🔥Mutlaka Okuyun🔥
Allah'tan bahsetmenin yasak olduğu bir dönemde, meydan yerine çıkarak hakikati gür sesiyle haykıran, ( 1924 ile 1950 )
10 yıl hapis yatan, 4 yıl milletvekilliği yapan, “Allahsıza, vatansıza, bayraksıza karşı Serdengeçti” dergisini çıkaran,
Her çıkardığı sayıdan sonra “Nasıl olsa tutuklayacaklar” deyip emniyete giden ve her gittiğinde de hakikaten tutuklanan;
Hapse giderken de “Açın kapıları Osman Yüksel geliyor.” diye seslenen,
Tek parti döneminin müslümanlar üzerinde uygulamış olduğu her türlü baskı ve zulümlere karşı, Üstad Necip Fazıl gibi dönemin önde gelen şahsiyetleriyle zulme karşı direnen bir dava adamıydı Osman Yüksel Serdengeçti.
_
Meclise sürekli kravatsız gitmesi nedeniyle genel kurula girişi yasaklanınca kravatı beline takıp genel kurula giriyor.
Meclis başkanı kravatını takması yönünde kendisini uyarınca ”kanunda nereye takılacağı belli değil istediğim gibi takarım” diyerek tepki gösteriyor.
_
Tanrı Türk'ü korusun" sloganının ve Tanrı kelimesinin kulislerde çokça tartışıldığı dönemde, bir tartışmada şöyle demiştir: "Ne tartışıyorsunuz?
Tanrı Türk'ü, Allah da Müslüman'ı korusun.
_
Milletvekili olduğu yıllarda, bir gün meclis kürsüsünde kendisine laf atan vekillere dayanamaz ve "bu meclistekilerin yarısı hıyardır" der ve iner kürsüden.
Bunun üzerine meclis karışır ve herkes kendisinden sözünü geri almasını ister.
Arkadaşlarının da ricası üzerine tekrar kürsüye çıkar ve vekilleri rahatlatan şu sözleri söyler:
Bu meclistekilerin yarısı hıyar değildir.
_
Yine 40’lı yıllarda TRT radyosunda konuşurken içinde Allah geçen bir cümle kurduğu için mahkemenin yolunu tutar.
Duruşma sırasında hakim Serdengeçti’nin savunmasını ister. O da anlatmaya başlar:
Efendim, halk arasında 'Allah selamet versin, Allah’a ısmarladık' gibi dil alışkanlığı cümleler kurulur. Ben de olsa olsa böyle bir şey söylemişimdir.
Bu izahatın ardından hakim tekrar sorar:
Evladım sen bu ülkede Allah demenin yasak olduğunu bilmiyor musun?
Serdengeçti yutkunmadan cevap verir. "Allah Allah...!"
"Davamız Allah Davası, Millet Davası, Vatan Davasıdır" diyen Osman Yüksel Serdengeçti'nin ölüm yıldönümü..
Rahmet olsun...
Mekanı cennet olsun..
Türk Futbolu | Siyaset ve Derin Yapı Nedir?
Şahsen benim için Türk futbolu, meşin yuvarlağın peşinden koşulan bir spor dalı olmaktan çoktan çıktı. Artık karşımızda sportif bir rekabet değil; çürümüş ilişkiler ağıyla örülmüş bir "güç simülasyonu" var.
Bu yüzden benim gözümde ne bir ciddiyeti ne de bir gerçekliği kaldı. Çoğu zaman izlemeyi bile kendime hakaret sayıyorum; çünkü sahada izlediğimiz şey futbol değil; algı yönetimi, manipülasyon ve kusursuzca kurgulanmış bir düzen.
Bakın, koskoca Dünya Kupası arenasında tek bir Türk hakeminin bile boy göstermemesi bir "talihsizlik" değil, adeta bir tescil belgesidir.
Türk futbolunun uluslararası arenada ne kadar itibarsızlaştığının en somut göstergesidir. Çünkü bu ekosistemde liyakat bir engel, dürüstlük ise bir yük olarak görülüyor. Sisteme "tetikçilik" yapan, karakterini kapı eşiğinde bırakan isimler yükselirken; hakemlik makamı adalet dağıtan bir terazi olmaktan çıkıp operasyon yürüten bir robota dönüşüyor.
Çürüme Tepeden Başlar
Spor Bakanı'nın yapının adamı olarak görevini "kusursuz" yerine getirmesi, etliye sütlüye karışmaması ve daha da vahimi; MHK ile federasyon koltuklarının yıllardır tartışmalı, şaibeli isimlerle doldurulması güven erozyonunu zirveye taşıdı. En tepedeki koltuklar bile bu kadar sisliyken, aşağıda berrak bir oyun beklemek safdillik olur.
