçesinde de eğitim-öğretime bir gün ara verilmesi gerekmektedir. @hataymem@HatayValiligi@Hizamrc@sendikatobsen@sozgazetesi31
Devletin cinsel istismara uğrayan depremzede çocuk için yarattığı bu düzeni değiştireceğiz.
Hatay'da depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen ailesiyle birlikte
konteyner kentte kalan 10 yaşındaki M.D.Y.'nin annesi Cemile Yıldırım ve babası Hüseyin Yıldırım, M.D.Y.'yi cinsel istismar suçuyla yargılanan eski uzman çavuş ve AKP'li Kırıkhan Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü olan Mehmet Demir tarafından duruşma günü ateşli silahla öldürüldü. Mehmet Demir'in ateşli silahla ağır yaraladığı M.D.Y. ise hastanede yaşam mücadelesi veriyor.
📌 M.D.Y. 6 Şubat depreminden sonra yaşama tutundu.
📌 Gıda yardımı yapan belediye müdürü tarafından istismara uğradı.
📌 Üç yıldır konteyner kentte yaşıyordu.
📌 Ailesinin verdiği adalet mücadelesi görmezden gelindi.
📌 Tutuksuz yargılanan cinsel istismar faili tarafından ailesi öldürüldü.
📌 Kendisi hastanede yaşam mücadelesi veriyor.
Cezasızlık politikaları faillere o kadar güven veriyor ki, Mehmet Demir bir zabıta memuruna yalancı şahitlik yaptırmaya cesaret edebilmiş ve duruşmaya gelmeyen zabıtayı da ateşli silahla öldürmeye çalışmış.
Depremdeki sayısız ihmali telafi etmek için çalışması gerekenler, gıda yardımı yaptıkları bir ailenin çocuğunu istismar ediyor. Aynı belediyenin başkanı 55 kişinin hayatını kaybettiği Kupik Apartmanı davasında, apartmanın altında marketi bulunan ve kolon kestiği iddia edilen Kırıkhan Belediye Başkanı Ömer Erdal Çelik.
Çocukları depremde koruyamayan, istismara uğramasına sebebiyet veren, annesiz babasız bırakan bu düzeninizi yıkacağız. M.D.Y.'nin hesabını soracağız.
Okullardaki Ramazan dayatmasına öğretmenlerin tepkisi büyüyor: 'Verilen görevleri yerine getirmeyeceğiz'
Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda ramazan temalı etkinlikler düzenlenmesini istemesi tepki çekti. TÖB-SEN, uygulamaların laik ve bilimsel eğitimi zedelediğini belirterek boykot çağrısı yaptı.
Haber: Özkan Öztaş (@ozkan_oztas)
https://t.co/k7Wm5f1JQq
Laiklik; farklı inançların, kimliklerin ve yaşam biçimlerinin bir arada, eşit ve özgür yaşayabilmesinin teminatıdır.
Ramazan ayı kapsamında okullarda uygulanması planlanan etkinliklere dair kaygılarımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz. Eğitim kurumları; tüm inançlara eşit mesafede duran, hiçbir öğrenciyi dışlamayan, bilimsel ve pedagojik ilkelere bağlı kamusal alanlar olmak zorundadır.
Çocukların ailelerinin inanç pratiklerini belgelemeye yönlendirilmesi; pedagojik açıdan sakıncalı olduğu gibi, öğrenciler arasında ayrışma ve ötekileştirme riskini de beraberinde getirir. Eğitim ortamı, her çocuğun kendini güvende hissettiği ortak yaşam alanıdır.
Bilimsel, laik ve kamusal eğitimden vazgeçilmesine karşıyız. Çocuklarımızın eşit, özgür ve güvenli bir eğitim ortamında yetişmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.
