Tarihin Bir Ironisi: Sait Kırmızıtoprak ve Kemal Burkay
Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak), 1960’ların sonunda Kürt hareketinde silahlı mücadeleyi savunan öncü bir isimdi. 1969'da bir grup arkadaş ile birlikte Güney Kürdistan'da, Mustafa Barzani liderliğinde yürütülmekte olan silahlı Kürt direniş hareketine katıldı. Bir diğer amacı da kurtarılmış bölgede bir direniş hareketi organize ederek savaşı Kuzey Kürdistan'a taşımaktı. 1970'te onun liderliğinde Türkiye'de Kürdistan Demokrat Partisi (Türkiye'de-KDP) kuruldu. Dr. Şivan, Frantz Fanon-Sartre ekolüne mensuptu ve “Bize silahla baskı uygulayıp zulmediyorlarsa, ancak aynı yolla karşılık verirsek başarı kazanabiliriz” fikrini savunuyordu. Ancak dönemin bazı Kürt siyasetçileri onun bu silahlı mücadele çağrısına katılmadılar.
Kemal Burkay da bu isimler arasındaydı. Dr. Şivan 1968’de Burkay, Tarık Ziya Ekinci, Naci Kutlay, Musa Anter, Canip Yıldırım gibi solcu Kürt gençlerini silahlı direniş konusunda ikna etmeye çalıştıysa da, bu grup öneriye karşı çıkarak kendisine katılmadılar. Burkay o yıllarda Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde legal siyaset yapan, silahlı kalkışmaları 'maceracılık' olarak gören bir çizgiyi temsil ediyordu. Hatta Burkay, kaleme aldığı “Anılar ve Belgeler Cilt 1”de, Dr. Şivan’ı bu fikri nedeni ile 'Debray’den etkilenen maceracı' biri olarak nitelemişti. Herne kadar kitabında söz etmese de onu, 'CIA ajanı' olmakla da suçlamıştı. (Dr. Şivan 1971’de Güney Kürdistan’daki parti kampında Burkay'ın kendisine bu su suçlamada bulunduğunu, Burkay ise 1973’te Sıkıyönetim Tutukevinde bu satırların yazarına bu ona bu suçlamada bulunduğunu, bu satırların yazarına söylemişti.)
Burkay, kitabında, Dr. Şivan’ın Güney Kürdistan'a gitmeden önce kendisi ile ile yaptığı iki görüşme hakkında şunları yazıyor:
"Bir kez onunla Ankara'da karşılaştım. Polis dinlemesine karşı çalışır halde tuttuğu arabasının içinden, bana Küba devriminden, fokoculuktan söz etti. Regis Debrey'in Devrimde Devrim eserinin etkisindeydi. Irak Kürdistanı'na gidip orada üslenmek, partizan savaşına oradan hazırlanmak ve oradan Castro usulü çıkarma yapmak düşüncesindeydi. Onu yanlış bulduğumu söyledim. Bizim koşullarımız farklıdır, Küba'da olan burada aynen tekrarlanamaz dedim. Bizim mücadele alanımız burasıdır, Kuzey parçasıdır. Öncelikle Kürt halkı arasında sabırla çalışıp dayanılır bir siyasal zemin yaratmak gerektiğini söyledim. Bölgeye gelip siyasi çalışmaya TİP saflarında katılmasını önerdim. Ama o görüşlerinde ısrarlıydı. Daha sonra bu görüşlerini Dr. Naci [Kutlay] ve Mehmet Ali'ye [Aslan] de anlattığını ve benzer cevaplar aldığını öğrendim.
Dr. Şıvan, sanırım 1969 yılı başlarıydı. Eşi İsmet Hanım'la bölgede bir geziye çıkmıştı ve Tunceli'ye de uğradı, bana ve [Kemal] Gültekin'e konuk oldu. Yine sondaj yapıyordu. Konu açılınca aramızda hararetli bir tartışma oldu ve konuğum olduğu halde kendimi tutamayıp onu maceracılıkla suçladım. Benden kırgın ayrıldı. O, bu gezisi sırasında TİP üyeleri de dahil, bir dizi insanla ilişki kurmuş ve onları kendi planlarına ortak etmiş, hatta örgütlemişti."
Burkay'ın 1992’de gerilla savaşı 'macerası'
Ne var ki tarih, Burkay��ın daha önce eleştirdiği yöntemleri bir süre sonra kendisinin de denediğine şahit olacaktı. 1974’te illegal Kürdistan Sosyalist Partisi’ni (PSK, o zamanki ad Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi/TKSP) kuran Kemal Burkay, 1983’te PKK’nin silahlı eylemlere başlamasından sonra, bir yandan Türkiye kamuoyunda PKK’yi 'terörist' yöntemler kullanmakla suçlayarak barışçı bir imaj çizerken, diğer yandan perde arkasında bazı kadrolarını silahlı eğitim için İran Kürdistanı’na (Kasımlo’nun yanına) göndererek orada gerilla eğitimi yaptırdı.
