dünyada herhangi bir şeyi sevmenin diğerine karşı bir üstünlüğü yok, eğer ahirete taalluk etmiyorsa. bu bakımdan futbol izlemek ile kitap okumak arasında bu dünyaya ait olmaları bakımından bir fark yok. itibarda fark var sadece.
"Bizden bir hadis işiten ve onu hafızasında tutarak başkasına aktaran kişinin Allah yüzünü ak etsin. Nice illim yüklenen kişiler vardır ki bazen onu kendisinden daha anlayışlı birisine aktarabilir. Çoğu zaman da ilim yüklenen kimse kendisi dirayetli olmaz.” (Tirmizi)
Yaşarken Peygamber duası almak isteyen kardeşler için
"Bizden bir hadis işiten ve onu hafızasında tutarak başkasına aktaran kişinin Allah yüzünü ak etsin. Nice illim yüklenen kişiler vardır ki bazen onu kendisinden daha anlayışlı birisine aktarabilir…(Tirmizi)
Fıkıh kaynaklarına baktığımızda meselenin yalnızca “şu yaşda evlenmek,bu yaşda evlenmek/Cinsel birliktelik vs. caiz midir?” şeklinde ele alınmadığını, iki insanın evlilik içerisinde birbirlerine zarar vermemesi ve kul hakkının gözetilmesi üzerinden de değerlendirildiğini görüyoruz.
Hanefî fıkıh kaynaklarında nikâhın hükmü; farz, vâcip, sünnet, haram, mekruh ve mubah şeklinde farklı durumlara ayrılır. Farz ve vâcip olan nikâhtan bahsedilirken iki önemli şart zikredilir. Birincisi, kişinin mehir ve nafakayı karşılayabilecek durumda olmasıdır. İkincisi ise eşine zulmetme korkusunun bulunmamasıdır.
Burada son derece dikkat çekici bir nokta vardır: Kişinin evlenmediği takdirde zinaya düşme korkusu ile evlendiği takdirde eşine zulmetme korkusu birbirleriyle çatışırsa, eşine zulmetme korkusu öne alınmaktadır. Kaynağımız bunu, zulmün kulların haklarıyla ilgili olması; zinadan korunmanın ise Allah Teâlâ’nın hakkıyla ilgili bulunması üzerinden izah eder. Böyle bir çatışma hâlinde kul hakkının öne alınmasının gerekçesi de açıkça ortaya konur: Kulun hakkı ve ihtiyacı vardır; Allah Teâlâ ise hiçbir şeye muhtaç değildir.(Buradan o zaman zina edebilir diye bir sonuçta çıkarılmamalıdır. Söz uzamasın diye bir başka yazımızda bu hususu işleyebiliriz inşallah)
Dolayısıyla burada çok temel bir fıkhî ilke ile karşı karşıyayız: Bir insanın kendi nefsini koruma ihtiyacı, başka bir insanın hakkına zulmetme pahasına gerçekleştirilemez. Evlilik, kişinin kendi ihtiyacını gidereceği bir alan olduğu kadar, karşısında hakları bulunan başka bir insanın da bulunduğu bir akittir.
Daha da önemlisi, aynı kaynak nikâhın haram olduğu durumunu ayrıca zikreder. Dördüncü kısımda şöyle denilir:
وَأَمَّا الرَّابِعُ فَبِأَنْ يَخَافَ الْجَوْرَ بِحَيْثُ لَا يُم��ك��نُهُ الِاحْتِرَازُ عَنْهُ
Yani kişi, eşine zulmetmekten korkuyor ve bu zulümden kaçınamayacak durumda bulunuyorsa, onun için nikâh haramdır. Bunun gerekçesi de son derece açıktır: Nikâh, kişinin iffetini koruması, neslin devamı, huzur ve sevap gibi birtakım maslahatlar için meşru kılınmıştır. Fakat kişi evlilik içerisinde zulmedecek ve haramlar işleyecekse, bu durumda nikâhın doğuracağı mefsedetler onun sağlayacağı maslahatlara ağır basmaktadır. Böylece nikâhın başlangıçta hedeflediği maslahatlar ortadan kalkmış olur.
Burada mesele,belirli bir kişinin belirli şartlar altında evlenmesinin şer‘î hükmünün ne olduğudur. Nitekim İslâm’ın evliliği teşvik etmesi her şart ve durum için geçerli değildir.Yukarıda ki ibarelerden de bu anlaşılmaktadır.
Öğle namazının sünnetini kılmak, misvak kullanmak veya benzeri sünnetlerde olduğu gibi her dönemde ve her şartta insanlara uygulanması teşvik edilen bir davranıştan bahsetmiyoruz. Burada fıkhın yaptığı şey, “Bir durum gerçekleştiğinde bu fiilin şer‘î hükmü nedir?” sorusuna cevap vermektir. Hangi şartlarda nikâh farz veya vâcip olur, hangi şartlarda sünnet veya mubah olur, hangi şartlarda mekruh veya haram olur? Fıkıh kitaplarının ortaya koyduğu ölçü tam olarak budur.
Bu sebeple evlilik meselesinde takat kavramı da son derece önemlidir. Bir insanın fiziksel olarak cinsel ilişkiye güç yetirip yetirememesi elbette dikkate alınması gereken bir husustur. Fakat mesele sadece bundan da ibaret değildir. Evlilik, iki insanın hayatını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir beraberliktir. Dolayısıyla kişinin fiziksel, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik açıdan evliliğin yükümlülüklerini taşıyıp taşıyamayacağı da dikkate alınmalıdır.
Bugün örf açısından da evlenmek isteyen kişilerin, özellikle ciddi tereddütlerin bulunduğu durumlarda, işin ehli uzmanlara danışması; fiziksel ve psikolojik durumunu, sosyal şartlarını ve ekonomik imkânlarını değerlendirmesi son derece makul bir yaklaşımdır. Bu husus yalnızca kadın açısından değil, erkek açısından da aynı şekilde değerlendirilmelidir. Çünkü kul hakkı tek taraflı değildir. Evlilikte kadın da erkeğin hakkını gözetmekle, erkek de kadının hakkını gözetmekle yükümlüdür.
@viranikrime (Sav) Allah Rasûlü Hz.leri şöyle buyurmuştur: "İsrailoğulları çıplak olarak birbirlerine baka baka yıkanırlardı. Musa ise yalnız yıkanırdı. İsrailoğulları: 'Allah'a yemin olsun, Musa'yı bizimle birlikte yıkanmaktan meneden ancak onun kasığının çıkık olmasıdır.' derlerdi +.
@viranikrime Musa bir defa yıkanmaya gitti, elbisesini de bir taşın üstüne koydu. Akabinde taş elbisesini alıp kaçtı. Musa: 'Ey taş elbisemi, ey taş elbisemi!..' diyerek taşın arkasından koştu. Nihayet İsrailoğulları onu gördüler de: 'Vallahi Musa'da hiçbir kusur yokmuş.' dediler.