HARRY POTTER 1. sezon yayın programı:
Bölüm 1: 25/12/26 (Noel)
Bölüm 2: 03/01/27
Bölüm 3: 10/01/27
Bölüm 4: 17/01/27
Bölüm. 5: 24/01/27
Bölüm. 6: 31/01/27
Bölüm. 7: 07/02/27
Bölüm. 8: 14/02/27
46 yıllık kocam bu sabah beni evden kovdu!
Kırk altı yıldır aynı yastığa baş koyduğum adam
Bir zamanlar “Yiğidim” dediğim Cemal beni evden kovdu.
Elinde küçücük bir yastığı kendine siper etmiş, kapının önünde durdu:
“Hanımefendi… Gitseniz iyi olur.
Eşim birazdan gelir… Gülizar kızar sonra.”
O eş… benim.
Benim adım Gülizar.
Onun “birazdan gelir” diye beklediği kadın ise
1974’te Almanya’ya gidip bir daha dönmeyen gençlik aşkı.
Bir an dizlerimin bağı çözüldü.
Mutfaktan su bardağı alır gibi yaptım…
Elllerim titremesin diye.
Sonra telefon çaldı.
“Gülizar Hanım, eşiniz yürüyebildiği için evde bakım desteği çıkmıyor.
Özel bakımevlerine bakabilirsiniz,” dedi.
Yutkundum.
Çünkü özel bakım demek:
Kırk yılın alın teri demek…
İzmir’de 98’de dişimizden tırnağımızdan artırıp aldığımız ev demek…
Bir ömrün bir çekmeceye sıkışıp
“Ver gitsin” denmesi demek.
Ama biz ne deriz?
“Tamam, sağ olun.”
Acıya hep sessizce eğilen bir kuşaktan geliyoruz.
Cemal’le ilk karşılaşmam 79’daydı.
Buca’da çay bahçesinde garsonluk yapıyordum.
Üstünde asker parkası, yüzünde mahcup bir tebessüm…
Fuar’da elektrik işine yeni girmiş.
“Sade kahve,” dedi.
Sesi kırık, ama insanı tutan bir güven vardı.
İkinci buluşmamızda 77 model Murat yolda kaldı.
Üçyol yokuşunun tam ortası…
Ben panik içindeyken, Cemal kaputu açtı, direksiyon altından bir şey söktü-takti,
Ellerini yağlı pantolonuna silip bana baktı:
“Ben seni yolda bırakmam kız,” dedi.
Ve gerçekten bırakmadı.
Depremde, krizlerde, işsizliklerde…
Ekmek küçülürken gururumuzu büyütmemek için çırpındığımız yıllarda…
Hep “Bir çare buluruz,” dedi.
Ama hayat kimseyi, hiç kimseyi kayırmıyor.
Beş yıl önce teşhis geldi: Damar tipi bunama.
Önce anahtarını kaybetti.
Sonra çaydanlığın altını kapamayı…
Sonra konuşmayı…
Sonra beni…
Sosyal medyada “kendi kabını doldur”, “papatya banyosu yap” diyorlar ya…
İnsanın sevdiğini unutuşuna papatya ne yapsın?
Gerçek sevgi o cümlelerde değil.
Gerçek sevgi;
Gece üçte banyodaki kazayı temizlemektir.
Arabanın anahtarını saklamaktır, “İşe geç kaldım!” diye kapıya koşmasın diye.
Ve hayattayken kaybettiğin birini…
Sessizce beklemektir.
Geçen ay oğlumuz Tolga geldi.
İstanbul’dan koşa koşa.
Babasının yanına oturup maç konuşmaya başladı.
Cemal uzun uzun baktı ona…
Sonra:
“Sen yeni taşınan kiracısın… değil mi?” dedi.
Tolga’nın gözleri bir anlığına kırıldı.
Ama gülümseyip:
“Evet babacığım… kiracıyım. Modeme bakıyorum,” diye cevap verdi.
O gün akşamüstü balkona çıktım.
İzmir’in hafif rüzgârı yüzümü okşadı ama içimi üşüttü.
Çiğdem kabuğu gibi ince bir yerden kırıldı kalbim.
Devlete kızdım, zamana kızdım, kadere kızdım.
Dağ gibi adamın gözlerimin önünde bir çocuğa dönüşmesine kızdım.
Bir an…
Bir an sadece…
Çantamı alıp Kordon’a kadar yürümeyi düşündüm.
Yürüyüp gitmeyi.
Kimsenin beni tanımadığı bir yere.
Ama gitmedim.
Kapıları kilitledim.
Battaniyesini örttüm.
Çünkü bazen sevgi, en çok kalırken yoruyor
Ama yine de kalıyorsun.
Dün bizim 46. yılımızdı.
Söylemedim.
Gün kötüydü.
Evde bir o yana bir bu yana dolaşıyor,
“Alet çantamı çaldılar… bulacağım onları,” diye mırıldanıyordu.
Ben mutfakta bulaşık yıkarken, gözyaşlarım süzülürken,
Omzumda bir el hissettim.
“Gülizar…”
Aylar sonra…
Cemal’in o eski, berrak sesi!
Döndüm.
Gözleri bir anda açılmıştı.
Sis dağılmış gibiydi.
Titreyen elinde küçük bir zarf:
“Bunu sakladım… kötüleşmeden önce.
Bugün aç diye.
Biliyorum zor… kusura bakma,” dedi.
Sonra sarıldı bana.
Eski Cemal gibi.
Sırtımı, kalbimi, ömrümü tutan şekilde.
Ama sarılışı biter bitmez…
Işık yine söndü gözlerinde.
Sessizce pencereye yürüyüp kediyi izlemeye başladı.
