Kendim veya anne babalar için bir çok kez 112'yi aradık.
Her seferinde haklı olarak en yakın sağlık kuruluşuna sevk olacağımız söylendi.( Haklı olarak ).
Büyükşehir belediyelerinde ,ilçe Devlet hastanelerine yakın yerde oturuyorsanız 112 sizi o hastaneye götürüyor...Her ne kadar Acil servislerde kıymetli Acil uzmanlarımız olsa da ,birçok branş icap nöbeti halinde konsülte edilir ve duruma göre hastanenin imkanları müsaade etmiyorsa ,en yakın daha donanımlı bir hastaneye sevk edilir.
Her uzmanın 7/24 bulunduğu Üniversite,Şehir hastanesi veya EAH'lerine yakın oturmak net olarak bir avantajdır.
Göğüs ağrısı olduğu ve acil anjiyoya alınacağı yazılıyor. Çok geçmiş olsun, o bizi çok güldürdü, durup dururken ağlatmasın.
Bu sebeple 40+ 'lar olarak tansiyon, LDL, HbA1c, sigara, aile öyküsü, EKG, efor, gerekirse kalsiyum skoru veya BT anjiyo dikkatle izlememiz gerekiyor.
Bu yaştan sonra her yaşadığımız ekstra yıl bize 20'lerdeki gibi hediye değil, kazanmamız, hak etmemiz gereken bir şey!
Tunceli'de yaşayan Murat Tayam, bitkisel hayattaki annesine bakabilmek için mesleğini bıraktı.
"Aşçılığı bırakarak 3 yıldır kendimi tamamen anneme adadım. Zor bir bakımı var ama insanın atası olunca mecburen bakıyor.
Geceleri uyuyamıyorum, sürekli pozisyonunu değiştirmek zorundayım, yoksa vücudunda yaralar oluşuyor."
Hayat, başkalarının hayatlarını yaşamak için çok kısa. Eli günü bırakıp dünkü benden daha iyi olmak ve yarınki beni de utandırmamak için çalışmak lazım.
Özel hastanelerde SGK ile ilgili pek çok usulsüzlük yapılıp (çevremde de tanık oldum) bunlar hastaya bürokratik - prosedürel sorunlar gibi sunuluyor. Kimi hastayı, kimi de SGK'yı soymaya yönelik.
Alıntıladığım paylaşımı yaygınlaştırırsanız arkadaşımızın mağduriyeti belki duyulur.
Serbest gezen tavuk yumurtası peşine düşenlerin,
pazardan yumurta alanların her daim karşılaştıkları risk
Yumurta ve süt çok kaliteli ama hayvanlardan hastalık taşıyabilen ürünler
İnfeksiyon kontrol programları olan işletmelerin pastörize ürünlerini tüketmenizi öneririm
Ayyy nenem naptın sen 🙈
Torununu kendisi büyütmüş anne babası yok diye... şimdi bu konuşan torunu bakıyormuş ona...
Öyle yazmışlar hikayesini.
Özlemiş, yanında yatsın diye bu haller 🙈 sabah sabah günün 350 kez tekrar izlenecek videosunu bulduk🧡
İzmir'de 60 yaşındaki bir anne ;
lösemi tedavisi gören zihinsel engelli 19 yaşındaki oğlunu tabancayla vurarak öldürdükten sonra kendi yaşamına son vermiş...
Üzerine konuşulacak hiçbir şey yok.
Bunun ucu çok ağır bir maddi manevi çaresizlik ve yalnız bırakılmışlık hikayesidir , eminim ...
Çok üzücü ...
Bu sonda emeği olanlar utansın.
“Şeker yemeyin zehir ! atalarımız şeker yemiyordu” diye şöhrete erişen bir ünvanlı vardı
Zayıflattıkları şimdi yine şişman , damarlarında kolesterol plakları
Bilim ile dogma arasındaki en önemli fark bilimin rastgele değil sistemsel ve döngüsel bir veri toplama ve bilgiye erişme süreci olması
Bilim süreçtir
Yeni bir araştırmaya göre;
“Dört milyon yıllık hominid evrimi boyunca makrobesin gereksinimleri.
Erken zamanda meyve ve baldan daha sonra nişastanın dövülmesi ve pişirilmesinden kaynaklanan glikozun insan beyninin evrimi için gerekli olduğu sonucuna vardılar. —Sacha Vignieri”
@esenol@aba_zeki Evet aynı kadın eşime yıllarca meyve yedirmedi. Üstüne kaya tuzlu su; toksik derecede D vit yükleme , kreatini esgeçmek; tansiyon ve kolesterol ilaçlarının stoplamal ve aslolan meyve dahil şekerdir diyerek tükenen bir hayat maalesef 😪
Halayı severim ama plajdaki halayı sevmedim. Muhtemelen küçükken kurallı yetiştirilmekten. Deniz kıyısında gürültü bize yasaktı. Anneme göre insanlar dinlenmeye geliyordu. Plajda derin kuyu kazmak yasaktı. Biz gidince kuyuyu görmeyen biri basıp ayağını kırabilirdi. +
CHP'nin rozet töreninde salonda bulunanların en az 200'ü sahte figüran CHP'li ile dolduruldu.
