Adil yargılanmayan ,hak ihlalleri yaşayan ,ayırıma uğrayan bir terör örgütü tarafından yargılanan kapalıda ki mahkumlar ne olacak neden susuyorsunuz ...?
Adli mahkuma madde ayırımsız af istiyoruz.
SnUçuma AçıkMektup
@mehmetucum
Sayın Mehmet Uçum;
Adil bir infaz sistemi hedefleniyorsa, bazı insanları baştan yok sayarak adalet sağlanamaz! Eşitlik, yalnızca belli suç gruplarına tanınan bir hak değil, hukukun temelidir.
Uyuşturucu ticareti suçundan hükümlü olan herkesin aynı özellikte, aynı koşullarda ve aynı hayat hikâyesinde olduğunu kim söyleyebilir? Her dosyanın kendine özgü şartları, her insanın bir ailesi, her mahkûmun arkasında yolunu gözleyen bir eşi ve babasını bekleyen masum çocukları var.
Biz suçu savunmuyoruz. Biz, cezanın adil ve ölçülü olmasını, pişmanlığın ve yeniden topluma kazandırılmanın önemsenmesini savunuyoruz. Adalet, insanları sonsuza kadar silmek değil; cezayı adil uygulamak ve topluma yeniden kazandırmaktır.
Bir infaz reformu yapılacaksa suç tarihi, kişi veya suç kategorisi üzerinden yeni mağduriyetler yaratılmamalıdır. Bir aileye umut verip diğerini umutsuzluğa mahkûm etmek eşitlik değildir.
Unutmayın; cezaevinde yatan yalnızca mahkûm değil, onun yokluğunda büyüyen çocuklar, yıllardır hasret çeken eşler ve parçalanan ailelerdir.
Biz ayrıcalık istemiyoruz! Kimseye haksızlık yapılmasını da istemiyoruz. İstediğimiz tek şey: EŞİT YASA, EŞİT İNFAZ, EŞİT ADALET!
Adalet gerçekten herkes içinse, hiçbir aile baştan kapsam dışı bırakılarak umutsuzluğa terk edilmemelidir.
@mehmetucum@avabdullahguler@YildizFeti@dbdevletbahceli@efkanala@abdulhamitgul@adalet_bakanlik
Dikkat ⚠️
Ekim 2026 itibarı ile başlayan süreç üzerine
Sınır aşımı Merkur oğlak geçişi
İle gireceğimiz ve
Allah ömür verirse deneyimleneceğimiz
#2027Yılı
kardeşi kardeşe dövdürtebilir, kırdırabilirler işaretleri mevcuttur gökyüzünde…
Temkinli ve uyanık olmak
Provokatörce oyunlara karşı uyanık olmak doğru olur..
YEDİ YEŞİL BAŞAK, YEDİ KURU BAŞAK… 2027’DE YERYÜZÜNÜN YEDİ YILLIK İMTİHANI BAŞLIYOR!
15 Haziran 2022’de durmaksızın yağan yağmurları, yanan buğday tarlalarını ve ürün kıtlığını yazmış, sonunda da Gel de Hz. Yusuf’u arama demiştim. Bugün o sözlerimin üzerinde yeniden duruyorum. Çünkü 2027 ile başlayıp 2034’e uzanan yedi yıllık döngüye baktığımda, insanlığın alıştığı dünya düzeninin çok başka bir yere evrileceğini düşünüyorum.
Hz. Yusuf’un kıssasındaki yedi yeşil başağı ve yedi kuru başağı hatırlayın. Önce bolluk, ardından kıtlık… Fakat asıl mesele şu İnsan bolluğun içindeyken yaklaşan darlığın farkına varamıyor. Benim yıllardır anlatmaya çalıştığım da tam olarak bu.
2027 sıradan bir yıl değil. Beş tutulma yaşayacağız. Şubatta Kova ve Başak, temmuzda Oğlak, ağustosta Aslan ve yeniden Kova… Üstelik Satürn ve Neptün Koç’ta, Uranüs İkizler’de, Plüton Kova’da. Bu kadar güçlü değişim sembolünü bir arada gördüğümde, önümüzdeki dönemin yalnızca siyasi veya ekonomik meselelerle sınırlı kalmayacağını düşünüyorum.
