MEB-Mesleki ve Teknik Eğitim Gnl. Md.-Şube Müdürü/ Protokol Kuralları,Kurumsal İletişim, Topluluk Karşısında Konuşma, Diksiyon ve Beden Dili Eğitmeni, Spiker,
Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,
Bir sır ki bu,ölsen bile açamazsın...(Hüseyin Nihal ATSIZ)
Sıırrımız, sözümüz, davamız, yolumuz bir... 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🧿🧿🧿🇹🇷🇹🇷🇹🇷
@bbbozarslan@mhp
İRADE, İNANÇ VE ZAFER BİZİM.
Üstte gök çekilmedikçe altta yağız yer delinmedikçe aynı ülkü etrafında kenetlenmiş Türk Milleti'nin tarihe vurduğu mühürle ilelebet varlığı devam edecektir.
Saygı, minnet ve dua ile...
@bbbozarslan#30AgustosZaferBayramı
30 Ağustos, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir." diyen bir Türk Başbuğu'nun ve arkasındaki tek güç olan Türk Milleti'nin zaferidir.
30 Ağustos'u önemli kılan, SON değil İLK hedefin belirlendiği tarih olmasıdır. Son hedef ise Türklüğün kadim hedefi, KIZILELMA'dır.
30 Ağustos, yaklaşıldıkça heyecanlandıran, ulaşıldıkça yenilenen, yenilendikçe kökleşen KIZILELMA'nın 20. yüzyıldaki ilk müjdecisidir.
Kutlu olsun, tez gelsin...
#30Ağustos
Türk'ün devlet aklını oluşturan Türklüğün mazisini ve derinliğini hafife alanların kulağına küpe olması gereken,
"Ayşe'yi tatile çıkararak" KKTC'nin kuruluşunun temellerini atan,
"Kıbrıs Türklüğü'nün Millî Mücadelesi"ni taçlandıran "İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı"nın 52. yılı kutlu olsun.
Kıbrıs Türklüğü, sonsuza dek var olsun...
Türkiye'nin doğusunda Ülkücü olmak dün de zordu, bugün de zordur, yarın da zor olacaktır. Üstelik hem Ülkücü hem de yönetici sıfatı taşıyorsanız, doğrudan hedefsiniz demektir.
Hikmet Tekin, namı diğer "Çapakçur'un Reis Bey"i de tabii ki bu gerçeği biliyordu ve buna rağmen tehlike çemberinin içinde yaşayarak mücadele veriyordu. Onun büyüklüğü, tam da buradan gelir. Zira başta bölücü Kürtçü çeteler olmak üzere, her cepheden terör örgütünün hedefi olduğu hâlde, Bingöl'de Belediye Başkan adayı olmak ve sonrasında seçim kazanmak, adeta ölüme meydan okumaktır.
Reis Bey, meydan okudu ve meydanın boş olmadığını gösterdi. Bugün hâla Bingöl'de ve bölgede adı hürmetle anılıyorsa bunun temel sebebi, meydandan kaçmadığı içindir. Bizim gibi Doğulu Ülkücülerin gurur kaynağı olması da mücadeleci ve meydan okuyan ruhumuzu aynen yansıtmasından kaynaklanır.
Rahmetle, minnetle, mücadeleci ve meydan okuyucu emanetine sadakatle...
ŞÜKRAN
MHP Genel Başkanı ve Değerli Büyüğümüz Sn. Devlet BAHÇELİ'ye ve MHP Gnl. Bşk. Yrd. ve TASAV Başkanı Sn. İsmail Faruk AKSU'ya derin şükranlarımla.
Vazgeçilmez yeminle ve sadakatle...
#BağımlılıklaMücadele@bbbozarslan@ifarukaksu@dbdevletbahceli
TASAV'ın düzenlediği ve bölüm yazarlığı yaptığım "Ulusal Halk Sağlığı ve Güvenlik Sorunu: Bağımlılık" kitabının tanıtım ve sempozyum programı, CB. Yrd. Sn. Cevdet Yılmaz ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sn. Mahinur Özdemir Göktaş'ın teşrifleriyle gerçekleştirildi.
