Milyarlarca insan; ölenler, henüz doğmayanlar ve yaşayanlar. Her birinin ayrı - kendine özgü- bir hikâyesi olması ne büyük mucize değil mi. Rabbin nazarında, insanın biricikliğini buradan görebiliyorsunuz.
Kadınların neye âşık olduğunu sanırım biliyorum.Konuşmanın hiç bitmesini istemedikleri insanlara… Derin ve zihni besleyen sohbetler kurabildikleri bir erkekle karşılaştıklarında kendilerinden geçiyorlar.Zihinle kurulan bağ kalpten daha derine iner.Nerden biliyorsun diye sormayın
bu fotoğrafı bir adım öne çıkarıp
"bursa'yı yaşamak" formüllerimden birini vermek istiyorum sizlere.
üftade'ye alt merdivenlerden çıkıp hazreti selamladıktan sonra dondurma tekkesi istikametinden devam ediyorum. sokağın sonundan sola dönüp sur kapısından geçip pınarbaşı istikametine doğru ilerliyorum. mevlevihane'nin avlusuna diz çöküp kargaların güne veda çığlıklarına şahitlik ediyorum. bu avlu damağımda farklı bir tat bırakıyor benim. bütün bursa mevlevihanenin avlusuymuş gibi hissediyorum.
buradaki temaşayı neticelendirip pınarbaşı mezarlığının duvarlarını soluma alıyor eskici mehmed istikametinden seyir ediyor yolculuğumu akşam namazını beklemek üzere ulu camiide neticelendiriyorum.
kısa ve basit...
ama bursa damarlarımdan nüfuz ediyor bu kısa an'da.
Hikâye bitince sıkılma başlıyor, zirveye çıkınca yozlaşma başlıyor, merak bitince ilgi bitiyor, bir şey netleşince büyüsü bozuluyor. Devamlılığın ancak yarım kalmışlıkta ve müphemlikte olması hayatın acı bir ironisi.
Ben de bunu hiç anlamam.O hasletler beni ben yapıyor ve kendim olabilmek için onca emeği veriyorum.Dış görünüş, eğitim , ahlak için yapılan(zaman para disiplin)yatırımları olmamış sayalım,Ben bile kendimi sevmem.Hayvandan fark ne?Ki ben de o emeği verene saygı duyup yükseliyorum.