Manisa'daki okul saldırısın�� sadece okullardaki güvenlik açığıyla açıklamak çok yanlış olur. Güvenlik önlemini okulda alırsınız, sokakta saldırı olur. Gücün kutsandığı, şiddetin, silahların, çetelerin normalleştiği bir düzende bu saldırıları okula güvenlikle çözemeyiz.
🔴Ne oldu da Amerika'da film izler gibi izlediğimiz bu saldırılar burada da başladı?
🔴Türkiye'de nasıl bir sosyoloji oluştu da gençlerin/çocukların psikolojileri bu kadar kırılgan, şiddete ve kötü alışkanlıklara açık?
🔴Silah temini/kullanımı bu ülkede nasıl bu kadar yaygın?
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Mizahın tamamen yasaklanacağı ve kabul görmeyeceği günlere doğru koşar adım gidiyoruz.
Plastip şovlardan, Soyut Padişah gibi oyunlardan geldiğimiz noktaya bakın.
Deniz Göktaş gibi korkmayan ve olması gerektiği gibi mizah yapanın başına gelenleri görün.
Yarın arkadaşlarınızla kendi aranızda bir siyasetçiyle ilgili konuştuğunuz zaman bile sesiniz içinize kaçtığında, fısır fısır ve korkarak konuştuğunuzda hatırlarsınız.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
- Soldaki, IŞİD operasyonunda yakalandı. Elleri cebinde kelepçesiz Emniyet’e götürüldü.
- Sağdaki, stand-up gösterisi yaptı. Hakkındaki kararı duyunca ülkeye döndü, ters kelepçe takıldı.
Deniz Göktaş’a takılan ters kelepçe hepimizin beynine de takılıyor. Düşünmeyelim, eleştirmeyelim, konuşmayalım istiyorlar. Beynimizde onların kelepçesiyle yaşayalım istiyorlar.
Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş: “Van Baro Başkanı beni azarladı, barodan ağlayarak ayrıldım"
🔸 “Rektör bir numara örtbasçıdır Van Baro Başkanı da onun destekçisidir!"
🔸 “Van Barosu Başkanı dosya için hiçbir çalışma yapmadı. Tam tersine delilleri karartmaya çalıştı.”
🔸 “Defalarca ‘gerçeklerin peşine düşün’ dedim. Sonunda vekâletimi geri çektim. Baro dosyadan ayrıldı, ben de rahatladım.”
🎙️ Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, Van Barosu'nun dosyadan çekilmesi sonrası yaşanan süreci ve soruşturmayı Radyo Sputnik'te Gazeteci Mustafa Hoş'a (@mustafahos) anlattı.
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
Amaç, hiç kimsenin görmediği bir şeyi görmek değildir. Herkesin gördüğü bir şey hakkında, kimsenin henüz düşünmediği bir şeyi düşünebilmektir.
- Yaşam Nedir?, Erwin Schrödinger
1 MAYIS — HATIRLATMA • Mohammad Nourtani… Kaçak madende çalıştırılıyordu. Biri engelli, üç çocuğu vardı. Yaralandı ancak hastaneye götürülmedi. Patronu emretti, önce böbrekleri alındı, sonra yakıldı. Davası sonuçlandı. Failler neredeyse hiç ceza almadı.
Resmen faillere ödül verildi.
Kimse sorgulamadı...
Madenciler açlık grevinin 3. gününde. 14 saatlik gözaltının altından devam ediyorlar. Sadece öldüğü zaman hatırlanan maden işçileri medya tarafından görülmeyi bekliyor.
Maaş vermemek suç değil mi? Bir sermaye sahibine karşılıksız çek veren hapse giriyor. Emekçiyi karşılıksız çalıştırana neden bir şey olmuyor? Halbuki bu da suç…
Hakkını arayan işçi 190 km yürüyor, sesini duyurmaya çalışıyor. Ona da gaz, jop ve gözaltı…
Gaipten kahraman yaratma hastalığı yine nüksetti... Gülistan'ın katili bulunamıyordu da bulundu değil. Rejime hakim olan kliklerden birisi gizliyordu, bir diğeri başka bir egemenlik mücadelesi için ortaya çıkardı, zira onlar da başka karanlık işler için yeni bir alan yaratıyor. Ortaya çıkartan klik, gizleyen klikten daha temiz değil, sadece egemenlik mücadelesinin hamleleri bunlar. Bu rejimi yemezsek, oyunlarının oyuncakları olarak teker teker veya topluca katlediliriz...
‘O çocuk’ neden bu kadar “yok” hissetti kendini?
O günden beri uyuyabiliyor musunuz?
Bir çocuk, bir sabah uyanıp birdenbire bir katile dönüşmez.
Psikolog Dr. Elif Kaleli yazdı:
“Bütün dünya ne kadar tükendiğimi (tükendiğimizi) görecek”
https://t.co/ikhmKcTyK6
Sosyal medyada binlerce insan “iyi ki öldürüldü, böyle biri yaşamamalı” ile bu ifadelerden daha sert cümleler kuruyor. Ama öğretmeni ile konuştuğum ilk günden bugüne, bakıldığında çocuğun şiddete adım adım sürüklendiği görülüyor… Savcılık henüz babasının ifadesinde okuduğum kadarıyla derinlemesine aile şiddetini sorgulamamış, ilk günden beri ailesinden psikolojik/ruhsal ciddi şiddet gördüğünü düşüyorum. Yalnızlığın içine itilmiş, sevilmediğini düşünerek ve görerek bunu kabul etmiş, çevresinden soyutlanmasıyla karşıdan da, sosyal yaşamından da aynı tepkiyi görmüş ve çareyi uzakta sanal ortamda aramış, önüne çıkanlara hiç düşünmeden yaşadığı yalnızlık, gördüğü sevgisizlik ve bununla gelen yaşadığı acıyı birilerinden çıkarma isteğiyle, bu motivasyonla ilerlemiş bir çocuk… Bu olaya “çocuk internetten oyun oynadı ve gitti arkadaşlarını öldürdü” diye bakılamaz. Ailenin, yakınlarının yanında okulun da ihmali olduğu açıkça görülüyor… Çocuğun bu duruma gelmesini önleyemeyen sistem, o sistem aileye dokunabilirdi, o çocuğa ulaşabilirdi… Okul kapısına polis görevlendirmekle de sorunlar çözülemez… Ülkede çocuğu “takip” eden, güvenli limana bırakan sistem yok…