Ben bir erkeğim ama her sabah metroda kadınların ne yaşadığını görüyorum ve sessiz kalmak istemiyorum. 07.30-09.30 arası metro öyle kalabalık ki kadınlar istemedikleri temaslara maruz kalıyor. Eşim, kız kardeşim, iş arkadaşlarım her gün aynı rahatsızlığı yaşıyor. Bu konfor değil güvenlik meselesi. Dünyada çözümü olan bir konu bu: Japonya, Hindistan, Mısır, İran, Brezilya, Meksika, Endonezya, Filipinler, Malezya ve BAE gibi ülkelerde kadın vagonu uygulaması var ve Japonya'da bu uygulama taciz vakaları artınca başlatıldı. Hatta Kazakistan 1 Ekim'den itibaren Almatı-Taşkent hattında da başlatıyor. Türkiye'de de Bursa'da pembe yolculuk, Malatya'da pembe trambüs denendi. İstanbul'da da pilot olarak denenebilir. Gerekirse adı ayrımcılık densin, ama kadınlar güvenli yolculuk etsin. İBB'den acil adım bekliyoruz. Kimse kimsenin nefesini çekmek zorunda kalmamalı… —Emre Valez
ABD'li bir kadın:
-Kızımla aynı yaşta Gazzeli küçük bir kızın, kirli bir hastane zemininde son nefesini vermesini izledim.
-Küçük kafasını kaldırıp, annesine öpücük vermeye çalıştı.
-Hayatımın her anını Filistin'in özgür olması için harcamaya hazırım.
Ali Babacan:
“Çok açık ortaya koydum.
1) Hakkında soruşturma veya kovuşturma olmayanları,
2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilenleri,
3) Beraat kararları alanları,
KHK ile ihraç edildikleri kamu görevlerine iade edeceğiz. Başka hiçbir şeye bakmayacağız.”
#Alibabacan
#TürkiyeninDEVAsı
#KHKlarİptalEdilirse
Sayın Avşaroğlu,
Beraat etmiş birini meslekten ihraç etmek yanlıştır.
Dağdakileri devlet ve toplumla buluşturmak istediğimiz bir süreçte bilmem hangi vakitte ne işareti veya şovu yaptı diyerek insanları işinden etmek yanlıştır.
Her şeyi devlete meydan okumak biçiminde anlayan anlayış eski Türkiye’nin anlayışıdır.
Hatırlarsanız Merve Kavakçı baş örtüsüyle mecliste yemin etmek için kürsüye çağrıldığında dönemin başbakanı “Burası devlete meydan okunacak yer değildir” diyerek kızılca kıyamet kopartmış ve onu gencecik kadını hedef tahtasına oturtmuştu.
Baş örtüsüyle okumak isteyen kızlarımız için de “Bu simge laikliğe ve laik devlete meydan okuma simgesidir!” diyenler geniş bir mağduriyet alanının oluşmasına sebebiyet vermişlerdi.
Eski Türkiye’nin anlayışıyla sorunları çözemeyiz ve yeni mağduriyet alanları oluştururuz.
Silah ve şiddet içermeyen söz ve davranışlar konusunda demokratça davranmazsak, çözümsüzlüğü derinleştirmekten öte bir şey yapmamış oluruz, vesselam
📌 Özgür Özel'den af çıkışı:
💬 "15 Temmuz darbe girişimine karışanlar, kadın cinayetleri, çocuk istismarı için değil ama devletin şefkatli elini cezaevindeki diğer kader mahkûmlarına da uzatması lazım."
💬 "Şu anda TBMM’de bu kadar yüksek bir mutabakatla bir terör örgütünün tasfiyesi ve örgüt mensuplarına yönelik bir takım düzenlemeler yapılabildiğine göre, cezaevlerindeki bu mahkûmlar için parlamentonun hareketi geçmesi önemli bir meseledir.
https://t.co/pMSSAoHa0s
#KHKSorunu çözülmeden tam anlamıyla bir toplumsal barış sağlanabilmesi mümkün değildir. AİHM kararları ile sabit olduğu üzere hak ihlaline neden olacak iddialarla yargılanan ve hatta o kadar mücadele etmesine gerek kalmadan hakkında beraat ve KYOK verilmiş sayısız KHK’lı var.
Barışçıl, sıradan eylemleri geçmişe dönük olarak hukuksuz şekilde yargılama konusu edilen bu insanların mağduriyeti giderilmelidir. KHK anlayışına son verilmelidir.
Dostlar, bir haftadır hesap kısıtlanıyor, görünürlük engelleniyor.
Desteğe devam etmenizi rica ediyorum.
Taytı ya da protezi konuşan çoktur; çünkü riski yoktur. Hukuksuzlukları özellikle KHK'ları konuşan ise azdır; çünkü bazı eleştirilerin bir bedeli vardır.
Eline silah almamış; savcılar, hakimler, öğretmenler, avukatlar, doktorlar, 15 Temmuz gecesi verilen emre uyan askerler, subaylar ve askerî öğrenciler; pasta-börek yaparak geçimini sağlayan, öğrencilerine burs verenler; devletin faaliyet izni verdiği bankaya parasını yatıran sıradan insanlar yıllardır mahpus.
Suya sabuna dokunmayan konularda konuşmak elbette kolaydır. Kimseyi rahatsız etmez, kimseyi karşısına almaz. Oysa düşüncenin, vicdanın ve ifade özgürlüğünün gerçek sınavı; risk taşımayan konularda değil, adaletsizlik karşısında gösterilen duruştadır.
Toplumların ilerlemesini sağlayan şey, sadece alkışlanan sözler değildir. Asıl ilerleme, hukuksuzluk karşısında susmayanların varlığıyla mümkündür. Sessizlik, zamanla haksızlığı normalleştirir. Konuşulması gereken meseleler konuşulmadığında, adalet de yavaş yavaş anlamını yitirir.
Eleştiri; kişilere değil, yanlışlara yöneldiğinde kıymetlidir. Hukukun üstünlüğünü, adaleti ve temel hakları savunmak bir ayrıcalık değil; demokratik bir toplumun ortak sorumluluğudur. Bugün başkasının hakkını görmezden gelenler, yarın kendi haklarına ihtiyaç duyduklarında sessizliğin bedelinin ne kadar ağır olduğunu anlayacaklar.
Bu nedenle, cesaret; suya sabuna dokunmayan konuları konuşmak değil, hukuksuzluğu ve adaletsizliği aynı açıklık ve kararlılıkla dile getirebilmektir. Adalet, herkes için istendiğinde kıymetlidir.
Bir ülkede suç ile fiil, delil ile kanaat birbirine karışmışsa; orada yalnız insanlar değil, hukukun kendisi de mahpus demektir.
Beş hukuk profesörünün hazırladığı ortak mütalaada, AİHM’in Yalçınkaya ve Yasak kararları ışığında terör örgütü üyeliği yargılamalarının yeniden ele alınması gerektiği vurgulandı.
Mütalaada; doğrudan kastın kişiye özgü delillerle kanıtlanması, yasal faaliyetlerin suç sayılmaması ve ihlallerin genel tedbirlerle giderilmesi istendi.
https://t.co/trqAHFnyQE
Olması gereken, kasten öldürme, kadınlara ve çocuklara karşı suçlar ve uyuşturucu ticareti dışındaki suçları kapsayan ‘Kısmi Genel Af’tır.
Af Yasası, kimseye zararı olmayan siyasi hükümlülerin mağduriyetini öncelikle sona erdirmelidir. @TBMMGenelKurulu