Tutuklu gazeteci İsmail Arı, Sincan Cezaevi’nden mektup yazdı:
• Telefonum sanırım 20 Ekim Salı günü saat 15.30’da çaldı. Arayan Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’de görevli polisti.
• “Bir ifade işleminiz var İsmail Bey, bugün 17.00’ye kadar Emniyete gelebilir misiniz?” dedi. “Elbette, avukatlarım ile geliyorum” dedim.
• Yoldayken tekrar aradılar, “Neredesiniz?” diye sordular. “Az kaldı gelmek üzereyiz” dediğimde, “Siz yerinizi söyleyin sizi alalım isterseniz?” denildi.
• “Allah Allah, Emniyetin böyle bir hizmeti mi var?” diye şaşırırken “10 dakikaya oradayız” dedim.
• Emniyette ifademi verdikten sonra gözaltında olduğum ve geceyi nezarethanede geçireceğim söylendi.
• Sağlık kontrolünün ardından nezarethaneye indirildim. Malum önceki gelişimde nezarethane koridorunu benim için açmışlardı ve tek başınaydım.
• Bu sefer nezarethanede ağır bir koku vardı. Çünkü nezarethaneler ağzına kadar doluydu.
• Hem Süleymancılara operasyon yapılmış hem de uyuşturucuya özendirme operasyonu yapılmış.
• Gece nezarethanede yerde uyumak zorunda kaldım. Süleymancılar ile aynı nezarethanede olduğum için de epey sohbet ettik.
• Kendi kurs ve yurtlarında büyüyen isimlerden bahsettiler ki bir isim oldukça dikkat çekici. “Hem bizim yurtlarımızda büyüdü hem de şimdi...” diye anlatıyorlar.
• Anladığım kadarıyla yapılan operasyonlar artık cemaat içinde de bir rahatsızlık başlatmış.
• “Keşke iktidara karşı bu kadar keskin çıkış yapmak yerine daha ortada kalsaydık” diyen de vardı.
• 21 Ekim Çarşamba sabahı Ankara Adliyesi’ne götürüldüm. Önceki tutukluluğumda savcı yüzü görmemiştim, bu sefer görebildim. Savcı da ifademi aldı.
• Adını her andığımda bana yeni bir dava açtıran malum şahıs benden şikâyetçiymiş yine!
• “Kuvvetli suç şüphesi var” denilerek yine yatarı olmayan bir suç iddiası ile sulh ceza hâkimliğine sevk edildim. Sulh ceza hâkimliği sorgusu oldukça kısa sürdü.
• Hem hâkim bizi doğru düzgün dinlemedi hem de 40 yıllık hukukçu olan avukatımı tersledi ve kısa sürede “Seni tutukladım” dedi.
• Polislerle cezaevinin yolunu tuttuk; akşam üzeri cezaevine getirildim, yine tecrit koğuşu denilen geçici koğuşa götürüldüm.
• Bu arada öncekinden farklı olarak yastık ve battaniye verilmedi kimseye. Sabah işlemlerin ardından kalacağım koğuşa gönderildim ve burada da battaniye, yastık verilmedi.
• Meğer battaniye ve yastık kalmamış. Bin TL’ye kantinden battaniye satın aldım. Bin TL’niz yoksa ve Sincan’daysanız soğukta kaldınız yani!
• 28 kişi kapasiteli koğuşta 62 kişiyiz, yine makus talihimden olacak ki yerde yatıyorum. Bu yaz cezaevi, koğuşlar tıka basa dolmuş; cezaevi önceki tutukluluğuma göre çok daha kalabalık.
• Beni gören tutuklu ve personel epey şaşırıyor “Sen nasıl geri geldin? Ne oldu?” diyorlar.
• Avukatlarımın ilk ziyaretiyle ifade, sorgu tutanaklarıma da ulaştım. Bir de ne göreyim, kendi ayağımla emniyete gitmeme rağmen “kaçma ve delil karartma” şüphesinden tutuklanmışım!