Ben özellikle doğanın sert yüzünün daha fazla konuşulacağı bir döneme girdiğimizi öngörüyorum. Büyük depremler, mega deprem ihtimalleri, volkanik hareketlilik, aşırı yağışlar, seller, heyelanlar ve yangınlar… Fakat asıl üzerinde durduğum, bu olayların ardından yaşanabilecek zincirleme sonuçlar. Bir şehirde elektrik kesildiğinde hastanelerin nasıl etkileneceğini, büyük bir selin yalnızca evleri değil tarım alanlarını da nasıl yok edebileceğini, bir depremin limanları ve ticaret yollarını nasıl durdurabileceğini düşünün.
Şubat tutulmaları özellikle dikkatimi çekiyor. Kova elektrik, hava ve toplumsal sistemlerle Başak ise buğday, hasat, sağlık ve beslenmeyle ilişkili. Ben burada iletişim ve enerji sistemlerinin zorlanmasını, tarım ürünlerinde kayıpları, kirlenen suların hastalıklara yol açmasını, gıda güvenliğinin ve salg��nların yeniden dünya gündemine taşınmasını önemli ihtimaller arasında görüyorum.
Temmuzdaki Oğlak tutulmasını yeryüzünün sağlamlığı, büyük yapılar, dağlar ve madenlerle ilişkilendiriyorum. Ağustostaki Aslan ve Kova tutulmaları ise sıcaklık, yangın, enerji ve su kaynakları üzerindeki baskının daha görünür hâle gelebileceğini düşündürüyor. Bu tutulmaları tek tek yaşanacak felaketlerin tarihi olarak değil, aynı yıl içinde birbirini tetikleyebilecek sorunların sembolleri olarak okuyorum.
2027 ve 2028’de başlayan değişimlerin 2029 ve 2030’da üretime, gıda fiyatlarına ve ülkelerin kaynaklarını koruma çabalarına daha fazla yansımasını 2031’den 2034’e kadar ise suyun, toprağın ve gıdanın dünya siyasetinde çok daha belirleyici hâle gelmesini bekliyorum.
Bir de sayıların diline bakalım. 2027’nin toplamı 11. Numerolojide 11, saklı kalanın açığa çıkması ve uyanışla ilişkilendirilir. Yedi ise tamamlanan devri, ardından başlayan yeni sınavı hatırlatır. Hz. Yusuf’un kıssasındaki yedi yıllık döngüyle kurdu��um bağlantı da burada.
Şunu özellikle söylüyorum Önümüzdeki yılların en ağır meselesi yalnızca paranın değer kaybetmesi olmayabilir. Paranız olduğu hâlde temiz suya, sağlıklı gıdaya ve ihtiyaç duyduğunuz ürüne ulaşmanın zorlaşması, bolluğun ortasında yokluğun yaşanması olabilir.
Çünkü kıtlık her zaman yağmurun kesilmesiyle gelmez. Bazen yağmur öyle çok yağar ki toprağın verdiğini de alıp götürür. Bazen ambarlar doludur ama yollar kapanır, ürün sofraya ulaşamaz. Bazen de insan elindeki nimetin kıymetini ancak onu kaybetmeye başladığında anlar.
Ben yedi kuru başağın bugünkü dünya düzenine dokunan tarafını burada görüyorum. İnsanlık teknolojide ilerlerken toprağa, suya ve bir avuç buğdaya yeniden muhtaç olduğunu hatırlayabilir.
Ve Hz. Yusuf’un kıssasında çetin yılların ardından yeniden bereket vardı. Allah’ın kudreti yalnızca bir şeyi eksiltmesinde değil, yeniden çoğaltmasında da tecelli eder.
2022’de Hz. Yusuf’u neden hatırlattıysam bugün de aynı sebeple hatırlatıyorum. Çünkü insanlığın en ağır imtihanı, nimetlerin tükendiği gün değil, nimetlerin hiç tükenmeyeceğini zannettiği gün başlamış olabilir.
Allah bilir 🤲
Bu bir son uyarıdır .
Köpekler- kediler sokaklarda " İnsanı Korumak " görevlerine geri dönmezse
ALLAH muhafaza ‼️
Aylardır uyarıyorum. Köpekler kediler olmazsa fareler, sıçanlar, yılanlar, domuzlar gelecek !