Bu çelişkili tutum, 1992’de daha somut bir adımla devam etti: Burkay, Mesut Barzani ve Celal Talabani'nin izni ile 1992'de Güney Kürdistan'da kendi komutası altında bir gerilla kampı kurdu. Kemal Burkay bu süre zarfında kamp bölgesinde peşmerge üniforması ile dolaşıyor; yaklaşık otuz kişilik bir grubun silahlı eğitime tabi tutulmasını komuta ediyordu. Amaç, birkaç aylık eğitimden sonra Kuzey Kürdistan’da (Türkiye’ye) silahlı mücadeleyi başlatmaktı. PSK mensupları kampta bir yılı aşkın süre eğitim gördüler.
Ancak Burkay, söz verdiği silahlı mücadeleyi başlatma adımını bir türlü atmıyordu. Zaman geçtikçe kamptaki militanlar arasında moral bozukluğu ve kişisel sürtüşmeler baş göstermeye başladı. Gruptan gelen baskı karşısında daha fazla direnemeyen Burkay, grubu teçhiz ederek adeta ��Hadi gidin boyunuzun ölçüsünü alın!” dercesine Kuzey’e gönderdi. Ancak grup sınır boyunda birkaç gün dolandıktan sonra savaşmayı göze alamayarak kampa geri dönme kararı alacaktı. Bu da grupta daha da büyük bir moral çöküntüsü yaptı. Üç genç (Ağrı, Muş ve Bingöllü), Türkiye’ye dönmek üzere kamptan ayrıldılar ve yol güzergahındaki Duhok kentinde bir peşmergenin evine misafir oluyorlar. Bu durum PSK içinde bir krize yol açıyor ve ayrılanlar 'ihanet etmek'le suçlanarak haklarında ölüm kararı alınıyor.
Duhok Olayı: İç İnfaz
Kamptan izinsiz ayrılan üç kişi hakkında infaz emrini yerine getirme vazifesi Kemal Burkay tarafından, daha sonra PSK Genel Sekreteri olan Mesut Tek ile İsmail Öztürk ve Newroz Bawer'e verilenler. İnfaz timi, Duhok’a gidip ayrılanların kaldığı evi tespit ediyorlar ve kapıyı çalarak “Kemal abi size selam söyledi, konuşmaya geldik, bir sorun varsa çözelim” diyorlar. Kapı açılır açılmaz içeriye yaylım ateşi açılıyor ve bir genç (Bingöllü) olay yerinde hayatını kaybediyor; diğer iki genç ise ağır yaralanıyor. Kurşun yağmurundan sağ kurtulan bu yaralılardan biri (Karslı), omurilik hasarı nedeni ile hayatını halen tekerlekli sandalyede sürdürmektedir.
Saldırı sonrası olaya bölgedeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) yetkilileri olaya el koyuyorlar ve Mesut Tek ve diğer iki saldırgan tutuklanarak dört ay hapishanede kalıyorlar. Ancak Kemal Burkay, Mesut Barzani ve Celal Talabani ile ilişki kurarak, 'hapishaneden kaçtıkları' görüntüsü verilerek bu kişileri serbest bıraktırıyor.
Olayın PSK tabanında duyulması örgütte şok etkisi yarattı. Avrupa’daki birçok PSK üyesi, liderlerinin böyle bir infaz emri vermiş olmasını kabul edilemez buldular. Nitekim 1994 sonbaharında Almanya’da toplanan PSK Konferansı’nda bazı üyeler bu hadisenin aydınlatılmasını talep ettiler. Eski PSK yöneticilerinden Sertaç Bucak, “İnsan hakları mücadelesi veren biri olarak bu olay beni dehşete düşürdü; bir ölü, iki ağır yaralı var, bunu açıklığa kavuşturmamız lazım” diyerek liderliği sorumluluğa çağırdı. Ancak Kemal Burkay iddiaları öfkeyle reddetti; Bucak’ı azarlayarak, “Onlar bizim kalaşnikoflarımızı alıp kaçtılar. Orada olsaydım bizzat ben kurşuna dizerdim! Mesut Tek ve diğer arkadaşlar parti görevini yerine getirdiler. Sen hangi hakla hainleri savunuyorsun?” diyerek konuyu kapattı.