• Hayretle sulh ceza hâkimliğinin tutanağını okurken ikinci şoku yaşadım.
• Güya ben “Bugün Dünya Gazeteciler Günü, bugün beni tutuklamamanızı arz ederim” demişim!
• Bu ifadeyi okuyunca yok artık dedim. Avukatlarım Hayati Küçük, Taylan Arı ve Ezgi Ergen Sürer’in de tanık olduğu üzere “Gazeteciler Günü’nde gazeteci tutuklayan hâkim olarak tarihe geçmeyin” dedim.
• Ancak cümlemi değiştirip tutanağa geçirmişler. Yani “arz etmişim” ama benim haberim yok!
• Bu sefer de malum şahsın tuhaf suç duyurusu ile aynı yıl aynı adliyede ikinci kez tutuklandım da halkımızın yüzü mü güldü?
• Gazetecileri peş peşe cezaevine atıyorsunuz da refah düzeyi mi yükseliyor? Ekonomi mi düzeliyor?
• Anayasa’da “Basın hürdür, sansür edilemez” denmesine rağmen bizi cezaevine atıyorlar.
• Tüm tutuklu meslektaşlarım adına da bu kalın duvarların ardından sesleniyorum;
• Anayasa’yı daha fazla çiğnemeyin. Bizi bırakın, işimizi yapalım.
@Adasu343405@DipcikBorsa Adaletin başına getirdiği kişiler belli ki kendisi tarafından seçilerek göreve geliyorlar! Geçmiştekine de her türlü imkan verilmişti FETÖ’cü çıktı 15/07 de kaçtı. Şimdiki mal, mülk peşinde, Erdoğan karşıtı olan herkesi içeri atıyor.
*Tokat'ta 29 Ekim töreni..
*Türk bayrağı geçiyor ve Tüm Protokol Ayakta Selamlıyor..
*Vali Yardımcısı Aslaner ve Kaymakam Adayı Babür, ayağa kalkmıyor..
*YANİ ÖZELLİKLE,
"TÖRENİ, BAYRAĞI, CUMHURİYETİ PROTESTO ETMEK İÇİN" GELMİŞLER..
*BU CÜR'ETKÂRLIK CEZASIZ KALMAZ UMARIM..
@SametAlta10 Ya senin tarafsız olarak bu konuyu irdelemen mümkün değil. Sen o trenin yolcusu olarak tabi ki inkar edip, yok sayacaksın, çünkü treni kaçırmak gibi bir lüksün yok!
@pirayenella 😭Böyle vicdanlı, iyi insanlar vardı, halden anlayan, elinden geleni yapan! Allah gani gani rahmet eylesin, mekanının cenneti bulacağından eminim.
@AdamdumDuman Ülke o kadar çok laşkalaştı ki, kimin ne bok yediği artık kontrol altına alınamıyor..
Suçlayan suçlu
Suçlanan suçlu.
At izi artık yok.
İt itin bastığı yere basıyor..
🚨🇦🇱Bugün Syri Tv'de bir öğretim üyesi kadın Tiran'da su sıkan TOMA'yı gösterip şunu söyledi:
"Dedelerimizi İslam'la tanıştıran Türkler başımızdaki mafyatik siyonist kukladan kurtulmak için meydanlara çıktığımızda üzerimize su sıksın diye bu araçları niye gönderiyor?"
Sahi niye?
Bu ülke , gördüğümüz kadarıyla tarihin en büyük servet transferi yaşamış
Bunu toparlamak çok zor, ülke büyük çöküş yaşıyor
Merak edilen konu: BU KADAR BÜYÜK PARAYI TEK BİR ELDE BİRİKTİRMENİN GELECEKTEKİ STRATEJİSİ NE?
Bilin: Bu işi çözüyoruz diyen soygundaki ele başıdır.
DEVLETİN ONAYI OLMADAN BU YAŞANMAZ