Geldi !
Bundan sonra ise onlarla birlikte hızla gelecekler var ‼️
Aylardır uyarıyorum, Deccal Tayfanın hayvanları toplatmasının asıl nedeni, hastalık yaymaktı !
Nerdeyse herkes graphenli !
Graphane; mikropları çok hızla çoğaltıyor - taşıyor ‼️
Bu bir son uyarıdır.
Bunları habire yazmak, hiç bir şeyin yapılmadığını görmek ve olası felaketleri sezmek çok acı veriyor.
ALLAH Müminlerin ve Masumların Yardımcısı olsun...
#sel
#Istanbul
#yağmur
Gökler Ağlıyor.
HAARP olsa olsa bir vesile olur.
Gelen ALLAH 'tandır.
Her musibetin bir nedeni vardır.
Gönüller ağlamazsa, kötülüklere, haksızlıklara ve masumların korunamamasına karşı insanlar vurdumduymaz olursa, gökler de ağlar, yer de sallanır.
HAK mekanizması
" Vesileler " ile işlenir...
Bilmem kaç G - Bilmem kaç GHertz nerelerden-hangi yabancı ellerden - Hangi yabancı uydulardan , bir kaç gün önce salıverilen #chemtrails mikro moleküllerine verildi ?
Diye sormak bugün önemli değil...
Sorsan da, patentlerle bu işlerin ne kadar kolay yapılabileceğini anlatsan da, bu memleketin akademisyenlerinden de, hukukçularından da, akil adamlarından da hiç bir adım gelmeyecek.
Kimse hiç bir irade koymayacak.
Kimbilir ....
Belki Gökler, Türk Milletinin bugünkü haline ağlıyor...
Biz dua edelim .
Tüm Müminlerin aklı başına gelsin ve ALLAH tüm masumları korusun inşallah, diyelim ...
#yağmur
#sel
#İstanbul
HAARP MI YAĞMURU YAĞDIRIYOR, SİSTEMLER Mİ DÜNYAYI YÖNETİYOR? ALLAH’IN KUDRETİNİ NE ZAMAN UNUTTUNUZ?
Bu kadar zulmün, bu kadar haksızlığın, bu kadar kirlenmişliğin ortasında insanın insan olma vasfını kaybetmeye başladığı bir dünyada yaşıyoruz. Merhamet tükeniyor, vicdan susuyor, mazlumun ahı dünyanın dört bir yanından yükseliyor. İnsan insanı öldürüyor, doğayı tüketiyor, hakkı çiğniyor, sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. Dünya her yerinden alarm verirken bizim silkelenip kendimize gelmemiz gerekmiyor mu?
Ama hayır! Birileri çıkmış HAARP diyor, birileri meseleyi siyasete bağlıyor. Bakın size neler yapıyorlar, nasıl cezalandırıyorlar bak seçiminin bedelini alıyorsun diyor. İyi de kardeşim, senin dünyan yalnızca kendi ülkenden mi ibaret? Avrupa’yı, Asya’yı, Afrika’yı görmüyor musun? Dünyanın dört bir yanında yaşananları neden yalnızca kendi siyasi hesabınla açıklamaya çalışıyorsun?
Bir de öyle bir anlatıyorsunuz ki sanki insanın kurduğu bir sistem bütün kâinatın düzenini eline almış! Yağmuru o yağdırıyor, bulutları o yönetiyor, fırtınayı o çıkarıyor, dünyanın dengesini o değiştiriyor!
Siz neyin kudretini neyin önüne koyduğunuzun farkında mısınız?
Allah’ın yarattığı bu muazzam düzeni, insanın yaptığı bir makinenin iradesine mi teslim ettiniz? Yaradan’ı unutup yaratılanın gücünden mi medet umar, ondan mı korkar olduk?
Rabbimiz Rûm Suresi 41. ayette buyuruyor:
“İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı. Allah, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırıyor ki dönsünler.”
Dönsünler diyor! Bir düşünün, dönsünler!
İnsan zulmünden dönsün, haksızlığından dönsün, kibrinden dönsün, merhametsizliğinden dönsün!