@bbbozarslan
Ankara'da gerçekleşen NATO Zirvesi, zannedilenin aksine en çok Türkiye'deki Batıcıları rahatsız etti. Gerek yurt içindeki muhtelif grupların gerekse yurt dışında yaşayanların idrak edemedikleri asıl mesele, Rusya'nın son 20 yıldır Batı'da yarattığı ve doğrudan doğruya güvenlik odaklı tedirginliktir.
Rusya'nın 2008'den itibaren başlayan ve 2014 ile yükselişe geçen yayılmacı tavrını, 2022'deki Ukrayna saldırısına kadar kavrayamayan Batıcılar, Batı'nın en önemli kolektif kurumlarından biri olan NATO'nun Türkiye'ye karşı değişen tavrını da anlamaktan çok uzak kalıyorlar.
Bir fikir akımı olarak ortaya çıktığı günden itibaren özünde, Batılı değerlerle birlikte Batı'ya eklemlenme yaklaşımını benimseyen ve post-modern dönemle birlikte daha çok demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve çoğulculuk gibi kavramlar üzerinden Türkiye'de anlam dünyası oluşturmaya/transfer etmeye, iktidarlar üzerinde nüfuz alanı yaratmaya çalışan ve oldukça da başarılı sayılabilecek olan Batıcılar, son dönemde Batı'nın ve özellikle Avrupa'nın yaşadığı güvenlik kaygılarını anlayamamaları sebebiyle şaşkınlık yaşıyorlar.
Uzun yıllar boyunca başta terörizm olmak üzere, iç ve dış kaynaklı güvenlik sorunlarıyla boğuşan ve benzeri sorunların bulunduğu bölgelerin tam ortasındaki bir coğrafyada yer alan Türkiye'nin tutumunu sürekli olarak Batı'ya şikayet eden Batıcılar, şimdi aynı sorunlarla daha küçük ölçekte muhatap olan Batı'nın, daha önce şikayet ettikleri konulara artık duyarsız davranması karşısında dumura uğruyorlar.
Batıcı tayfanın anlayamadığı, daha doğrusu anlamak istemediği Türkiye'nin temel güvenlik meselelerinin önemi, bizzat Batı tarafından Batıcılara bir ders gibi izlettiriliyor. Batı, gerek söylem gerekse eylem düzeyinde güvenliğin bir devlet için temel öncelik olduğunu ve güvenlik tesis edilmeden refah devletinin oluşturulamayacağını her fırsatta gösteriyor.
Bu yaklaşımın bir sonucu olarak da NATO yeni dönemde, kurucu antlaşmasındaki Batılı değerlerin yaşatılmasının ön şartının güvenlik olduğu yönünde bir strateji belirlemiş durumdadır. "NATO 3.0" olarak adlandırılan bu dönemin temeli de doğal olarak böyle şekillenmektedir. Dolayısıyla Türkiye de mevcut durumuyla önemi artan bir üye olarak kabul görmüştür. Zira Batı, buna mecburdur çünkü Türkiye'nin en az yarım asırdır yaşadığı iç ve dış güvenlik tehditleri karşısında geliştirdiği strateji, Batı'nın yeterince tecrübe etmediği tehditler karşısında bir merak uyandırmaktadır. Bir başka deyişle Batı, maruz kaldığı tehditlerin çok ötesindeki sorunları bertaraf eden Türkiye gibi bir emsalden, kolay kolay vazgeçememekte ve gücünden yararlanmak istemektedir. Roller değişmiş ve "Soğuk Savaş (NATO 1.0)" döneminde üye olmak isteyen Türkiye'nin yerine artık "Soğuk Savaş Sonrası (NATO 2.0)" dönemde önemi artan, "2022 Sonrası (NATO 3.0)" dönemde ise üye olmaya devam etmesi ve birikimini paylaşması istenen bir Türkiye gelmiştir.
Kısacası Türkiye'nin gidişatından memnun olmayan Batıcılar, bel bağladıkları Batı'dan, artık bir destek alamayacaklardır. Artık bu durumu fark eden ve muhtelif odaklarda faal olan Batıcılar için yolun sonu görünmekte, faydalanma ve fonlanma dönemi sona ermektedir. "Ben sana mecburum!" diyerek Batı'dan birkaç asırdır karşılık bulanlar, artık şu dizelere alışmak durumundadırlar: "Hicrân oku sinem deler, olmaktadır hâlim beter..."