Kılıçdaroğlu'nun rozet töreni için 950 TL’ye cast ajanslarından tutulan figüranlar arasında Mısırlı, Özbekistanlı göçmenler, atanmayan öğretmenler, öğrenciler vardı.
Arka bahçelerde slogan provası yaptırıldı. 50 kişiye CHP Gençlik Kolları yeleği giydirildi.
Not: Haberi yalanlayan herkese alandan fotoğrafımı bırakmak istiyorum. Destekleyen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Umarım yanlış anlaşılmam ama “baba ocağı” lafını hiç sevmem. Eski, köhne fikirleri, hata yapılsa da kol kırılır yen içinde anlayışını anlatıyor gibi gelir. Hele günümüzde bir gün geçince, bir gün öncesi bile eskiyorken, kendimizi yenilememiz gerekirken bu bana hiç uymuyor.
Önce gözyumarlar,
Sonra ortak olurlar,
Finalde her şeyi alıp faili çöpe/hapse atarlar.
"Beraber çimdiydik çamurda" diyebilir sadece fail ama bütün pis işi ona yaptırdıklarından çamura öyle batmıştır ki itiraflarını kimse sallamaz.
Yeni sorunumuz: yaş ayrımcılığı ve zorbalığı.
Ülkemizde çocuk, kadın ya da engelli olmak ne kadar zorsa, yaşlanmak da o kadar zor. Saçınızdaki aklar, bazılarına size "cahil" ve "bunak" muamelesi yapma cüretini veriyor. Nezaketiniz zayıflık, sessizliğiniz çaresizlik sanılıyor.
Geçtiğimiz günlerde bunu bir kez daha yaşadım. Eşimin adını beş kez söylememize rağmen öğrenemeyen, aradığı kodu elimdeki kâğıttan hoyratça çekiştirerek alan bir kabalık... Birkaç söz söyleyip sustum; çünkü kelimeler ancak bir karşılığı olan zihinlerde değer bulur.
İnsan, başkasına ancak kendi ailesine ve büyüklerine gösterdiği kadar saygı duyabiliyor. Evinde büyüğüne hürmet etmeyen, dışarıda da bu hoyratlığı sergiliyor.
Nezaketin yerini kabalık aldığında, kurumlar sadece hizmet kalitesini değil, insanlığını da kaybediyor. Ruhunu kaybetmiş sistemleri düzeltmek ise ne yazık ki çok daha güç.
Ahmet Telli’nin şiiri, yenilgiden sonra ne yapılacağını anlatan bir kılavuz değildi. Hazır cevaplar sunmadı. İnsanlara yeniden kazanacaklarının güvencesini vermedi. Daha zor bir şey yaptı: Kaybetmiş bir insanın neye dönüşmemesi gerektiğini gösterdi.
İnsan alaycılığa teslim olmamalıydı. Geçmişinden utanmamalı, kaybettiği arkadaşları bir yük gibi taşımamalıydı. Acısını başkalarına karşı bir duvara çevirmemeliydi. Dünyanın adaletsizliğini gördüğü için sevgiden vazgeçmemeliydi.
Ahmet Telli, zaferin yakında olduğuna inananların şairi olmaktan çok, zafer uzakta kaldığında birbirlerini kaybetmemeye çalışanların şairiydi. Bu nedenle şiiri politik yenilgiler yaşamış kuşaklara seslendi. Fakat yalnızca onlara ait kalmadı. Kendi hayatında bir şeyleri kaybetmiş herkes, onun dizelerinde tanıdık bir ses bulabildi.
Şimdi o ses, şairinden bağımsız biçimde yoluna devam edecek.
Büyük kızım 6 aylık falandı. Türkiye'ye geldiğimizde İzmirde mehşur çocuk profuna götürdük.Bizi yan odaya aldı, aman hocanımı üzmeyelim(emekli öğretmen annemden bahsediyor) bebekte kalça çıkıklığından şüpheleniyorum dedi, elimize bir liste verdi, şurada kan tahlili, şurada
Hanım kızımız belli ki Ege ya da Akdeniz’de deniz kenarında tatil yapmadan, doğrudan Çankırı-Şabanözü’nden veya Konya-Ilgın’dan Avrupa’ya gitmiş. Yoksa bikiniyle denize yürüyerek gitmeyi bu kadar büyük bir medeniyet göstergesi gibi sunmazdı.