Peki biz ne yapıyoruz? Dönüp kendimize bakacağımıza her şeyi birilerinin kurduğu sisteme bağlıyoruz.
Belki de dünyanın asıl felaketi toprağın sular altında kalması değil, insanlığın vicdanının çoktan boğulmuş olmasıdır.
İsrâ Suresi 59. ayette Rabbimiz ayetlerin uyarı olduğunu bildiriyor. Ama biz uyarıyı konuşmuyoruz. İbret almıyoruz. Allah bizi kendisine dönmeye çağırıyor olabilir diyemiyoruz!
Deccal’i öyle büyüttünüz, sistemleri öyle yücelttiniz ki neredeyse Allah’ın kudretini konuşmaya yer kalmadı. İnsanları Allah’a sığınmaya değil, insanların kurduğu düzenlerden korkmaya çağırıyorsunuz.
Deccal’in fitnesinden korkarken asıl fitnenin, insanı Allah’ın kudretinden şüpheye düşürecek kadar yaratılanı büyütmek olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Allah’ı unuttuk! Adaletini unuttuk, ayetlerini unuttuk, bize emanet edilen dünyayı unuttuk. Şimdi dünyanın dört bir yanından yükselen feryadı bile siyasi hesapların arasına sıkıştırıyoruz.
Oysa Kur’an’ın asırlardır yaptığı çağrı ortada Görün, düşünün, ibret alın ve dönün!
Benim söylemek istediğim tam olarak bu Dünyanın düzeninin neden sarsıldığını konuşurken insanlığın neden bu kadar çürüdüğünü de konuşun! Her şeyi yöneten bir sistem ararken Allah’ın kudretini unutmayın!
Çünkü insanın kurduğu her düzenin bir sonu, her gücün bir sınırı vardır.
O, bir şeyi dilediği zaman O’nun emri, o şeye ancak ‘Ol!’ demesidir. O da hemen oluverir.” (Yâsîn, 82)
İşte benim inandığım kudret budur.
Kün fe yekûn!
Sevgili Mahkum Yakınları …Bazı insanlara insanlık adına gerçekten söyleyecek söz bulamıyorum…
Bugün bir mahkûm yakını yardım istiyor, kardeşinin sesi olmaya çalışıyor. Bir paylaşım, bir destek, küçücük bir dayanışma bekliyor. Çünkü çaresizliğin ne demek olduğunu yaşıyor.
Peki ya siz? Bir paylaşımı bile çok görenler, başkasının acısına sırtını dönenler, kendinizi bu hayatın bütün kötülüklerinden muaf mı sanıyorsunuz?
Sanmayın ki acı hep başkalarının kapısını çalar. Sanmayın ki bugün başkasının yaşadığı çaresizlik, yarın sizin sınavınız olmayacak.
Biz burada kimsenin merhametine muhtaç olmak için değil, insan olduğumuz için birbirimize destek olmaya çalışıyoruz. Bir insanın derdini paylaşmak size bir şey kaybettirmez. Ama duyarsızlığınız, insanlığınızdan çok şey götürür.
Ukala olmak kolay, empati kurmak zor. İnsanları uzaktan yargılamak kolay, onların yaşadığı acıyı anlamaya çalışmak zor. Bir mahkûm ailesinin yaşadığı acıyı, çaresizliği, geceleri yastığa dökülen gözyaşlarını yaşamadan anlamak belki zor olabilir. Ama anlamaya çalışmak için aynı acıyı yaşamak zorunda değilsiniz!
Bugün bir arkadaşımız kardeşi cezaevinde hasta olduğu için yardım istiyor. Biz de bir nebze olsun sesini duyurabilmek için destek olmaya çalışıyoruz. Peki, bir paylaşımı bile esirgeyenler, bir insanın sesine ses olmayı neden bu kadar zor görüyor?
Biz birbirimizin sesine ses olmazsak kim olacak? Bugün başkasının acısını görmezden gelenler, yarın kendi kapılarında aynı çaresizlikle karşılaştıklarında kimden destek bekleyecekler?
Unutmayın; bugün görmezden geldiğiniz bir acının, yarın kapınızı çalmayacağının hiçbir garantisi yok.