Zarfı açtım.
İçinden gümüş bir kolye çıktı.
Ve el yazısıyla küçük bir not:
“Gitmek senden kolaydı. Kalmak senin aşkındı.”
Ayaklarım tutmadı.
Fayansın üzerine çöktüm.
Bir ömrün ağırlığını ilk kez bu kadar taşıyamadım.
Biz hep başlangıçları seviyoruz:
Söz yüzüklerini, gelin arabalarını, düğün videolarını…
Oysa evlilik, asıl sonbaharda sınanıyor.
Gerçek sevgi;
Aynı ömrü yüz kere taşısa da “Yine taşırım,” diyebilmektir.
Yorulmuş ellerle bile “Bırakmam,” demektir.
“Hastalıkta, sağlıkta” sözünü laf olmaktan çıkarıp
Hayatın tam göbeğine yazmaktır.
Bu satırları okuyan herkese:
Sevdiklerinize biraz daha sıkı sarılın.
Ve bir hastaya bakan, yaşlısına omuz veren,
Yükü sessizce taşıyan siz güzel insanlar…
Bilin ki: Bu dünyadaki en ağır, en kutsal emek sizindir...
Teşekkürler Muslera…
14 yıl önce geldiğinde daha bizler de gençtik. Sen kalemize geçtin, biz ekran başına… Sen her kurtarışınla bizlere ‘oh’ dedirttin, biz her maçta sana güvendik. Bugün, çocukluğumuzdan gençliğimize, hayatımızın tam 14 yılına eşlik eden bir efsaneye teşekkür ediyoruz.
8 Süper Lig, 6 Süper Kupa, 5 Türkiye Kupası… Tam 19 kez sarı kırmızı renkler altında kupalara uzandın. Geldiğin ilk sezon şampiyonluk yaşarken, ne güzel ki, giderken de kupalar ile gidiyorsun. Yıllar geçiyor ama değişen hiçbir şey yok... Galatasaray tarihinde bir kaleciden çok daha fazlası oldun. Bize sadece kurtarışlar değil, karakter, aidiyet ve bağlılık ne demek onu öğrettin.
Seninle büyüdük Muslera. Sevinçlerde, hüzünlerde hep sahadaydın. Kimi zaman yumruğunu havaya kaldırdın, kimi zaman gözyaşlarımızla birlikte seninle ağladık. Galatasaray’a kalbini verdin, biz de kalbimizin en güzel köşesini sana ayırdık.
Bugün seni kupalarla uğurluyoruz. Ama bil ki, kazandığın en büyük kupa bizim kalbimizdeki yerin.
‘Son anda Muslera!’ Bir neslin hafızasına kazınan o anlar, o ses… Sonsuza dek bizimle!
İyi ki geldin, iyi ki Galatasaraylı oldun. Yolun hep açık, kalbin hep bizimle olsun…
Teşekkürler efsane. Teşekkürler Florya’nın son kaptanı, Fernando Muslera! 💛❤️
Galatasaray, şampiyonluğu da beşinci yıldızı da hak etmiştir.
Sezon boyunca göğsümü gere gere, gururla izlediğim tüm oyuncuları, bu başarıda büyük emeği olan Dursun Başkan ve Okan Hoca nezdinde Galatasaray için 24 saat ter döken tüm kulüp çalışanlarını ve kalbi sarı-kırmızı atan milyonlarca taraftarımızı tebrik ederim. 25.şampiyonluğumuzu ve armamıza işlenecek beşinci yıldızı doyasıya kutlayalım. Camiamıza hayırlı olsun… ⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Kadını yalnızca anneliğe indirgemek, evliliği çocukla sınırlandırmak, toplumun çeşitliliğini ve bireylerin tercihlerini yok saymak bir bakanın değil, çağ dışı zihniyetlerin işi olabilir.
Sayın Bakan’a hatırlatmak isterim: Kadınlar çocuk doğurdukları için değil, var oldukları için değerlidir. Siz 'çocuğu olmayan aile değildir' dedikçe, biz daha yüksek sesle haykıracağız: Aile, sevgidir. Kadın, doğurmaktan ibaret değildir!
Değerli yol arkadaşlarım,
Cumhuriyetimizi yeniden demokrasiyle taçlandırmak ve iktidar yürüyüşümüzü zafere ulaştırmak için Aday No 176 ile Parti Meclisimize adayım,ve desteğinize talibim.
Birlikte güçlüyüz, birlikte başaracağız!
Sinem KIRÇİÇEK
Bugün @BahcelievlerCHP ilçe Başkanlığı 3 farklı mahallede İBB Başkanımız @ekrem_imamoglu’na özgürlük talep eden komşularımızdan imza toplamak üzere stand açtı. Yoğun ilgi karşılaşıldı.
30 milyon imza ile Ekrem Başkanı yanımıza, sandığı önümüze getireceğiz.
İBB Meclisi’nde gerçekleştirilen seçimde, Partimizin adayı ve yol arkadaşımız Nuri Aslan, Başkan Vekili olarak seçilmiştir.
Alınan sonuca göre, Adayımızın Cumhur İttifakı üyelerinden de oy aldığı anlaşılıyor.
Ekrem Başkan’a yapılan haksızlığın oylamaya yansıdığı görülüyor.
Bahçelievler Örgütümüzden, Herşey Çok Güzel Olucak Mottosunun mimari @berkaygezginn kardeşimiz, ne yazık ki daha 22 yaşında bu gücünü yitirmiş iktidar tarafından mesnetsiz sebebler ile tutuklanmıştır.
Her ne koşulda olursa olsun adalet arayışımız bize neyi reva görürlerse görsünler devam edecek.
Yılmak yok mücadeleye devam.