Siyasetin, derin yapıların ve güç odaklarının sporun kılcal damarlarına kadar nüfuz ettiği bir düzende; sahada adalet değil, çıkar dengeleri konuşur. Sporun içine güç mühendisliği girdiği anda rekabet kirlenir, hak eden değil "desteklenen" kazanır. Bu yapı o kadar derinleşmiş durumda ki; adalet ve temiz futbol artık sadece nostaljik birer kavram.
Büyük Soru: Süper Lig’in Sportif Gerçekliği Kaldı mı?
Her sezon aynı döngü, farklı ambalajlarla önümüze sürülüyor:
• Hakem Kararları: Adaletin değil, yapının emrettiği düdükler.
• Medya Operasyonları: Kalemini operasyon aparatına çeviren figüranlar.
• Algı Mühendisliği: Sahadaki oyunu değil, masadaki planı kutsayan manşetler.
Her yıl yeni bir "umut senaryosu" pazarlanıyor. "Fenerbahçe dünya yıldızlarını aldı, bu sene o sene", "Fenerbahçe dünyanın en iyi teknik direktörünü getirdi" ya da "Bu sene Fenerbahçe şampiyon yapılacak" söylemleriyle insanlar ekrana bağlanıyor, heyecan pompalanıyor, reytingler şişiriliyor.
Fakat perde kapandığında senaryo hep aynı yere çıkıyor: Sistemin kolladığı yapı, her defasında yine mutlu sona ulaşıyor.
Adalet Nerede?
Bu çürümüşlüğün en acı tablosu ise adalet mekanizmasının işleyişinde yatıyor. Ülkede adaletin nasıl seçici davrandığını futbolun arka bahçesinde net bir şekilde görüyoruz. Bir yanda kara para, yasa dışı bahis ve çifte sözleşme gibi ağır iddialarla kulüp yöneticileri yargı kıskacına alınırken; yöneticileri tutuklanan "yapının takımına" asla dokunulmaması her şeyi ortaya koyuyor. Çünkü onlar da bu düzeneğin bir parçası.
Sonuç olarak; ortada gerçek bir spor müsabakası değil, her detayı önceden çalışılmış büyük bir tiyatro var. Tribünler sadık birer seyirciye, medya kullanışlı figüranlara, çoğu hakem ise bu karanlık oyunun başrol oyuncusuna dönüşmüş durumda. Günün sonunda MHK Başkanı hala koltuğunda oturabiliyor; TFF Başkanı ve Spor Bakanı ise sistemin birer dişlisi olarak rollerini oynamaya devam ediyor. Çünkü Yapının takımı ile TFF başkanının sözde kavgalarıda bu senaryonun bir parçası.
Türk futbolunu anlamak için süreci "2011 öncesi" ve "2011 sonrası" (FETÖ operasyonları dönemi) olarak ikiye ayırmak şarttır. Tüm kulüplerin 2011 yılındaki şampiyonluk sayıları ile bugün 2026 yılındaki mevcut şampiyonluk sayılarını yan yana koyup bir kıyas yaparsanız; söz konusu "yapının" ve karanlık odakların aslında hangi takımın koluna girdiğini, kimi ayağa kaldırıp kimi aşağı çektiğini net bir şekilde anlarsınız.
Atatürk’ün imzası rakı bardağına değil vatan savunması için Milli Savunma Bakanlığı AR-GE birimi tarafından geliştirilen
6 bin kilometre menzilli YILDIRIMHAN kıtalararası balistik füzesine atıldı…
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Sakın ha sarıyı çıkarma…
Sakın ha kırmızıyı gösterme…
Sakın ha VAR’a gitme…
Sakın ha penaltı verme…
Sakın ha bazı konuları açma
“Sakın ha…”
Sezon boyu tüm kritik pozisyonlarınız askıdaydı.
Şimdi ‘ilişkiler askıya’…
Sıra bu maçta mı?
Dün; Okullarda polisin ne işi var
Bugün; Okullarda neden polis yok
İşte karşınızda CHP milletvekili Mahmut Tanal
İkiyüzlülük sanat olsa, CHP bu sanatın mega starı olurdu...
Bir polis babanın, bir öğretmen annenin evladı bugün vahşet işledi.
Anne-baba imam hatipli değil, çocuk Kur’an kursu öğrencisi değil, Suriyeli değil, sistem şeriat değil…
Eeee o zaman neden hemen Yusuf Tekin hedefte?
Demek ki dert hakikat değil, fırsattan siyasi rant çıkarmak. Her acıda ezberleri aynı, fail başka olsa da suçlu hep önceden hazır.
Sizleri tanıyoruz… Siz kime karşı iseniz, biz tam onun yanındayız.
#YusufTekinYalnızDeğildir
@turgaydemirr Bence ellerinde İbrahim bey ile ilgili hoş olmayan videolar var ve onu buradan tehdit ediyorlar, başka bir izahı yok bu kadar sessiz olmasının.