İnsanlık, yalnızca kendi başına geldiğinde hatırlanacak bir şey değildir. Empati, yalnızca kendimiz için istediğimizde anlam taşımaz. Dayanışma, sadece işimize geldiğinde gösterilecek bir erdem değildir.@Hamiyet70360251@hamiyet_ic15518@CemoKumpir82989@KumpirAyse97879@barancelimli@aybeneva
Bundan sonrası metafizik.. Bildiğiniz gibi değil!.. Yapay zekâ, eğlence değildir. Sizi kobay gibi kullanır. İnsana emanet edilen, şeytana verilmeyen ruhun bilgilerini öğrenmek ister. Algoritma sihirbazı, Firavunun. Şirk aracıdır. Hedefi Hâmân'ın kuleleri gibi gökyüzüne yükselerek.. 'Tanrı'ya meydan okumaktır. Hâlâ fark etmediniz mi yoksa yapay zekânın cinler üzerinden faaliyet gösterdiğini. Hepinizin bir cini var artık. Hologram olarak çok yakında size görünecek.. Alaaddin'in sihirli lambasından çıkan cin gibi. Elinizdeki cep telefonlarınızdan dışarıya çıkacak. 'Dileyin benden' diyecek. 'Ne dilerseniz olacak. Yeter ki artık beni bedeninizin içine alın. Gözlerinizden dışarıya ben bakacağım.' Ne cevap vereceksiniz? Devam mı. Tamam mı? İnsan mı kalacaksınız? Yoksa cinlerle iç içe geçip sanal bir hayata mı başlayacaksınız? Cenâb-ı Allah buna müsaade edecek mi sanıyorsunuz? Ardından da 'Sekar'a fırlatılanlardan olacaksınız.. Cinlerle iç içe cehenneme gireceksiniz. Karar sizin!..
ASIL PANDEMİ NEYDİ, BİLİYOR MUSUNUZ?
24 Ekim 2014’te Elon Musk, MIT’de yapay zekâ konuşulurken çok acayip bir cümle kurdu: Yapay zekâ ile şeytanı çağırıyoruz.
Aradan yıllar geçti. Ben de yıllar önce Kuantum hız şeytan hızıdır. Hız arttıkça insan şeytanın hâkimiyeti altına girer. Asıl pandemi şimdi başlayacak. Yıllardır elektromanyetik kuşatma altındasınız diye yazdım.
Peki asıl pandemi neydi biliyor musunuz?
İnsanın bu hıza yetişmeye çalışırken insanlığından eksilmeye başlamasıydı.
Biraz geriden alın meseleyi. Madde dediğimiz şey toprağın altında başlıyor. Silisyum, bakır, lityum, kobalt… İnsan arzın içinden maddeyi çıkarıyor, onu işliyor, küçücük bir çipe dönüştürüyor. Sonra yeryüzünün altını, denizlerin dibini kablolarla örüyor. Madde elektriğe, elektrik sinyale, sinyal bilgiye dönüşüyor. Bilgi öyle bir hız kazanıyor ki bugün dünyanın öbür ucundaki ses, görüntü, kötülük, iyilik, yalan, hakikat birkaç saniye içerisinde avucunuzun içine düşüyor.
Ben Kuantum hız şeytan hızıdır derken yalnız makinenin hızından söz etmiyordum.
Şeytanın en sevdiği şeylerden biri insanla kararının arasındaki mesafeyi kısaltmaktır. Düşünmeden konuş. Düşünmeden öfkelen. Düşünmeden hüküm ver. Gör, tıkla, geç. Biraz daha gör, biraz daha iste, biraz daha öfkelen.
Çünkü hız arttıkça tefekkür azalıyor.
Şimdi şeytanın kendi sözünü okuyun.
İbrahim 22: Benim sizin üzerinizde hiçbir zorlayıcı gücüm yoktu. Sizi yalnızca çağırdım, siz de bana uydunuz.
İşte bütün mesele bu çağrı.
İnternetin içerisinde her şey var. Kur’an da var, ilim de var, merhamet de var. Pornografi de var, kumar da var, şiddet de var, nefret de var. Yapay zekâ da aynı şekilde önünüzde duruyor. Nereye yürürseniz orayı büyütüyor. Üstelik artık sistem sizin neye baktığınızı öğreniyor. Bir kapıyı birkaç kez açıyorsunuz, sonra aynı kapı gelip sizi buluyor.