#Laiklik #TÖBSEN
LAİKLİĞİ FİİLİ OLARAK KALDIRMAYA ÇALIŞAN BAKAN,AYRICA TEK DİN TEK MEZHEP DAYATMASIDA YAPMAKTADIR
Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte okullarda uygulanacağı belirtilen etkinlik programları kamuoyuna yansımıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 81 ile gönderdiği yazı doğrultusunda; öğrencilerin öğretmenleri eşliğinde camilere götürülmesi, Ramazan ayına ilişkin dini kavramların öğretilmesi, çeşitli söyleşiler düzenlenmesi ve özellikle okul öncesi öğrencilerden aileleriyle “Ramazan hazırlığı yaparken ya da dua ederken” fotoğraf çektirip okula getirmelerinin istenmesi planlanmaktadır. Fotoğraf getiremeyen çocukların ise sınıfta bu temaya uygun resim yapmaları öngörülmektedir. Ayrıca “iftar”, “sahur”, “Ramazan topu” gibi kavramların çeşitli etkinliklerle öğretilmesi hedeflenmektedir.
Bu uygulamalar pedagojik, hukuki ve toplumsal açıdan ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. Öncelikle, eğitim kurumları tüm yurttaşlara eşit mesafede, bilimsel ve laik bir anlayışla hizmet vermek zorundadır. Devlet okullarında belirli bir inanç pratiğinin merkezine yerleştirildiği etkinliklerin zorunlu ya da fiili zorunluluk yaratacak biçimde organize edilmesi, anayasal laiklik ilkesini zedelemektedir. Laiklik yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılığı değil; aynı zamanda kamusal eğitim alanının tüm inançlara ve inançsızlıklara karşı tarafsız kalmasının güvencesidir.
Özellikle okul öncesi çağdaki çocukların dini ritüellerle özdeşleştirilmiş görseller getirmeye yönlendirilmesi, pedagojik açıdan sakıncalıdır. Bu yaş grubundaki çocuklar soyut kavramları yeni yeni anlamlandırmaktadır. Ailelerin inanç pratiklerini belgeleyip sınıf ortamına taşımaya zorlanması; farklı inançlara sahip ya da herhangi bir inanca mensup olmayan çocukların kendilerini dışlanmış, eksik ya da “öteki” hissetmelerine zemin hazırlayabilir. Eğitim ortamı, hiçbir çocuğun kimliği nedeniyle ayrışmadığı, kendini baskı altında hissetmediği bir alan olmalıdır.
Ayrıca eğitimin temel amacı; eleştirel düşünme becerisi gelişmiş, bilimsel yöntemi esas alan, sorgulayan bireyler yetiştirmektir. Bilimsel ve laik eğitimden uzaklaşılarak dini referanslı etkinliklerin kurumsal bir programa dönüştürülmesi, eğitimin evrensel niteliğine zarar vermektedir. Kamusal kaynakların ve okul ortamlarının belirli inanç biçimlerinin yaygınlaştırılması için kullanılması kabul edilemez.
Eğitim politikaları; toplumun tüm kesimlerini kapsayan, çoğulcu ve demokratik bir anlayışla belirlenmelidir. Okullar ibadethane değildir; pedagojik ilkelere göre yönetilen kamusal kurumlardır. Hiçbir çocuk, ailesinin inancınedeniyle dolaylı baskı altında bırakılmamalıdır.
@canugur1987 @av_06_goztepe
@ismailari_@BurcinAtilgan@edipyuksel@veganzulal@sendikatobsen@zubeydesariii@HandanKoltuk@sendikatobsen@TvCumhuriyet@BirGun_Gazetesi@halktvcomtr@Hizamrc@serkanbebek61@ismailsaymaz@ismaildukel
◾️Depremin yıldönümünde Hatay'da eylem: 'Sesimizi duyan olmadı'
Kahramanmaraş merkezli sarsıntıların 3. yılında Hatay başta olmak üzere 11 ilde binlerce yurttaş, kayıplarını anmak ve sorumlulardan hesap sormak için 04.17'de meydanlara indi.
https://t.co/QQqvJpK3l0
Sendikal faaliyet suç değildir!
Baskılar, soruşturmalar ve sürgünlerle eğitim emekçilerinin sesi kısılmak isteniyor. Buna karşı dayanışmamızı büyütmek, haklarımızı ve onurlu mücadelemizi savunmak için bir araya geliyoruz.
Tüm eğitim emekçilerini, demokratik ve sendikal haklara yönelik baskılara karşı ses yükseltmeye; bilimsel, laik ve kamusal eğitim mücadelesinde omuz omuza durmaya çağırıyoruz.