Hakikatler Şiirle Örtülmez
Kemal Burkay, 25 Ekim 2025 tarihli Facebook paylaşımında, yine aynı mecrada yayımladığım “Tarihin Bir İronisi: Sait Kırmızıtoprak ve Kemal Burkay” başlıklı yazıma cevap vermiş. Ancak Burkay bu yazısında, tarafımdan ortaya konan tarihi ve ispatlı iddialara cevap verme yerine, şahsıma hakaretler ve küçültücü ifadelerde bulunmayı tercih ediyor.
Söz konusu yazımda kendisine yönelik hiçbir şahsi ithamda bulunmadım. Sadece kendi geçmişindeki çelişkileri deliller üzerinden değerlendirdim. Buna rağmen, belgelere ve tanıklıklara dayanarak dile getirdiğim bu ciddi iddialara cevap vermek yerine, bana 'tutarsız, kıskanç, dönek, şerefsiz' gibi aşağılayıcı sıfatlarla cevap vermesi, tartışmayı fikir seviyesinden şahsi zemine çekmeyi tercih etti. Bu onun daha önce de pek çok defa başvurduğu bir metod.
Benim açımdan mesele şahıslar değil; tarihin doğru kayda geçirilmesidir. Burkay’ın bu tür ucuz yöntemlerle gerçeği bastırmaya çalışması beyhude bir gayret. Beni bunlarla yıldıramaz. Hakkında yazacağım daha çok şey var...
Burkay hakkında yazdıklarım sadece bana ait iddialar değil; bir zamanlar kendisiyle birlikte çalışan yakın arkadaşları tarafından dile getirilen vakıalar. Buna rağmen Burkay, yazımda yer alan ağır suçlamaların hiçbirine somut yanıt vermezken, yalnızca bir cümleyle Dr. Şivan’a 'CIA ajanı' dediği iddiasını reddetmekle yetiniyor.
Oysa bu iddia, ne söylentiye ne de yoruma dayanır. Dr. Şivan’a 'CIA ajanı' suçlaması, 1971’de Güney Kürdistan’da KDP-T’nin Dêşîş kampında Dr. Şivan’ın, 1973’te ise Diyarbakır Sıkıyönetim Tutukevinde birlikte kaldığımız dönemde Kemal Burkay’ın bizzat bana yaptığı beyana dayanmaktadır.
Tutukevinde, iki ranza arasında karşılıklı otururken söylediği her kelimeyi hala hatırlıyorum. Bu konuya ilişkin ayrıntıları ilerleyen günlerde yazacağım.
Bunun dışında Burkay, yazımda yer alan şu temel iddiaları ise tamamen görmezden geliyor:
1. 1992’de, lideri olduğu Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) adına Güney Kürdistan’da bir gerilla kampı kurduğu,
2. Bu kampta çıkan kriz üzerine Duhok’ta üç PSK mensubu hakkında infaz emri verdiği,
3. Bu şahıslardan birinin öldürüldüğü, ikisinin ağır yaralandığı ve faillerin kısa süre sonra Barzani yönetimince serbest bırakıldığı,
4. Olayın ardından PSK içinde yükselen tepkilere, “Orada olsaydım ben vururdum,” diyerek karşılık verdiği,
5. Ve bütün bunlara rağmen 2011’de Türkiye’ye devlet protokolüyle döndüğü; ayrıca, Türk Ceza Kanunu’na göre suç sayılan bu ve daha başka fiillerinden dolayı hakkında soruşturma yapılmadığı.
Yukarıda sıraladığım hadiseler, dönemin PSK mensuplarının beyanları ve şahitlikleri ile sabittir.
Benim yaptığım, bir dönemin kendi iç çelişkilerini belgelemek ve 'Tarihin ironisi' olarak adlandırdığım bir hakikati tartışmaya açmaktır. Buna şiirle veya hakaretle cevap vermek, bu tarihi hakikati ortadan kaldırmaz.
Tartışma şahsi bir mesele değil; Kürt siyasi hareketinin kendi hakikatleriyle yüzleşme meselesidir.
Dr. Sait Kırmızıtoprak bir dava uğruna hayatını kaybetti. Onu 'maceracı, katil' ilan edenlerin yıllar sonra aynı yolu denemeleri ve ona yükledikleri suç işlemeleri ve ardından da bu gerçeği gizlemeye çalışmaları, tarihin ironisidir.
Kemal Burkay’ın, hakkında ileri sürülen eleştiriler karşısında yazı ahlakıyla bağdaşmayan bir üslupla saldırılarda bulunduğuna daha önce de defalarca şahit oldum. Zaman onu hiç değiştirmedi; şimdi aynı yöntemi bana karşı uyguluyor. Makul çerçevede verecek cevabı olmayanların başvurduğu bir yöntemdir bu. Aklınca beni yıldırıp susturmaya çalışıyor. Burkay bu konuda yanılıyor.
Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen uluslararası projenin bir parçası olan Burkay’ın da emr-i hak vaki olmadan önce cevap vermesi gereken çok soru var. Bu soruları birer birer yazacağım. Hakiki ismi Kamâl’ın hikayesi de dahil bunlara.
Benim için mesele, kişilerin itibarı değil; hakikatin itibarıdır.
Çünkü hakikat şiirle örtülmez.
26 Ekim 2025
Ahmet Zeki Okçuoğlu
Devlet aygıtı her yönüyle çalışıyor, ne yazıkki Hakkari bölgesi üzerinde özel bir lobi çalışmaları var. Her zamanki gibi yerel komprador ilişkiler geliştirilerek varlıklarını sürdürüyorlar.🧐
📌Şemzinan’da DAİŞ-Hizbullah yapılanmasında yeni iddia ve görüntüler.
Masîro ve Melavyan köylerinde yaşayan yurttaşlar, “düğün” ve “mevlit” adı altında düzenlenen toplantıların DAİŞ ve Hizbullah yönünde örgütlenme faaliyetleri için kullanıldığını öne sürdü.
#Şemdinli
Amed’den Ankara’ya yükselen bu ses; kad��nların hakikat sesi, barış talebi ve özgürlük haykırışıdır.
Selam olsun, “Umutla Özgürlüğe Yürüyoruz” şiarıyla barışın yolunu ören, "Umut Hakkı Ertelenemez” diyerek Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı etrafında kenetlenen kadınlara..
Dengê jinan ji Amedê heta Enqereyê bilind dibe. Ev dengê heqîqetê, daxwaza aştî û azadiyê ye.
Yeni Şam rejimi kontrolünde bulunan HTŞ-SMO’ya bağlı silahlı güçler Halep’te Kürtlerin yaşadığı sivil yerleşim yeri olan mahallelere rastgele ateş açmaya devam ediyor.
İbadetlerini Kürtçe yapan Alevileri nereye konumlandırıyorsunuz, efendimiz? Kürtçe konuşan Alevi ibadetini Kürtçe (kurmancî-zazakî) yapıyorken; ibadet dili Türkçedir demek bir tutarsızlık örneği değil mi? Sadece bağlama çalma meziyetiniz varmış🧐
Alevilik, 72 milleti içine alan kadim bir gelenektir. “Kürt Alevi” ya da “Türk Alevi” diye bir tabir yoktur; Kürtçe konuşan Alevi, Türkçe konuşan Alevi veya Zazaca konuşan Alevi vardır. Aleviliğin lisanı hal dilidir, ibadet dili ise Türkçedir. Gelenek bize bunu böyle aktarıyor.
Yüz yıldır uğraşıp didindiniz, Kürtleri Türk yapamadınız, bundan sonra hiç yapamayacaksınız. Çünkü değiliz. Sadece milli bir mensubiyetle mutlu olunuyorsa ne âlâ, biz mutsuzluğu seçtik, halimizden memnunuz. Türk olarak mutlu olmanızı diliyoruz.
Colemêrg'de bitmeyen kolluk şiddeti..
Uzman çavuş İbrahim Sarı, bisiklet sürerken eşine çarpıp düşürdüğü iddiası ile 8 yaşındaki Elyasa Taş’ı şiddete maruz bıraktı. Hastaneye kaldırılan çocuğun kolunun kırıldığı ve ameliyata alınacağı öğrenildi.
https://t.co/6jvYuGUy0I
Şırnak’ta 5 yıldır aralıksız bir şekilde ekolojik talan ve tahribat sürdürülüyor. Üstelik bunu yapanlar, halkın güvenliğini sağlamakla görevli olanlar! Bu katliama dur de!
#ŞırnaktaAğaçKatliamıVar
Ne güvenlik bahanesi, ne enerji yalanı: Gabar’da yapılan düpedüz ekokırımdır.
Dinamitlerle parçalanan sadece kayalar değil; orman, ağaç, kuş, böcek, ot ve suyla birlikte bir halkın hafızası, bir ekosistemin tüm canlılığıdır.
Ülkenin dört bir yanında yangınlarla doğa zaten can çekişirken, Gabar’da bilinçli olarak sürdürülen bu yıkım, doğaya karşı topyekûn bir saldırıdır.
Doğayla barışın, doğanın faili olmayı bırakın! Gabar dağı, bütün yaşamıyla Gabar olarak kalsın!
@ekolojisirnak
♦️ “Kürt medyası olmasaydı, sessizce öldürülürdük"
Bir Dürzi şeyhi, olayları takip ettiği, ihlalleri belgelediği ve kamuoyuna ulaştırdığı i��in Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt medyasına teşekkür mesajı gönderdi.
“Onlar olmasaydı kaos ve sessizlik içinde bizi öldürürlerdi.”