CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda ve seçilmiş İl Başkanı Özgür Çelik’in makamında bu gece yaşananlar; demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve seçilmiş iradeye yönelik kabul edilemez bir müdahaledir.
Bir siyasi partinin seçilmiş yöneticilerine kolluk gücü kullanılarak müdahale edilmesi, demokratik siyaseti güçlendirmez; aksine hukuk devleti ilkesine ve halkın iradesine gölge düşürür. Demokrasi, ancak seçilmiş iradeye saygı duyulduğunda ve hukuk her koşulda üstün tutulduğunda anlam kazanır.
Bu ülkenin ihtiyacı baskı ve dayatma değil; adaletin, hukukun ve gerçek demokrasinin eksiksiz şekilde işlemesidir.
Hukuksuzluğun en üst seviyesini yaşadığımız bu dönemde; dün tahliye olan yol arkadaşlarımız bizleri mutlu etti.
Başta İnan Güney Başkanımız olmak üzere tüm arkadaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Bugün ülkenin adalet tarihinde en utanç verici günlerden birini yaşıyoruz.
Yer utandı, gök utandı, biz utandık olanlardan… Bir tek onlar utanmadı yaptıklarından!
CANLI BLOG | Ekrem İmamoğlu duruşma salonundan çıkarken, "Benim Ankara'da yargılayacaklarım burada yargılayanlara müdahale etmeye çalışıyor. Adalet Bakanlığı çöküş bakanlığıdır" dedi.
CANLI BLOG | Bugün duruşmada Fatih Keleş'in avukatının sözünün kesilmesini izlediğini belirten İmamoğlu, "Ümit Özdağ Cumhurbaşkanına hakaretten dolayı tam gün savunma yaptı, sevgili Selahattin Demirtaş ne yazık ki serbest bırakılmıyor, 14 gün kesilmeden savunma yaptı" dedi ve kendisine 6-7 saatlik bir süre tanındığını ifade etti.
CANLI BLOG | "Sanık arkadaşlarımı dinlemekten mahrum edildiğim bir hak ihlaliyle karşı karşıyayım" diyen İmamoğlu, "Pazartesi günü olan duruşmalarımdan bahsettim. Ne mahkemeye bir hakaretim ne sürece ilişkin olumsuz bir yorumum var. Siz benimle ilgili salondan çıkarılma kararı verdiniz" ifadelerini kullandı. İmamoğlu, dün duruşma salonuna getirilmediğine de değindi ve "En fazla suçlamaya maruz kalan arkadaşım Fatih Keleş'in savunmasını dinleyemedim" dedi.
CANLI BLOG | Mahkeme heyeti duruşma salonuna girdi, İBB Davası başladı. Ekrem İmamoğlu sanık kürsüsüne geldi. "Ben sorgu vermeye gelmedim, bazı taleplerimi dile getirmek için kürsüye çıktım" dedi ve "Savunma süreci ile ilgili tespitlerimi dinlemeniz gerektiğini düşünüyorum" diyerek mahkeme başkanına seslendi. İmamoğlu, "Benden önce hem Murat Ongun'un hem Fatih Keleş'in avukatları kısıtlandı" dedi. Mahkeme başkanı, "Yeni planlama yapmadık, baştan belliydi, en son sıra size geldi" yanıtını verdi.
CANLI BLOG | Ara sona erdi, sanıklar yerini aldı. CHP'nin seçilmiş son genel başkanı Özgür Özel de duruşma salonuna geldi. İzleyiciler "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları atıyor. İmamoğlu, Özgür Özel'e seslenerek, "Genel başkanım onur verdin, demokrasi mücadelende, yürüyüşünde sizinle yan yana omuz omuza olmaktan gurur duyuyorum" ifadelerini kullandı.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Genel Başkanımız Özgür Özel:
"Eğer Amerikan Başkanı çocuklarla karşılanacaksa, o çocuklar ellerinde İran'da öldürülen 165 kız çocuğunun resmini tutmalıdır!"
Sabah 08.10’da, hapishanede, mahkeme heyetinin İBB duruşmasına katılmamı engelleyen keyfî kararı tarafıma bildirildi.
Benim ismimle kurulan iddianamenin görüşüldüğü mahkemeye katılmamın engellenmesi çok ağır bir hak ihlalidir, düşman hukukunun zirvesidir.
Mahkeme iddianamede en fazla suç isnat edilen kişilerin ve avukatlarının savunmalarını kısıtlamakta, yok saymaktadır.
Bu durum, “asrın hukuksuzluğu” İBB davasının tümüyle çökmüş, bir yargısız infaz yığınına döndüğünün ispatıdır.
Dava açıldıktan sonra doğal yargıç ilkesi hiçe sayılarak dizayn edilen, bu sebeple bağımsızlığı ve tarafsızlığından asla söz edilemeyecek mahkeme heyeti, bugün itibarıyla görünürde bile olsa yargılama faaliyetinden tümden vazgeçmiştir.
Bu hukuksuzluğu ifşa ediyorum. Milletimiz duysun.
“İtirafçılık insanın kendini kusmasıdır”
Ekrem Başkan’ın bugünkü şu beyanı gerçekten etkileyici:
“Benim dosyamda da var pişmancık: Ertan Yıldız. Benim yan hücremde duruyordu. Ben ona sesimi duyuramıyordum ama onun böğürmesini ben duyuyordum. Gece yarısı nasıl bir böğürme ama.. Acaba ölüyor mu diye iki üç defa butona bastım, görevli çağırdım. En az 20-30 gece kusacak gibi böğürdü adamcağız. Avukatı 'Oğlum bir şey mi oldu sana neyin var diyor' o da kafası önde şekilde 'Yok iyiyim' diyor. Dayanamadı adam. Malını mülkünü seviyor herhalde, parasını pulunu seviyor ya da izah edemeyeceği şeyler var, onu bilemem. Pişmancık olmuş. Rahmetli Yalçın Küçük, 'İtirafçılığı insanın kendini kusması' diye tarif etmiş, çok güzel tarif etmiş. Allah rahmet eylesin. Sonra 'İşittim, şahit oldum, duymuştum, biliyordum, görmüştüm' ifadeleri geldi. Binlerce. Ondan sonra neymiş efendim? Dört bin sayfa iddianame. Bu iddianame de 160 sayfa. İyi yani yine az. Hiçbir şey yok çünkü burada hiçbir şey yok. Orada adam bulmuşlar gene, burada hiçbir şey yok."