📍 Yer: Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü
🗓 Tarih: 6 Şubat Cuma
⏰ Saat: 16.00
Basın açıklamamıza ve dayanışma buluşmamıza tüm eğitim emekçilerini ve duyarlı kamuoyunu davet ediyoruz.
Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖB-SEN) Bursa İl Temsilciliği
@sendikatobsen@DenizEzer@Hizamrc@GurhanCokgezer@bursailmem16@Osmangazi_MEM@BursaValiligi@tcmeb
6 Şubat’ın 3. Yılında: Unutmadık, Affetmiyoruz!
6 Şubat 2023’te yaşadığımız büyük felaketin üzerinden zaman geçse de, yitirdiğimiz canların acısı yüreğimizde tazeliğini koruyor. On binlerce insanımızı kaybettik, milyonlarca yurttaşımızın hayatı geri dönülmez biçimde değişti. Bizler, bu topraklarda yaşamı savunanlar olarak; unutmamak, unutturmamak ve bir daha yaşanmaması için mücadele etmek zorundayız.
Deprem kader değildir. İhmallerin, rantın ve denetimsizliğin sonucudur. Aradan geçen zamana rağmen depremle ilgili yargılamaların büyük bölümü hâlâ sonuçlanmamış, sonuçlanan birçok dosyada ise kararlar müteahhitlerin ve sorumluların lehine çıkmıştır. Bu tablo, adalet duygumuzu yaralamakta ve felaketin üzerinin örtülmek istendiğini göstermektedir.
Kaybettiklerimizi anmak, aynı zamanda sorumluları hatırlatmak ve gerçek bir adalet talebini yükseltmektir. 6 Şubat’ta yapılacak anma etkinliğimize tüm halkımızı davet ediyoruz.
"YAŞAM İÇİN,ADALET İÇİN,GÜVENLİ KENTLER İÇİN BİR ARADAYIZ"
📍Toplanma Yeri:Necmi Asfuroğlu Anadolu Lisesi(Buradan Uğur Mumcu Alanına meşaleli yürüyüş yapılacak)
🕒Toplanma Saati: 03:15
📅Tarih: 6 Şubat 2026
#6Şubat #deprem #hatay
Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası olarak 9 Ocak 2026 tarihli ve 33132 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin hukuka aykırı gördüğümüz hükümlerinin iptali istemiyle dava açtık.
Dava konusu ettiğimiz hükümler arasında ;
Rotasyon uygulaması,
Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri ile sınavla öğrenci alan diğer eğitim kurumlarına öğretmen atama kriterlerinin yer almaması,
Hizmet puanı bakımından getirilen ve belirsizlik yaratacak “çalışılan gün” kriteri,
Hizmet puanında belleticilik puanına ilişkin okullar arasında yaratılan ayrımcılık,
Zorunlu hizmet alanlarında görev yapan öğretmenlere artırımlı hizmet puanı uygulamasına yer verilmemesi,
Hizmet puanının amacıyla örtüşmeyen il zümre başkanına ilave hizmet puan verilmesi,
Mazeret atamalarını sınırlandıran ve amacından uzaklaştıran hükümleri,
Mağduriyet yaratacak nitelikte, coğrafi ve ulaşım gerçeklerini dikkate almayan ilçe grubu oluşumları,
Norm fazlası öğretmenlerin akademiye gönderilerek başka alanda istihdama zorlanması,
Tehdit ve baskı altında tercihe zorlanan norm fazlası öğretmenleri il içi yer değiştirmede 3 yıl görev yapma koşulunun getirilmesi,
Öğretmenin “görev yeri” tanımını muğlaklaştıran düzenlemelerinin,
Ayrıca, 'denetim ve soruşturma sonucunda mesleğinde yetersizliği görülen öğretmenin hizmet sınıfının değiştirilebilecek olması', 'alan değişikliğine bağlı yer değişikliğinin bakanlıkça belirlenecek iller arasında sınırlı tutulması' ve 'ilçe grupları düzenlemesi ve ilçe grupları çizelgesi'ne ilişkin hükümlerin de iptalini istedik.
Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖBSEN) olarak yaklaşık bir yıldır kamuoyuna teşhir ettiğimiz gerici fenomen öğretmen konusunda, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde ortak basın açıklaması gerçekleştirdik.
Açıklamamız, Bağcılar’da görev yapan bir öğretmenin yürüttüğü ideolojik faaliyetlere karşı yapılmıştır.
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünü ve Milli Eğitim Bakanlığını göreve davet ediyoruz, sürecin takipçisi olacağız.
@serkanbebek61@istanbulilmem@BagcilarMem@tcmeb
BASIN AÇIKLAMASI DUYURUSU
KAMUSAL, LAİK, BİLİMSEL EĞİTİM İÇİN ORTAK MÜCADELE!
Değerli Kamuoyu, Eğitim Emekçileri ve Basın Mensupları,
Geçtiğimiz yılın Mayıs ayından bu yana Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖB-SEN) olarak kamuoyunun dikkatini çektiğimiz, İstanbul Bağcılar Arif Nihat Asya İlkokulu'nda görev yapan sınıf öğretmeni A.D'in ayrımcı, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı söylemleri ile müfredat dışı ideolojik dayatmaları devam etmektedir.
Eğitim emekçilerinin haklarını savunan, kamusal, parasız, laik ve bilimsel eğitimi temel alan sendikalar olarak bu kabul edilemez durum karşısında sessiz kalamayız.
Dört sendika olarak ortak basın açıklaması yapıyoruz!
Tarih: 9 Ocak 2026 Cuma
Saat: 15.00
Yer: İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Önü
Tüm eğitim emekçilerini, velileri, demokratik kitle örgütlerini ve laik eğitimi savunan yurttaşları bu ortak mücadeleye davet ediyoruz.
Kamusal, Laik, Bilimsel Eğitim İçin Omuz Omuza!
@DenizEzer@serkanbebek61@Hizamrc@ahmet_karaay@istanbulilmem
Mersin Anamur’da bir ortaokulda yaşanan ve 7. sınıf öğrencisinin okul müdürünü silahla yaraladığı olay, eğitimde gelinen vahim noktayı gözler önüne sermektedir. Okulların güvenli alanlar olması gerekirken, ihmaller zinciri nedeniyle eğitim emekçileri ve öğrenciler korunmasız bırakılmaktadır. Bu yaşananlar münferit değil; denetimsizliğin, önleyici politikaların yokluğunun ve eğitimin sistemli biçimde zayıflatılmasının sonucudur. Millî Eğitim Bakanlığı’nı sorumluluk almaya, okulları güvenli, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışına uygun hâle getirmeye çağırıyoruz. Yaralanan okul müdürümüze geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
#mersin #anamur #eğitim #güvenlik
HİZAM HASIRCI ONURUMUZDUR !
O gün aynen senin seslendiğin gibi, bugün de aynı şekilde ben sesleniyorum: Bizler de Hizam Hasırcı ile aynı düşünceyi taşıyoruz. Yaptığı ve söylediği her şeyin altına imzamızı atıyoruz. Bize de soruşturma açın.
Bizler de ranta, yağmaya, talana, inşaat tekellerinin kasalarını şişirmeye çalışanlara, halkın kaynaklarını ve vergilerini sermayeye peşkeş çekenlere karşı sonsuza kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.
Müteahhitlerin, çetelerin, iş insanlarının iştahını kabartan bir rant pastasına dönüşen Defne'de; rantçı çetelerle yol yürümediği, kimseye haksız kazanç ve zenginleşme vaat etmediği için halkla beraber yürüdüğü ve "Defne vatandır" şiarıyla halkın sorunlarını hiçbir beklenti olmadan gündeme getirdiği için; parti fark etmeksizin asalak sömürücülerin kurduğu düzenin tekerine çomak sokan Hizam Hasırcı'ya yönelik yapılan bu CİMER başvurusu, onun doğru yolda olduğunu gösteriyor. "Güneş balçıkla sıvanmaz." Tehdit ve şantajlar, CİMER ya da başka şeyler üzerinden planlanan organize saldırılar, itibarsızlaştırma, algı yönetimi, manipülasyon sadece beslendiğiniz yeri tatmin eder.