Hayatın en önemli kurallarından biri de ölçülü olmak ve dengeli davranmaktır. Her konuda, bu iki tutum dikkate alınmalı ve hareket noktası olmalıdır.
Özellikle övgüde ve yergide, ölçü ve denge dikkate alınmazsa gün gelir, komik duruma düşülür; an olur, acınacak hâle gelinir.
Zaman çabuk akar, hayat hızlı geçer. Yarını çok uzak zannedenler, bugünün sarhoşluğuna kapılanlardır. Yarın ayıldığında pişman olmak istemeyen, bugün sarhoşluğa yeltenmemelidir.
Yarının pişmanlığı, bugünün ölçüsüzlüğünden ve dengesizliğinden doğar.
ABD'nin Venezuela'da gerçekleştirdiği ve uluslararası hukuka aykırı olan operasyonu değerlendirdiğimiz, "İçişlerine Müdahale Yasağı Bağlamında Maduro Operasyonu" başlıklı makalemiz, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi'nde yayımlanmıştır.
Aşağıdaki bağlantıdan, makaleye ulaşılabilir. Faydalı olması dileğiyle...
https://t.co/2GEcYUkV65
Rahmetli İlber Ortaylı'nın kardeşi Nuriye Ortaylı tarafından kaleme alınan ve anneleri rahmetli Şefika Ortaylı'nın hayatını anlatan "Annem Şefika" isimli biyografik eser, gerçekten okunmaya değer bir çalışma olmuş.
"Annem Şefika" isimli kitap, ağırlıklı olarak rahmetli Şefika Ortaylı'nın anlattıklarından hareketle hazırlanmış bir çalışma olmakla birlikte, ciddi sayıda belgenin ve fotoğrafın da incelenmesi neticesinde ortaya çıkmış. Rahmetli Şefika Hoca'nın hayatının her dönemini anlatan bu kitap aynı zamanda bir tarih kitabı zira rahmetli Şefika Ortaylı'nın doğum tarihi olan 10 Eylül 1917'de başlayan anlatı, ölüm tarihi olan 10 Temmuz 2020'ye kadar devam ediyor. Bu zaman zarfında, yalnızca rahmetli Şefika Hanım'ın 100 yılı aşan hayatı değil söz konusu süre zarfındaki pek çok olay da aktarılmış. Önemli tarihî konuların, kavramların ve gelişmelerin dipnotlar ve kutucuklar eliyle işlendiği kitap, bu yönüyle klasik bir biyografi olmanın çok ötesine taşınmış.
Özellikle Ekim 1917 Devrimi ile başlayan ve zaman içinde önce SSCB coğrafyasının, sonrasında ise Doğu Bloku'nun tamamına yayılan Rus emperyalizminin Türkler üzerindeki en vahşi uygulamalarının Kırım ve Kırım Tatar Türkleri üzerinden anlatıldığı bölümler, çok çarpıcı olmuş. Rus Çarlığı ile başlayan ve SSCB ile devam eden Türklüğün maruz kaldığı zulmün çok etkili bir şekilde anlatıldığı bu çalışma, her Türk'ü derinden etkileyebilecek nitelikte. Bu eser, aynı uygulamalara maruz kalmış Kuzey Kafkasya Türkü bir ailenin ferdi olarak, bildiğimiz bu acıların ne kadar ortak ve yaygın olduğunu bir kere daha, somut bir şekilde hepimize gösteriyor.
Öte yandan "Annem Şefika" kitabı, bağımsız bir devlet ve vatan sahibi olmanın kıymetini de her fırsatta gözler önüne seriyor, hatırlatıyor ve vurguluyor. Kitabı bitirdikten sonra rahmetli İlber Hoca'nın Türklük hassasiyetinin kaynağını kavramak, bağımsız Türk devlet(ler)inin ve Türk vatan(lar)ının değerini ortaya koyan çalışmalarının sırrını anlamak, daha da kolaylaşıyor.