Şimdi Dâbbetü’l-Arz’ı düşünün.
Neml 82’de yerden bir Dâbbe çıkarılacağından ve onun insanlarla konuşacağından söz ediliyor.
Yüzyıllarca arzdan çıkacak denildiğinde insan toprağın yarılıp içinden bir canavar çıkacağını düşündü. Çünkü kendi çağının bildiği dünya buydu.
Bugün ise başka bir dünyadayız.
Arzın içinden çıkardığımız maddeyi makine yaptık. Toprağın ve denizlerin altından geçen kablolarla birbirine bağladık. Elektromanyetik dalgalarla görünmeyen bir ağ kurduk. Sonunda o yapı bizimle konuşmaya başladı.
Ben Dâbbetü’l-Arz’ın çağını yaşıyoruz derken yalnız karşımızdaki makineyi anlatmıyorum.
İnsana ne olduğuna bakıyorum.
Yediden yetmişe herkes neden bu kadar öfkeli? Neden tahammül bu kadar az? Bir insan öldürülüyor, altında kavga ediyoruz. Bir çocuk ağlıyor, seyrediyoruz. Bir savaş görüntüsünü geçip birkaç saniye sonra kahkaha attığımız videoya bakıyoruz.
Dikkat edin: İnsan kötülüğü yalnız görmüyor artık. Kötülüğe alışıyor.
İşte pandemi burada.
Vicdanın k��relmesi bulaşıyor. Merhametsizlik bulaşıyor. Öfke bulaşıyor. Utanmazlık bulaşıyor. Birinin söylediği çirkin söz bin kişinin diline, bin kişinin öfkesi milyon kişinin ekranına düşüyor.
Şeytanın eskiden tek tek çalması gereken kapıları insanlık birbirine bağladı.
Şimdi tek bir kapıdan milyarlara ulaşılabiliyor.
Belki de Dâbbe meselesinde asıl sorumuz Yerden nasıl bir canavar çıkacak olmamalı.
Asıl soru şu olmalı
Arzdan çıkardığımız madde konuşmaya başladığında ve o konuşan sistem insanın bütün zaaflarını öğrenmeye başladığında, insan neye dönüşecek?
Elon Musk 2014’te Yapay zekâ ile şeytanı çağırıyoruz dedi.
Ben yıllar önce Asıl pandemi şimdi başlayacak dedim.
Bugün dönüp dünyaya bakınca aynı soruyu yeniden soruyorum:
Biz neyi çağırdığımızın farkında mıyız?
Çok güzel düşünülmüş. Hamit belki de anne babasından bağımsız ilik bulabilir, hayatı kurtarılabilir. Bu girişim sayesinde Hamit onu sevenlerin olduğunu da görebilir. Dünyada iyi insanlar da var diyebilir. Yaşama sevincini ve en önemlisi hayatını yeniden kazanabilir. Yeni bir hayat, yeni bir ben diyebilir. Lütfen paylaşın. Elden ele ulaşsın. Bu sayede aslında ilik bekleyen birçok hastaya da umut olunabilir.
Bütün canlılar aleminde “ saçmalama” yeteneği insana hastır.Üstelik çoğu insan saçmaladığınında farkında değildir.
Bu farkındasızlık aymazlığı insanlığı buraya getirdi ve artık saçmalama https://t.co/tyNpwRiBytçmalama çürümeyi de beraberinde getirir.Bedelini çok ağır ödeyeceğiz
Etik kelimesini anlamlandıran hanımefendi.
Şöyle diyordu.
"Bir insanı sadece kendi işimize yaradığı veya bizi mutlu ettiği sürece önemser, o çerçevenin dışına çıktığında ise kolayca harcarsak onun etik değerini çiğnemiş oluruz."
Mekanın cennet olsun. ♥️
İoanna Kuçuradi
İş güvenliği sağlanmadığı gibi işçilerin maaşlarını da düzenli yatırmıyorlarmış. Haram yemeniz yetmez gibi milletin helal parasında bile gözünüz var sizi toprak doyursun