Bu düzende insan, toplum ve çevre değil, kapitalizmin kâr yasası esastır. Yaşam alanlarımız ve en temel ihtiyaçlarımız sermaye için kâr ve rant kapısıdır. Sözde halka hizmet adına var olan yerel yönetimler, bu rant paylaşımının en önemli alanlarından bir tanesidir. Hizam Hasırcı, yıllardır sömürülen bu kentte gerçekleri ortaya çıkarmıştır. En önemlisi ise Bertolt Brecht’in sözlerindeki gibi: “İhtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplumdur.” sözündeki gibi; Defne'de kahramanlara değil, halkla beraber yürümeyle sorunların çözüldüğünü ortaya koymuş, Hatay'da kahramana ihtiyaç duymayan bir topluma dönüşümünün öncüsü olmuştur.
Hizam Hasırcı, sadece kokuşmuş düzen partilerinin yalan ve aldatmacalarıyla değil; sosyalist ve devrimci olmak iddiasındaki reformist sol parti ve çevrelerin de bu türden aldatmacalarıyla mücadele etmiştir. “Rantı talanı durdurmak”, “halkın yönetimi”, “halkın katılımı”, “yerinde yönetim”, “halka dolaysız hizmet” vb. aldatıcı argümanlar üzerinden kitlelerden oy desteği talep eden; bunun için olmazsa olmaz pazarlıklara, tüm devrimci ilke ve değerleri bir yana iten söylemlere başvuranlara karşı da neyin ne olduğunu Defne'de ortaya koymuştur. Bugün bunun en büyük ispatı, seçimlerden sonra sahada olan tek kişi Hizam'ın olması ve “kazansam da kaybetsem de mücadeleye devam edeceğim” deyip sözünün, ilkelerinin de arkasında durmasıdır.
İşin bir de perde arkası var. Defalarca kez yoğunluktan ve uyku apnesi sorunuyla alakalı kendisine “sağlığına dikkat et” dememize rağmen hastaneye kaldırıldığı gerçeği var. Eşinden, çocuğundan çaldığı vakitler var. Günlerce uykusuz kalınan geceler, cebinden harcadığı paralar var. Seçim öncesi ve sonrası ortaya koyduğu ve koymaya devam ettiği mücadelede kendisine, cebine 50 TL bile girmemiş bir insan var. Onun da duyguları, ailesi var ama her ne olursa olsun her daim yanında duracak kardeşleri, dostları ve yoldaşları var.
Hizam Hasırcı onurumuzdur!
@Hizamrc@ahmet_karaay@DenizEzer
Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı verilen büyük bir mücadelenin zaferiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında. Cumhuriyet, Türkiye halklarının tam bağımsızlık şiarıyla yürüttükleri direnişin tarihsel sonucudur.
Ne yazık ki Cumhuriyet’in kuruluş değerleri, uzun süredir iktidarın politikaları sonucu tahrip edilmektedir. Bu politik süreç ile birlikte bugüne dek kazanılmış tüm ilerici birikimler ve toplumsal kazanımlarımız birer birer elimizden alınmaya çalışılmaktadır.
Cumhuriyetimizin 102. yılında, onun en temel kazanımlarından olan laik, kamusal ve bilimsel eğitim fiilen ortadan kaldırılmaktadır. Geldiğimiz siyasal süreçte kendi sermayesini oluşturan tarikat ve cemaatlerin yönlendirdiği, laik yaşama karşı fetvalar veren bir diyanetin etkisinin arttığı bir tablo ile karşı karşıyayız.
TÖB-SEN olarak; halkın gerçek anlamda egemen olduğu, insan hak ve özgürlüklerinin, hukukun ve adaletin eksiksiz biçimde hayata geçirildiği; eşit, özgür, laik ve demokratik bir Cumhuriyet’in ancak birlikte mücadele ile var edilebileceğine olan inancımızla 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor, bu uğurda hayatını kaybedenleri saygı ve rahmetle anıyoruz.
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!
TÖB-SEN MYK
#cumhuriyet #29ekim