Biraz geç de olsa okuduğum bu kitap vesilesiyle Nuriye Ortaylı'yı gönülden tebrik ederim. Ortaylı ailesinin İlber Hoca dışındaki fertlerinin de kaleminin güçlü ve akıcı olduğunu bize gösteren @KronikKitap ise bu güzel hizmet sebebiyle gönlümüzdeki yerini daha da derinleştirmiş oldu.
Kitabı herkese tavsiye ederken bir tavsiyede daha bulunmak isterim. Kitap boyunca sürekli aklıma gelen ve dizelerini tekrar etmekten kendimi alamadığım "Ey Güzel Kırım" türküsünü de dinlemeyi ihmâl etmeyelim. Zalim Stalin'in Kırım sürgününü ve Türklüğe yönelik benzeri diğer barbarca uygulamalarını da asla unutmayalım, unutturmayalım.
Teşekkürler Nuriye Ortaylı, teşekkürler @KronikKitap...
Var olsun Türklük, var olsun Türk devleti...
Türk, ilk adım atma kabiliyetine sahip az sayıda milletten biridir.
İlk adımı, beklenmedik bir zamanda ve en zor şartlar altında atma iradesi ise her "İlk Adımcı"nın kârı değildir.
Biz, her şart altında ve hâla "İlk Adımcı"yız.
Kutlu olsun...
#19Mayıs
"... Ne rüzgârı işitiyor ne de yağmuru duyuyorlardı. İşte on yıldır bekledikleri gün gelip çatmış, gözlerinde tüten savaşın eşiğine varmışlardı. Türk budunu bu çılgınca saldırışla tutsaklıktan kurtulacak, Ötüken'de atalarının kurduğu devleti yeniden yaşatacaktı.
Yürüyorlardı.
Gönüllerinde tatlı öç duygusu, gözlerinde Türk Kağanlığı'nın hayali olduğu hâlde sessiz adımlar atıyorlardı. Gözleri olmayan Gök Börü ise kimse kolundan tutmadığı, yol hakkında bir şey bilmediği hâlde sessiz fakat herkes kadar sağlam adımlarla yürüyordu.
Tarihin kırk meçhul kahramanı, karanlıkta yürüyordu..."
Türk Devleti'ni yeniden diriltmek ve Türklüğün gözünü yeniden açmak uğruna karanlıkta yürümekten çekinmeyen, ün kazanmak ve menfaat elde etmek için değil "Büyük Ülkü Davası"nın taşlarını döşemek için tavır takınan, "kraldan çok kralcılığa" tenezzül etmeyip kimseye yaranmaya çalışmayan, başta Hüseyin Nihal ATSIZ ve Başbuğ'umuz Alparslan TÜRKEŞ olmak üzere, 3 Mayıs 1944'ün meşhur ve meçhul bütün kahramanlarına rahmetle, emanetlerine sadakatle...
#3Mayıs
İstanbul'un fethinde bir dönüm noktası kabul edilen olay, 22 Nisan 1453 gecesi gerçekleşmiştir. O gece, gemiler karadan yürütülerek Haliç'e indirilmiştir. Fethin erken bir müjdesi olarak kabul edilen bu hadise, Doğu Roma'ya karşı büyük bir psikolojik üstünlük yaratmış ve İstanbul o gece, ruhen fethedilmiştir.
@eafyoncu'nun aktardığına göre (Truva'nın İntikamı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2009, s. 52-54) nasıl olduğu tartışmalı olmakla birlikte, gerçekleştiği bilinen gemilerin karadan yürütülmesi meselesinde en akla yatkın ihtimâl, bu işin fetihten önce tasarlanmış olmasıdır. Gemilerin Haliç'e indirilmesi için gereken güzergâh, fetih hazırlıkları sırasında yani kuşatma başlamadan önce hazırlanmış; gemiler de aynı bölgede inşa edilmiştir. Bir başka deyişle bu proje, fetih esnasında ortaya çıkmamış olup daha öncesinde planlanmış ve alt yapısı hazırlanmıştır.
