“Bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü,değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.”
Deniz Göktaş'ın yaptıkları içinde beni en çok etkileyen sözünün arkasında durma iradesi oldu.
Bu omurgayı, onu taşa tutanların anlamasını beklemiyorum ama dönüp gelmesinin ve geldiği halde
uygulanan ters kelepçenin onlarda bile bir iz bıraktığına eminim. Tarihe esas kaydı bence bu iradesiyle düştü.
Belki çok romantik ve safça gelecek ama insan etkilenmeden duramıyor. Düşünsenize savcısı, hakimi, polisi, siyasetçisi, imamı toplanmış bir şakayla baş etmeye çalışıyor. Yine de bunca güce, bunca baskıya rağmen bir fikrin yayılmasına engel olamıyorlar.
Mizah, ciddi bir iştir…
Şakaya gelmez!
Korkuyu küçültür…
Dokunulmazlık hissini kırar…
Tabuları sorgulatır…
Hayata dair endişe duyduğun ne varsa kahkahalarla sıradanlaştırır.
Güldüklerine eskisi kadar korkuyla bakamazsın.
En zor zamanlarda, psikolojik dirençtir…
Cesaretin sesidir…
Keskin bir limon kolonyası gibidir mizah…
Nefes aldırır, ferahlatır.
İnsan güldüğünde, gülenlerin sayısı arttığında korkunun etkisi azalır.
Evet, gülmek devrimci bir eylemdir…
Güldürmek de öyle…
Deniz Göktaş da bunu çok ama çok iyi başarıyor…
Gösteriyi çok beğendim.
Emeğine, aklına sağlık👏👏
Yaşasın mizah, yaşasın limon kolonyası!