"İmkânsızı başarmak", "akla gelmeyeni hayata geçirmek", "hayali gerçeğe dönüştürmek" gibi değişik şekillerde ifade edilen düşüncenin somut örneği olan gemilerin karadan yürütülmesi, kendisinden önceki sıra dışı Türk hükümdarlarının bir takipçisi olarak ceddimiz Fatih'in vizyoner kişiliğinin de önemli bir örneğidir.
Öte yandan, 22 Nisan gecesi hayata geçirilen bu projeden alınması gereken ders de çok açıktır. İmkânsız gibi görünen pek çok meselenin çözümü, kafa yorup mesai harcanarak kararlılıkla icra edilirse imkânsız olmaktan çıkar. Dolayısıyla "kırılamaz denilen Haliç'in zinciri" de aşılır, "açılamaz zannedilen İstanbul'un kilidi" de kırılır. Kısacası, köhnemiş ama kendisini dev aynasında gören her zihniyet, "kutlu bir Ülkü"nün ve "azimli Ülkücüler"in karşısında yok olmaya mahkûmdur.
Türk'e ufuk açan ve yol gösteren ulu Atamız Fatih'e rahmetle...
İzinde yürümeye azimle...
Egemenliğin tek sahibi Türk Milleti'nin ve Türklüğün çelik çekirdeğini oluşturan Türk çocuklarının 23 Nisan Bayramı kutlu olsun...
"Ata"mıza ve Millî Mücadele'nin bütün kadrolarına rahmet olsun...
#23Nisan
Atasözleri, bir milletin tarihî birikimini yeni nesillere aktaran ve paha biçilmez değer taşıyan millî öğütlerdir. Bu bağlamda, son birkaç haftadır atalarımızın şu güzel öğüdü, sürekli olarak aklıma geliyor: "Tüküreceğin yüzde, öpecek bir yer bırak."
Bu sözle atalarımız, çok önemli bir hayat dersi vermişlerdir. Zira hayatın özü olan ölçü ve denge, yalnızca gündelik işler için değil önemli meseleler söz konusu olduğunda da geçerlidir. Ölçülü ve dengeli olmak, zihnen ve fiilen istikrar ile bir uçtan diğerine savrulmamayı gerektirir ve bu kıstaslar, hayatın her alanında dikkate alınması gereken davranış kodlarıdır.
Ölçü ve denge dikkate alınmadan sarf edilen sözler, takınılan tavırlar ve atılan adımlar, ileride ağır faturalar çıkarabilir. Burada kast edilen ölçü ve denge, günü kurtarma ya da idare-i maslahatçılık yapma veya herkese mavi boncuk dağıtma demek değildir. Gerektiğinde taraf olmak ancak taraf olmak uğruna ahlakı askıya almamayı da bünyesinde barındırır. Ahlak askıya alındığında hatta hiçe sayıldığında, utanma duygusu kaybolur ve insan, her işi yapmayı mübah kabul eder. İpin ucu kaçar, ahlaksızlık rasyonelleşir ve sıradanlaşır.
Gün gelir, şartlar değişir. Her şey ters yüz olur. İşte o gün geldiğinde, ahlakı dikkate almayanlar, tükürdüğünü yalamak zorunda kalabilir. Daha acısı, yüzlerinin tükürüğe de boğulmasıdır ki o zaman da akla, yine atalarımızın şu güzel sözü gelir: "Ne ekersen onu biçersin."
Allah bizleri, ölçüden ve dengeden ayırmasın. Ekerken ahlaklı olmayı nasip etsin ki biçerken yüzümüz kızarmasın.
YANAN YÜREKLERE...
Tam da dediği gibi her birimizin Türk Bayrağı olduğunu asla unutmadık. Kirlenmedik ve kirletmedik. Dik durduk.
Rahmetle, minnetle ve emanetine sadakatle...
@bbbozarslan#BaşbuğAlparslanTürkeş
Öğrettiğini yaptık. Satmadık, sapmadık ve hiçbir paralel yapıya boyun eğmedik. Sadece "Dava"mızın adamı olduk.
Tam da dediği gibi her birimizin Türk Bayrağı olduğunu asla unutmadık. Kirlenmedik ve kirletmedik. Dik durduk ve temiz kaldık.
Rahmetle, minnetle ve emanetine sadakatle...
#BaşbuğAlparslanTürkeş